Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Merz’in Türkiye ziyareti: Almanya silah arkadaşını arıyor

Dost veya müttefik, bütün savaş hazırlıkları ve retoriğine rağmen asker sayısını kısa sürede artırmakta sorun yaşayan Almanya ve diğer NATO üyelerinin, Rusya'ya Karadeniz’de komşu ve boğazları kontrol eden bir güç olarak Türkiye’ye ihtiyaç duydukları açık.

Haluk Arıcan

Yayın Tarihi: 31.10.2025 , 18:26 Güncelleme Tarihi: 31.10.2025 , 18:28

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Türkiye’ye yaptığı ilk resmi ziyaret, beklendiği gibi sorunsuz bir şekilde gerçekleşti. Merz, ziyaret kapsamında AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüştü. En ince detaylara kadar çok iyi planlandığı görülen bu görüşme, Alman basını tarafından ‘’Önemli ama çetin bir müttefike yapılan zorunlu bir ziyaret’’ diye özetlenebilecek bir çerçevede ele alındı.

Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze-İsrail, Suriye, göç ve özellikle silahlanma konuları görüşmelerin merkezinde yer alan başlıklardı.

Başbakanlıkta 6. ayını doldurmakta olan Merz, göreve gelmesinden bu yana yalnızca önde gelen AB ülkeleri, İngiltere ve ABD’ye ziyaretler yapmıştı. Almanya liderinin bu çemberin dışında ilk ülke olarak Türkiye’yi ziyaret etmesi dikkat çekti. Dış gezilerde Merz’in yanında pek görülmeyen eşini, ‘’Emine Erdoğan’ın ricasıyla’’ Ankara’ya götürmesi ve ziyaretin iki gün sürmesi, Almanya’da hükümetin Türkiye’ye ve Erdoğan'a verdiği önemi gösterdiği şeklinde yorumlandı.

'Silah al yeter'

Tabii bu ziyaretin sonuçlarından memnun olmayan kesimler her iki ülkede de mevcut.

Türkiye'de Merz’in ziyaretinden ‘’demokrasi’’ çıkışı bekleyen az sayıdaki müzmin AB’ciler, bir kez daha hayal kırıklığına uğradılar. Daha önceki dönemin aksine artık sahte ‘’demokrasi, düşünceyi ifade etme özgürlüğü’’ talepleri AB’li siyasetçilerin gündeminde yer almıyor. Zaten bu ülkelerde de artık bu konular tartışmalı durumda.

İçeride kazanılmış sosyal haklara açılan büyük savaş, faşist-faşizan partileri bütün büyük burjuva demokrasilerinde ya hükümete ya ana muhalefet konumuna taşımış durumda. Almanya da dahil olmak üzere ‘’sol’’dan sağa bütün düzen partileri ülke dışında savaşa hazırlanırken, sosyal harcamaları minimuma indirip, silahlanma üzerinden sermayeye toplumsal kaynakları aktarmada birbirleriyle yarışıyorlar.

Bundan dolayı artık sermaye çıkarları için demokrasi süsüne gerek kalmadı.  

Bu gelişmenin Merz’in Türkiye ziyaretine yansıması ise ana muhalefetin aleyhine oldu. merz, daha önce olduğu gibi CHP ile bir görüşme gerçekleştirmeyi reddederkeni İmamoğlu için de bir cümle bile sarf etmedi. Ziyaretin ağırlığını büyük kazançlı ticari anlaşmaları oluşturdu.

Merz’in koalisyon ortağı sosyal demokrat SPD’nin de, CHP ile görüşme için bastırmaması, bu partinin basiretsizliğinden çok, sermayenin ağzını sulandıran yüksek kârlı silah satış sözleşmelerini aksamasını istememesinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Daha birkaç gün önce Ankara'yı ziyaret eden İngiltere Başbakanı Keir Starmer da, Ankara’da 10,7 milyar avroluk 20 Eurofighter Typhoon’u satış anlaşmasını imzalarken, mensubu olduğu İşçi Partisi’nin "kardeş partisi" olan CHP ile görüşmekten kaçınmıştı.

Sivil kıyafetlilerle kapalı kapılar ardında

Buna karşın Merz, Almanya veya AB’den destek alan sivil toplum örgütleri temsilcileriyle çarşamba akşamı Ankara’daki büyükelçilikte bir araya geldi. Ayrıntıları ve kimlerin katıldığı açıklanmayan kapalı kapılar ardındaki toplantının sızdırılmamaya çalışılması da, Erdoğan’ı kızdırmama siyasetinin bir parçası. Diğer taraftan Merz’in bu girişimi, şimdilik zayıflamış gözükse de Erdoğan’ın Türkiye'den Almanya'ya göç edenlerin üzerindeki etkisine karşı, Almanya’nın Türkiye içindeki nüfuzuna yönelik bir işaret de taşıyor.

Yeni dönem

Görüşmelerden sonra ortak basın toplantısında Erdoğan’ın İsrail’i Gazze’de soykırım uygulamakla suçlaması ve Almanya’nın müdahalesini istemesi üzerine Merz’in bir polemiğe girmeden Almanya’nın İsrail politikasını savunması, bir kazadan çok, iki ülkedeki kamuoyunu rahatlatacak, çerçevesi önceden çizilmiş bir PR çalışması izlenimi verdi.

Merz’in ortak basın toplantısında ‘’Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlaşmasını desteklediklerini’’ ama AB’ye üyeliğin uzun süreceğini ve Kopenhag Kriterlerinin yerine getirilmesinin şart olduğunu belirtmesi, hem Almanya’da hem Türkiye'de ciddiye alınmasa bile ‘’Türkiye’nin AB üyeliğine destek’’ olarak yorumlandı.

Alman siyasetinde, Avrupa denildiğinde duruma göre bazen AB kastedilse de, sözleşmelerde olduğu gibi diplomaside de, tartışma yaratacak başlıklarda kast edilene değil, net olarak ifade edilene bakılır. Bundan dolayı, önceden üzerinde düşünüldüğü belli olan bu cümle gerektiği vakit ‘’AB üyeliği değil Avrupa’ya yakınlaşma kast edildi’ diye yorumlanma imkanı sağlayan ‘’yaratıcı’’ ve her iki hükümet için de kullanışlı bir ifade gibi gözüküyor.

Yine de bu durum, Alman dış politikasının söyleminde 20 küsur yıl sonra bir değişikliğe işaret ediyor.

Net olan ise, Türkiye’nin AB’nin şimdilik 150 milyar avroluk bütçe ayrılan silahlanma programı SAFE’ye dahil edilmesinin her iki ülkenin de gündeminde önemli yer tutması. Bu bağlamda Merz’in Türkiye ile stratejik ortaklığın geliştirileceği, dışişleri bakanları arasındaki stratejik görüşmelerin yeniden başlatılacağı ve savunma bakanlarının buluşmalarının kararlaştırıldığını açıklaması ilişkilerin savaş hazırlıkları başlıklarında yoğunlaşacağını gösteriyor.

Dost mu müttefik mi?

Almanya’nın Merz hükümeti dönemindeki Türkiye siyasetinin, uzun süren yine CDU’lu Merkel hükümeti ve aradaki SPD’li Scholz döneminden sadece söylemde değil içerikte de farklılaştığı görülüyor. Dostluk bağlarına vurgu yapılıyor.

Halbuki bundan 10 yıl kadar önce, 2014 yılında Almanya’da ortaya çıkarılan ‘’Telekulak’’ skandalında, Almanya’nın aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi müttefik ülkenin liderlerini dinlediği ifşa olmuştu.

O dönem açıklama yapan bir üst düzey yönetici sonradan kısmen yalan olduğu ortaya çıkan bir açıklama yapmış ve müttefiklerin dinlenmiş olabileceğini ama dost ülkelerin dinlenmediğini iddia etmişti. Burada önemli olan ve yukarıdaki cümlenin tek doğru olan kısmı ‘’Almanya tarafından Türkiye’nin (NATO bağlamında) bir müttefik olarak görüldüğü ama bir dost olarak görülmediğiydi. Bu durum, "yakın aileden olmayan, iş düştüğünde yardım istemek için aranan, ama asıl öldüğü vakit mirasından ne pay düşeceği hesaplanan bir akraba ile olan ilişki" gibi düşünülebilir.

Bu görüşte özde bir değişiklik olduğu tartışılır olsa bile, Ukrayna Savaşı ve Trump’ın seçilmesinden sonra Türkiye’nin Rusya’ya yönelik savaş hazırlıklarına katkısı NATO ve Almanya açısından çok önem kazandı.

Ukrayna’daki savaşın başlamasından itibaren, başını Avrupa’da İngiltere, Almanya ve Fransa’nın çektiği silahlanma ve Rusya’ya karşı provokasyon politikası, son dönemde gizlenmesine gerek duyulmayacak bir şekilde savaş hazırlıklarına dönüştü. Bu bağlamda Türkiye ile olan ilişkiler de jeopolitik çerçevede stratejik bir konuma ulaştı.

Dost veya müttefik, bütün savaş hazırlıkları ve retoriğine rağmen asker sayısını kısa sürede artırmakta sorun yaşayan Almanya ve diğer NATO üyelerinin, Rusya'ya Karadeniz’de komşu ve boğazları kontrol eden bir güç olarak Türkiye’ye ihtiyaç duydukları açık.

Sermayenin bu tür ihtiyaçları iki ülkeyi yakınlaştırıyor. ‘’Silah arkadaşlığı’’nın Alman siyasetinde de I. Dünya Savaşı bağlamında hatırlandığı bu zamanda, iki ülkenin NATO üyeliği ile de bağlantılı dostluğunun emekçilere kan dışında verebileceği bir şey yok.

İşçi sınıfı ve geniş emekçi sınıflar en umutsuz gözüken zamanlarda örgütlü oldukları vakit neleri başarabileceklerini tarihte bir çok kez ispatladılar.

Bugün de geniş emekçi kesimlerin yoksullaşmasını, umutsuzluk ve öfke içinde faşist hareketlere yem olmasını engelleme olanağı mevcut. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.