Sayfa yolu
Meloni-Erdoğan görüşmesi derinleşen bir stratejik ittifak mı?
M. Erdem Kaya
Yayın Tarihi: 30.04.2025 , 15:37 Güncelleme Tarihi: 30.04.2025 , 15:54
Türkiye ile İtalya arasında son dönemde giderek artan diplomatik temaslar, yüzeyde ikili ilişkiler gibi görünse de, derininde küresel kapitalist sistemin yeniden yapılanan güç ilişkilerine temas ediyor.
Avrupa Birliği içinde uzun süredir ikincil rolde kalan İtalya, hem enerji hem de savunma politikalarında daha belirleyici bir aktöre dönüşme çabasında Türkiye ile stratejik bir yakınlaşma geliştiriyor.
Bu yeni eksende göç yönetimi, enerji taşımacılığı ve silah sanayi gibi başlıklar birbirini tamamlıyor. Roma'daki zirve, bu başlıkların somutlaştığı ve iki ülkenin emperyalist nüfuz alanlarını genişletmek üzere yeni uzlaşılar geliştirdiği bir platforma dönüşüyor.
Roma Zirvesi ve yeni dönemin işaretleri
29 Nisan 2025 tarihinde Roma'da düzenlenen Türkiye-İtalya Hükümetlerarası Zirvesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin geldiği yeni aşamayı göstermesi bakımından dikkat çekiyor. Zirve sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin "Türkiye kaynaklı göç sıfıra indi" ifadeleriyle Erdoğan'a teşekkür etmesi, sınır ötesi bir siyasi ortaklığın sinyali olarak yorumlanıyor. Bu açıklama, göç politikasının ötesinde enerji, savunma ve jeopolitik eksende gelişen bir yakınlaşmanın da ifadesi niteliğini taşıyor.
Türkiye-İtalya ilişkilerinde yön değişikliği
Geçmişte Libya'daki iç savaş bağlamında Türkiye ve İtalya arasında pozisyon farkları diplomatik sürtüşmelere neden olmuştu. Türkiye Trablus hükümetini askeri olarak desteklerken, İtalya çatışmanın taraflarıyla denge politikası yürütmeye çalıştı.
Ayrıca, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları tartışmasında İtalya zaman zaman Yunanistan ile imzalanan deniz yetki anlaşmaları nedeniyle Türkiye’nin tepkisini çekmişti. Bununla birlikte, Roma yönetimi Atina kadar sert bir blok siyaseti gütmeyerek Ankara ile diyaloğu sürdürmeye çalışmıştı.
Son dönemlerde Türkiye ve İtalya arasında gelişen ilişkiler, sınırlı diplomatik temaslardan çıkar ortaklığına evriliyor. Libya bağlamında zaman zaman karşıt konumlarda yer alan iki ülke, son dönemde özellikle savunma ve enerji alanlarında daha bütünlüklü çıkar ilişkileri geliştiriyor. Baykar ile İtalyan Leonardo şirketi arasında insansız hava aracı üretimi konusundaki ortaklık, sadece ticari bir işbirliğini değil, Akdeniz güvenliği bağlamında askeri kapasite paylaşımını ve siyasal angajmanı da ifade ediyor. Bu işbirliği, İtalya'nın NATO içindeki etkisini artırırken, Türkiye'nin Avrupa nezdinde pazarlık gücünü genişletiyor.
İki ülke arasında son yıllarda yalnızca savunma ve diplomatik düzeyde değil, ekonomik alanda da dikkat çekici bir yakınlaşma yaşanıyor. 2024 yılı itibarıyla Türkiye ile İtalya arasındaki toplam ticaret hacmi 32 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu rakamla İtalya, Türkiye'nin en büyük dördüncü ticaret ortağı konumuna geliyor. Türkiye'nin İtalya'ya ihracatı 13 milyar dolar düzeyindeyken, İtalya'nın Türkiye'ye ihracatı ise yaklaşık 19 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Makine, otomotiv, kimya ve savunma sanayii başlıca sektörler arasında yer alıyor.
Bu yüksek ticaret hacmi, iki ülke arasındaki siyasi ve askeri yakınlaşmanın aynı zamanda ekonomik olarak da beslendiğini gösteriyor. İtalya açısından Türkiye, yalnızca üretim ve tüketim pazarı değil; aynı zamanda enerji geçiş noktası, yatırım destinasyonu ve bölgesel etki sahasına erişim aracı olarak da önem taşıyor.
Silahlanma işbirliği bu noktada giderek daha belirgin hale geliyor. 2024 yılı itibarıyla Leonardo firması, Türkiye merkezli ASELSAN ve Roketsan ile 400 milyon avro tutarında ortak Ar-Ge projeleri ve komponent üretim anlaşmaları imzaladı. Baykar’ın İtalya’da açacağı teknoloji ofisinin, yeni nesil SİHA üretiminde bilgi ve mühendislik paylaşımını hızlandırması bekleniyor. Ayrıca, iki ülke arasında füze sistemleri ve radar teknolojileri alanında da teknoloji transferine yönelik görüşmeler sürüyor. Baykar'ın İtalya merkezli uçak üreticisi Piaggio Aerospace'i satın alması, bu işbirliğinin yeni bir boyutunu oluşturuyor. Satın almanın yaklaşık 150 milyon euro değerinde olduğu bildirilirken, Piaggio'nun mevcut üretim kapasitesinin Baykar’ın Avrupa savunma pazarındaki varlığını artırmak için kullanılacağı öngörülüyor. İtalya'nın bu satışa vize vermesi, savunma sanayii alanında Türkiye'ye yönelik stratejik yaklaşımının ve güven inşasının bir göstergesi olarak okunabilir.
AB içinde emperyalist rekabet, İtalya'nın pozisyon arayışı
Avrupa Birliği içerisinde Fransa-Almanya ekseninin belirleyici olduğu enerji ve dış politika hattına karşı, İtalya kendi sermaye gruplarının çıkarlarını önceleyen bir dış politika inşa etmeye çalışıyor. Almanya'nın yenilenebilir enerji merkezli yaklaşımı ile Fransa'nın nükleer odaklı stratejisi arasında, İtalya Akdeniz üzerinden enerji transferini esas alan projelere yöneliyor. Bu amaçla kurgulanan SouthH2 Koridoru projesi, Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya hidrojen taşımayı hedefliyor ve Türkiye gibi coğrafi geçiş üstünlüğü olan ülkeleri bu hattın doğrudan veya dolaylı bir bileşeni haline getiriyor.
SouthH2 Koridoru, toplamda 3 bin 300 kilometrelik bir hidrojen boru hattı projesi olup, Kuzey Afrika'dan başlayarak İtalya, Avusturya ve Almanya'ya kadar uzanacak şekilde planlanıyor. Proje, mevcut gaz altyapısının yüzde 65'inin hidrojen taşımacılığına uygun hale getirilmesiyle maliyet etkinliği sağlamayı hedefliyor. Avrupa Komisyonu tarafından öncelikli projeler listesine alınan bu girişim, 4 milyar avrodan fazla bir yatırımla destekleniyor. Ancak yeşil hidrojenin üretimi, maliyeti ve arz sürekliliği gibi meseleler henüz netlik kazanmış değil. Bu nedenle hidrojen odaklı projeler, birçok ülke ve şirket tarafından yüksek sesle savunulsa da fiili enerji geçişinde henüz somut karşılık bulmuş değil. Türkiye'nin bu projedeki rolü, hidrojenden çok mevcut doğalgaz hatlarının lojistik değerine de dayanıyor.
İtalya'nın Avrupa enerji ve savunma politikalarında daha özerk bir rol üstlenmeye çalıştığı başka girişimler de bulunuyor. Bunların başında, İtalya’nın önde gelen enerji şirketi ENI'nin Kuzey Afrika’daki yatırımları geliyor. ENI, Cezayir, Libya ve Mısır’da doğal gaz ve hidrojen üretimine yönelik projeler geliştirerek, Avrupa’ya yönelen enerji koridorlarında belirleyici bir aktör olmayı hedefliyor. Bu yatırımlar, İtalya'nın AB enerji stratejilerinde Fransa ve Almanya’ya bağımlı kalmaksızın hareket alanı kazanmasına hizmet ediyor.
Bunun yanında, İtalya 2022 yılında başlatılan Avrupa Savunma Fonu kapsamında Fransa ve Almanya’dan farklı bir pozisyon alarak, ortak üretim yerine milli savunma sanayisini güçlendirmeye dönük projelere yönelmiş durumda. Bu bağlamda Leonardo, Fincantieri gibi büyük İtalyan savunma firmaları, NATO ve AB ile uyumlu ama bağımsız teknolojik üretim kapasitesine yatırım yapıyor.
Bu bağlamda, İtalya’nın NATO içindeki savunma yükümlülüklerini daha görünür şekilde üstlenme çabası da dikkat çekiyor. NATO’nun gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırma hedefi doğrultusunda, İtalya 2023 yılında askeri harcamalarını yüzde 3,6 oranında artırarak toplamda 29,4 milyar avroya çıkardı. Bu artış, hem silahlanma işbirliğini hem de İtalya’nın NATO karar süreçlerindeki etkisini artırmayı hedefliyor.
Akdeniz enerji alanında emperyalist nüfuz mücadelesi
Akdeniz enerji haritası, yalnızca teknik ve ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda emperyalist devletler arasında nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak şekilleniyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail'in öncülüğünde geliştirilen EastMed projesi, ABD ve AB desteğine rağmen teknik zorluklar, yüksek maliyetler ve Türkiye ile yaşanan deniz yetki alanı gerilimleri nedeniyle işlevsiz hale geliyor. Türkiye, bu açmazı fırsata çevirerek, enerji taşıma hatlarını ve siyasi ilişkileri yeniden yapılandırmaya girişiyor. İtalya ise bu ortamda, kaynaklara daha kolay ulaşabileceği, doğrudan enerji bağlantısı kurabileceği bir aktör olarak Türkiye ile ilişkilerini derinleştiriyor.
Bu tablo, emperyalizmin klasik özelliği olan pazar paylaşımı ve enerji kaynakları üzerinde denetim kurma mücadelesini bir kez daha görünür kılıyor. Türkiye ve İtalya, bu alanı kendi lehine kullanmak üzere yeni bir işbölümü inşa ediyor. 2023 yılı itibarıyla EastMed boru hattı projesinin toplam maliyetinin 6 milyar avronun üzerine çıkması ve hattın yıllık doğalgaz taşıma kapasitesinin 10 milyar metreküple sınırlı kalması, projeyi yatırımcılar açısından cazibesiz hale getiriyor. Buna karşılık, Türkiye üzerinden geçen TANAP-TAP hattı 16 milyar metreküp kapasiteyle çalışıyor ve altyapı hâlihazırda faaliyette olduğu için ek maliyet gerektirmiyor. Bu fark, İtalya gibi karar vericiler açısından Türkiye ile yapılan enerji anlaşmalarını daha işlevsel ve sürdürülebilir kılıyor.
Ayrıca, Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımı gerilimi sadece bölge ülkeleriyle sınırlı değil. ABD donanmasının Girit açıklarında sürekli konuşlanması, Fransa’nın Lübnan ve Kıbrıs’ta deniz gücü varlığını artırması gibi adımlar, bölgenin büyük emperyalist güçler için de stratejik önemde olduğunu gösteriyor. Türkiye ile İtalya’nın işbirliği, bu büyük güçlerin nüfuz rekabetinde kendi rollerini tahkim etme amacını da taşıyor.
2022 yılı itibarıyla Doğu Akdeniz'deki toplam doğalgaz rezervinin 3,5 trilyon metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu rezervin yaklaşık yüzde 40’ı İsrail açıklarında, yüzde 30’u Mısır karasularında ve geri kalan bölümü Güney Kıbrıs ve Lübnan kıyılarında yer alıyor. Bölgede faaliyet gösteren enerji şirketleri arasında ExxonMobil, TotalEnergies, ENI ve Chevron gibi çok uluslu şirketler bulunuyor. Bu yapı, Doğu Akdeniz’i sadece bölgesel değil küresel sermaye gruplarının da rekabet alanı haline getiriyor.
Öte yandan Türkiye’nin Akdeniz’deki enerji faaliyetleri, yalnızca boru hattı diplomasisiyle sınırlı değil. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), 2021’den bu yana Fatih, Yavuz ve Kanuni sondaj gemileriyle bölgede toplam 10’dan fazla sondaj faaliyeti gerçekleştirdi. Bu faaliyetler diplomatik krizlere neden olurken, Türkiye'nin enerji denklemindeki rolünü de fiili olarak artırıyor. İtalya gibi ülkeler için bu aktif enerji arama stratejisi, Türkiye’yi yalnızca transit bir ülke değil, doğrudan kaynaklara erişen bir enerji ortağı olarak da konumlandırıyor.
Göç üzerinden kurulan yeni müzakere masası
Türkiye'nin göçmen geçişlerini denetleme kapasitesi, Avrupa açısından yalnızca insani değil, iç siyasal krizleri yönetmede işlevsel bir araç olarak değerlendiriliyor. İtalya, kendi iç siyasetinde yükselen göçmen karşıtı baskıları yumuşatmak için, Türkiye ile yapılan geri kabul ve sınır dışı etme anlaşmalarını bir dış politika kazanımına dönüştürüyor. Göçmenlerin pazarlık nesnesine dönüştüğü bu ilişkilerde, insani değil emperyalist çıkarlara dayalı bir denge kuruluyor.
2016 yılında Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan göçmen geri kabul anlaşması kapsamında, Türkiye yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapmayı kabul etti. Bu anlaşma karşılığında Avrupa Birliği, Türkiye'ye toplamda 9 milyar avro mali destek sağladı. Ancak, bu fonların kullanımında şeffaflık eksiklikleri ve insan hakları ihlalleri gibi sorunlar da gündeme geldi.
2024 yılı itibarıyla Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre Türkiye'de kayıt altına alınmış Suriyeli sayısı 3,2 milyon, uluslararası koruma kapsamında bulunan toplam mülteci sayısı ise 4,5 milyonu aşmış durumda. Yalnızca 2023 yılında Türkiye'de 239 bin düzensiz göçmen yakalanırken, 98 binin üzerinde sınır dışı işlemi gerçekleştirildi. Avrupa Birliği ise 2021-2023 döneminde Türkiye’ye göç yönetimi kapsamında ilave 3 milyar avro mali katkı sundu.
Buna rağmen, göçmenlerin yaşam koşulları, sınır dışı prosedürlerinin keyfiliği ve geri kabul merkezlerinde yaşanan ihlaller, uluslararası kamuoyunun eleştirilerine konu oluyor. Türkiye, bir anlamda Avrupa'nın dış sınırlarını koruyan taşeron ülke konumuna getirilirken; göçmenler bu sürecin görünmeyen, en kırılgan tarafını oluşturuyor.
İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Hattı yerine Türkiye neden tercih ediliyor?
Bütün bu gelişmeler, İtalya'nın neden Yunanistan-İsrail-Kıbrıs hattı yerine Türkiye ile yakınlaşmayı tercih ettiğini ortaya koyuyor. Enerji aktarımı için daha düşük maliyetli ve mevcut altyapıya entegre edilebilecek güzergahlar, askeri teknoloji paylaşımı, Türkiye’nin mülteci akışını kontrol altına alma kapasitesi ve uluslararası platformlarda daha geniş harekat alanı yaratma ihtiyacı gibi unsurlar bu tercihi belirliyor. Bu tercih, emperyalizmin güç ve işlevsellik üzerinden kurgulanan siyaset tarzının bir örneğini oluşturuyor.
İsrail’in, Filistin’e yönelik saldırgan ve sömürgeci politikaları nedeniyle uluslararası alanda giderek daha fazla zorlanması, birçok Avrupa ülkesinin kamuoyu baskısıyla bu ülkeyle açık enerji ve savunma işbirliğine mesafeli durmasına yol açıyor. Bu durum, İtalya gibi devletlerin alternatif ortaklıklara yönelmesini hızlandırıyor.
Ayrıca Yunanistan-Kıbrıs hattının sunduğu enerji güzergahlarının teknik zorlukları, EastMed projesinin fizibilitesini zayıflatırken; Türkiye'nin coğrafi konumu, mevcut boru hattı altyapısı ve güvenlik kapasitesi gibi avantajları daha cazip hale getiriyor. İtalya, bu değerlendirmeyi yaparken sadece ekonomik değil, aynı zamanda bölgesel etkinliğini artırabilecek siyasi kazançları da göz önünde bulunduruyor.
Kısa vadede Türkiye ve İtalya arasında savunma sanayii, enerji transferi ve göç politikaları alanlarında yeni anlaşmalara tanıklık edilebilir. Bu işbirliğinin, Akdeniz'de güç dengelerinin yeniden biçimlenmesinde etkili olması da beklenebilir bir gelişme olacaktır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.