Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Meclis’teki ‘Ataların hain!’ tartışması, çaktırmadan, ‘çözüm süreci’nin etkisini açık etti

DEM’li Çandar’la İYİP’li Öztürk’ün atışması, bir tarafın sürece ilkel bir yaklaşımla karşı çıkarken, diğerlerinin Osmanlı ve AKP övgüsüne sığındığına işaret ediyor.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 06.03.2025 , 14:49 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Dünkü TBMM Genel Kurulu’nda alışılageldik bir atışma yaşandı. DEM’li Cengiz Çandar konuşurken İYİP’li Yasin Öztürk “Ataların gibi hainsin” diye bağırdı, sonra Çandar yanıt verdi, karşılıklı atıştılar.

Atışma, medyaya da yansıdı. Ancak medya, yalnızca, tarafların sözlerini paylaştı.

Oysa ayrıntılara bakıldığında, içeriğinin ne olduğu konusunda ne anlaşılabilen ne açıklanabilen “çözüm süreci”nin Türkiye siyasetine nasıl bir etkisi olduğuna dair ipuçları vardı.

Öncelikle, söz konusu atışma, hiçbir haberde işaret edilmese de, hükümetin kritik bir saldırısı niteliğindeki “Siber Güvenlik Kanun Teklifi”ne dair tartışma sırasında yaşandı.

İlk olarak DEVA’lı Hasan Karal söz aldı ve kanun teklifinin, güvenlik adına özgürlükleri kısıtlayacağına dair genelgeçer bir konuşma yaptı.

İkinci söz, Cengiz Çandar’ındı. Çandar, başta “Bu kanun teklifinin Anayasa’ya aykırılık teşkil eden çok sayıda maddesi bulunuyor” dedi, ama hangi maddenin ne bakımdan sakıncalı olduğuna dair başka hiçbir şey söylemeksizin, konuyu “çözüm süreci”ne getirdi:

“Bu teklifin sorunlu maddelerinin yeniden düzenlenmesi ya da teklifin tamamının geri çekilmesi gerekiyor. Bunu şunun için özellikle söylüyorum: Tarihî nitelikte bir döneme adım atmış bulunuyoruz. Cuma günü Abdullah Öcalan tarafından ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ yapıldı.”

İYİP’in üzerinde çok iyi düşünülmüş itirazı: ‘Duymak istemiyoruz’

Bu cümleden itibaren İYİP’li vekiller, sıralarından bağırmaya başladı: “Kaçıncı tarihî süreç, kaçıncı?”, “Katillerden mi barışı öğreneceğiz ya!” ve “Duymak istemiyoruz”...

Çandar, Öcalan’ın “bin yıllık Türk-Kürt ittifakı” cümlesini okudu ve Süleyman Demirel’in “29’uncu Kürt isyanı” tanımlamasını zikredip, bunun sona erdirileceğini söyledi.

Bu noktada İYİP’lilerin bağrışmaları arttı, sonunda da o ana kadar hiç sesi çıkmayan İYİP’li Yasin Öztürk’ün “Ataların gibi hainsin, hain!” çıkışı duyuldu.

Cengiz Çandar, sessizlik sağlanınca konuşmasına devam etti. Bahçeli’nin “memnuniyet” ifadesini andı, ardından Erdoğan’ın “silah ve terör baskısı ortadan kalkınca doğal olarak siyasetin demokratik alanı daha da genişleyecektir tespitinde bulunduğunu” dile getirdi.

Konuyu da “Bu ne demek oluyor? Her türlü antidemokratik girişimden zamanın ruhu itibarıyla vazgeçmemiz gerekliliğini ifade ediyor” diye bağladı.

DEM’den “boşverin muhalefeti, sürece destek olun, Erdoğan’a güvenin’ mesajı

İlk tespit, burada yapılabilir. DEM Parti, mevcut baskıcı uygulamalara itiraz etmektense çözüm sürecine öncelik veriyor ve “çözüm süreci olsun, her şey çok güzel olacak” demenin ötesine geçmiyor.

DEM Parti’ye göre Türkiye’de siyasetin alanı sürekli daraltılırken muhalefetin yapması gereken çözüm sürecine destek vermek ve Erdoğan’ın “doğal olarak siyasetin demokratik alanı daha da genişleyecektir” lafına güvenmekten ibaret.

Nitekim KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu da doğrudan CHP’nin adını zikrederek aynı formülü tekrarlamıştı. “Çok kaygılılar, kaygılarını belli bir yönde anlıyoruz. AKP baskı yaptı, yargıyı sopa olarak kullandı” diyen Karasu, “Böyle bir sorun varsa, kendileri aktif olmalı. Kürt sorununun çözümünün aktif öznesi olmalılar” çağrısı yapmıştı.

Karasu, konuyu yeni Anayasa’ya desteğe getirmişti: “Evet, Türkiye’ye bir Anayasa gereklidir. Geçen gün Ali Mahir Başarır da söyledi, ‘Evet bir Anayasa gerekli’ dedi. Şimdiye kadar yasalar da Anayasa da dinlenmedi. İktidarın artık eskisi gibi hareket etme gibi bir durumu kalmadı.”

‘Anlı şanlı Osmanlı hanedanı torunu’ olarak Cengiz Çandar

TBMM Genel Kurulu’na dönelim. Cengiz Çandar konuşmasını bitirdi, Siber Güvenlik Kanun Taslağı’na dair itirazlar oylamada reddedildi, başka konulara geçildi.

Epey süre sonra, Cengiz Çandar, Yasin Öztürk’ün “Ataların gibi hainsin, hain” sataşmasına yanıt vermek için tekrar söz aldı.

Çandar, önce bir milletvekiline “hain” denilmesini kınadı, sonra “esas konu”ya geçti: Kendisinin soyunun, “anlı şanlı” Osmanlı Hanedanı’ndan geliyor olmasına:

“Atalarım hakkında bilgisi olmadığı anlaşılıyor. Kendisine, isteyen her milletvekiline, burada, benim atalarımın Osmanlı hanedanına, I. Sultan Mehmet'e, II. Murat'a dayandığını şecereyle tevsik edebilirim. Dolayısıyla ‘Ataların gibi hainsin’ dediği anda sadece bana karşı bühtanda bulunmuş olmuyor, Osmanlı hanedanının kurucu sultanlarına da böyle bir gönderme yapıyor. (...) Şecereyi görürse benim Çandarlı Halil Paşa'dan indiğimi görmez; Çandarlı sülalesinin başka bir kanalından indiğimi -Halil'den inmediğimi- ve o kanalın Osmanlı hanedanına uzandığını da görür.”

Cengiz Çandar, bu açıklamasıyla, “vatana ihanet” suçlamasına yanıtında aynı anda hem modernizme hem de Cumhuriyet’e salvolarda bulunmuş oldu.

Feodal kafayı kabullenip, Cumhuriyet’i sulandırmak

Niye böyle diyoruz?

Birincisi, Fransız Devrimi ve insan haklarının kabulü, kralın oğlunun kral, kulun kızının kul olduğu düzeni ortadan kaldırdı, insanlar yurttaş oldu, babasının dedesinin ayrıcalık veya kısıtlanmalarını miras almayı bıraktı.

Türkiye Cumhuriyeti’nde de böyle oldu. Kurtuluş Savaşı yıllarında “Yüzellilikler” olarak bilinen olayda Yunanistan’la işbirliği yapan Eşmeli Mustafa Bey vatan haini ilan edilip yurttaşlıktan çıkarılırken, oğullarından Cemal Madanoğlu Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun olup korgeneralliğe kadar yükseldi.

Ama Cengiz Çandar, bu basit gerçeğe işaret edip İYİP’li vekilin ilkel kabileci sataşmasını susturmak yerine, aynı oyuna dahil olup “Benim atalarım şanlı Osmanlı hanedanlığı bir kere” demeyi seçti, ki ikinci nokta budur. Öcalan’ın ve Erdoğan’ın “bin yıllık ittifak” anlatısı, iki tarafın da Osmanlıcılığa ve İslamcı ortaklığa sahip çıkma zeminidir. Çandar bunu, kendisini övmek için rahatlıkla kullanmaktadır. Öztürk’ün “bin yıllık ihanet” iddiasını da bu yüzden ciddiye alıp “hiç de bile” diye yanıtlamaktadır.

Dahası, Çandar, İYİP’li vekile yanıtında, “sen bana vatan haini derken Osmanlı’nın kurucu sultanlarına da hain demiş oluyorsun, bu Meclis’e bu yakışmaz” demeye getiriyor. Oysa TBMM, tam da Osmanlı hanedanlığının nihai ihanetinin sonucu olarak kurulmuştur ve o çatı altında birilerine “vatana ihanet” suçlaması yöneltilecekse, listenin ilk sırasına Osmanlı hanedanının yazılması gerektiği tarihi bir gerçektir.

Üçüncü nokta da buradadır. Çözüm sürecinin tarafları, Kürt sorununun kökeninde Cumhuriyet’in olduğunu sürekli vurgularken, Meclis kürsüsünde de Osmanlı’yı kutsamak ve dokunulmaz ilan etmek noktasında birleşmekte beis görmemektedir.

Çözüm sürecinin mahiyeti somut olarak hâlâ açıklanmış değil. Fakat tarafların söylemleri, sürecin zeminini anlamak için yeterli veriyi sunuyor.

Kemal Okuyan: Masanın iki tarafında da cumhuriyetle derdi olanlar var
okuyan

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.