Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Marka bilincine karşı sınıf bilinci

Gelin görün ki reklam panolarının kendilerine ait fikirleri olamaz; isyanları ya da ahlaki bir itiraz hakları bulunmaz. Onlar, apolitik olmak zorundadır. Ta ki sistem, kendi işine yarayan ve siyasi hamlelerini meşrulaştıran birer politik figür olarak onları yeniden değerlendirmeye karar verene kadar.

Cem Demirok

Yayın Tarihi: 09.03.2026 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 09.03.2026 , 12:25

Geçtiğimiz günlerde Arjantinli futbolcu Lionel Messi’nin, ABD Başkanı Trump’ın davetlisi olarak kameralara verdiği görüntü uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek nitelikteydi. 

Önde, İran’a dönük saldırılarını meşrulaştıran ve tehditler savurmaya devam eden Donald Trump; arkasında ise sanki 165 kız çocuğunu üzerlerine füze atarak öldürmüş biri konuşmuyormuş gibi onu dinleyen, Lionel Messi ve takım arkadaşları…

Bu sessizliğin bir nezaket veya basit bir "siyasete karışmama" tercihi olmadığı malum. Fotoğrafa baktığımızda gördüğümüz şey, endüstriyel futbolun ve onu var eden liberalizmin tam kalbi oluyor.

Metalaşan spor ve apolitikliğin politikası

Kapitalizm, varlığını sürdürmenin etkili yollarından biri olarak markalar inşa eder. Sanatsal içerikleri, bilimsel disiplinleri, barınma ve sağlık gibi sosyal hakları, hatta tekil olarak kişilerin kendilerini dahi kâr/zarar ilişkisi içinde değerlendirir ve hepsini birer metaya dönüştürür. 

Dahası, böyle olmasının, bu disiplinleri ya da kişileri geliştirmenin de yegâne yolu olduğunu savunur. Kapitalistlerin her şeyi satılabilir hâle getirmek istemesinin nedeniyse, kâr etmedikleri takdirde varlığını sürdüremeyecek olmalarıdır. Sporun, popüler tabirle “endüstriyelleşmiş” olmasının nedeni de budur. Çünkü aynı kapitalistler, kitlelerin spora duyduğu organik tutkuyu da devasa bir pazar olarak algılar. Tribündeki taraftarı bir müşteriye, sahadaki oyuncuyu ise yürüyen bir reklam panosuna çevirmek ister.

Gelin görün ki reklam panolarının kendilerine ait fikirleri olamaz; isyanları ya da ahlaki bir itiraz hakları bulunmaz. Onlar, apolitik olmak zorundadır. Ta ki sistem, kendi işine yarayan ve siyasi hamlelerini meşrulaştıran birer politik figür olarak onları yeniden değerlendirmeye karar verene kadar.

Dolayısıyla Messi’yi kendi apolitikliğinin kurbanı olarak görmek gerçeği ıskalamak anlamına gelecektir. Onun Beyaz Saray’ın salonlarından birinde; Trump'ın saldırgan politikalarından ve öldürdüğü insanlardan gururla bahsettiği konuşmasını -konuşanın pedofili bir sapkın olduğunu bilmesine rağmen- duymuyormuşçasına sessizce dinlemesi ve gülümsemesi, sistemin ona giydirdiği apolitiklik gömleğinin bizzat kendi politikasının sonucudur.

Sistemin içindeki 'arıza'

Böylece Lionel Messi’nin, çağdaşı pek çok sporcu gibi bir meta hâline gelmiş olduğunu söylüyoruz. Geçtiğimiz haftalarda NBA yıldızı LeBron James’in, Filistin halkına uyguladığı katliama gözlerini kapatarak yaptığı "İsrail hakkında harika şeyler duyuyorum, umarım bir gün oraya gidebilirim" yönündeki o "tarafsızlık" kokan açıklamasını da bu bağlamda hatırlamakta fayda var.

Fakat bu kişilerin yaşamlarını birer meta gibi sürdürmelerine bakarak, onları eşya benzeri bir metadan ibaret halde tanımlamak da büyük bir yanlışa sürüklenmemize yol açacaktır. Çünkü bu isimler aynı zamanda birer insandır ve insanı nesnelerden ayıran şey, sahip olduğu iradesidir. O nedenle tek başlarına endüstriyel sporun milyar dolarlık şirketlerine dönüşmüş bu figürleri, kişisel iradelerinden azade olarak değerlendirmek hem gerçeği açıklamaya yetmeyecek, hem de bu yaklaşım; Trump gibi haydutları istedikleri zaman istedikleri her şeyi yapabilen, sınırsız güçte birer "Tanrı" olarak tasavvur etmenin önünü açacaktır.

Halbuki hem hakikat bu şekilde değildir hem de spor tarihinde, iradesini ahlaki sorumluluğunu göz ardı etmeden kullanan pek çok isim de mevcuttur. Örneğin futbolun "Kral"ı Eric Cantona. 

Cantona; İngiltere Premier Ligi’nde, yani endüstriyel futbolun başkentindeki kariyeri boyunca pürüzsüz bir vitrin mankeni olmayı elinin tersiyle itmiştir. Onu sadece ırkçı bir holigana attığı o meşhur tekmeyle değil, 2010’da finans krizini yaratan bankalara karşı halkı paralarını çekmeye çağırmasıyla ve David Beckham gibi isimler milyon dolarlar karşılığında Katar’daki Dünya Kupası'nın marka elçisi olurken, turnuvayı, stadyum inşaatı sırasında ölen işçilerin sesi olmak adına boykot etmesiyle de hatırlıyoruz.

Yine en güçlü örneklerden biri olarak olimpiyatlarda üst üste beş kez altın madalya kazanan tarihteki tek sporcu Kübalı López Núñez’den de bahsedebiliriz. Núñez’in de kapitalizmin ona sunduğu milyon dolarlık "ülkeni terk et" tekliflerini defalarca reddettiği ve sahip olduğu iradeyi, kapitalizmin pazarlamaya bayıldığı o "sıfırdan zirveye" anlatısının bir masaldan ibaret olduğunu kanıtlamak adına kullandığı bir kariyeri oldu. 

Her konuşmasında başarılarını emperyalizmin ambargosu altındaki halkına, Küba Devrimi'ne ve Fidel Castro'ya adamaktan geri durmadı.

Toplumsal varlık ve bilinç

Örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da meramımızı anlatabilmiş sayılırız. O hâlde Marx’a başvurarak konuyu toparlayalım:

Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın önsözünde "İnsanın bilincini belirleyen şey onun toplumsal varlığıdır" der.

Bu ifade aynı zamanda, insanın verili hâldeki bilincinin de toplumsal işleyişe katkıda bulunduğu, ona yön verdiği anlamına gelir. Bu durumda kişilerin yaygın apolitikliğinden çıkarılacak sonuç da şu olacaktır: Bireyler, toplumsal sorumluluklarından kaçındıkları takdirde burjuva devletleri için kullanışlı birer araca dönüşmekten kurtulamazlar. Yani sistemin ya bir tarafında olabilirsiniz, ya diğer tarafında.

Eğer ki bahsettiğimiz bu kişiler Lionel Messi ya da LeBron James kadar güçlenmişse de; suya sabuna dokunmadan yaşadıkları hayatların içinden çıkarılıp, pedofililerden oluşan faşist iktidarların birer vitrin süsüne dönüştürülmeleri an meselesi olur. Madalyonun diğer yüzündeyse, toplumsal ve sınıfsal kimliğin bilinciyle hareket edildiği takdirde, insanlığı özgürleştirme mücadelesi veren kitlelerin kahramanı hâline gelebilme garantisi yer alır.
Bir taraf karanlıktır, diğer taraf aydınlık.

López Núñez, Metin Kurt, Sócrates ve Cantona gibi efsanelerin anısına saygıyla…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.