Sayfa yolu
Manisa’da 25 Kasım buluşması: 'Laiklik olmazsa kadının toplumsal eşitliği de mümkün olamaz'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 26.11.2024 , 17:43 Güncelleme Tarihi: 26.11.2024 , 18:43
Manisa'nın Alaşehir ilçesinde kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için düzenlenen etkinlikte buluştu.
Alaşehir Belediyesi öncülüğünde, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), Eğitim-İş, ÇYDD, ADD, Kadının İnsan Hakları Derneği, 29 Ekim Kadınlar Derneği ve Tüm Yerel-Sen katkılarıyla "Cumhuriyetimizin 101. yılında Adalet, Laiklik ve Kadın" paneli gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasını Kadının İnsan Hakları Derneği adına Bahar Girgin yaptı. Şiddetin derinleşmesine yol açan etmenlere karşı örgütlü mücadele etmenin önemine değinen Girgin, şu ifadeleri kullandı:
"Kadını toplumdan yoksun bırakmak, cinsiyet eşitsizliği insan hakları ihlalidir. Toplumun barış ve huzur içinde yaşaması için eşitlik zorunludur. Yetersiz hukuki uygulamalar, ekonomik durum ve medya bu sorunun derinleşmesinde rol oynamaktadır. Caydırıcı hukuki düzenlemeler için, çözüm için ancak örgütlü bir mücadele ile çözüm olacağı, örgütlü olmayı bırakmayıp mücadele etmeli."
‘Tarikat ve cemaatlerin hukuken hükmü yok’
Panelde ilk konuşmacı THTM kurucu üyesi ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülal Kalkandelen oldu. "Laiklik nedir" sorusunu yönelten Kalkandelen, şöyle yanıt verdi:
"Laiklik çağdaşlaşmaktır, halkçılıktır, devrimciliktir. Laiklik esasıyla Aydınlanma devriminin ürünüdür. Laikliğin özünde gökyüzü ve yeryüzündeki ilişkinin birbirinden ayrılması yatmaktadır. Laiklik farklı inançta olanları ve inanmayanları, toplumda egemen olan inancın baskısından korumak için ortaya çıkmıştır. Laikliği Türkiye’de sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olarak tanımlanması, laikliğin bu özelliğinin göz ardı edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Laiklik, toplumda birbirinden farklı olan insanların barış içinde yaşaması ve değişen dünyaya bilimsel yollarla olarak ayak uydurabilmektir. Devletin kaynağını dinden ve inançtan almadan, insan aklının yarattığı yasalarla yürütülmesidir. Laiklik, dogmatizmin karşıtı, bilimin ve aklın yanlısıdır."
Laikliğin Türkiye’de nasıl ortaya çıktığını ve nasıl yok edildiğini anlatan Kalkandelen, şöyle konuştu:
"Mustafa Kemal’in aklında 1919’dan beri laiklik var. İlk aşamada TBMM’nin açılması, sonrasında 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması, halifeliğin kaldırılması, 3 Mart 1924 tarihinde Devrim Yasalarının çıkarılması, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılması, sonrasında 1926’da Medeni Kanununun çıkarılması Türkiye’de laiklik için önemli bir yere sahiptir. Ve nihayet devletin dininin İslam olması maddesi 1928’de kaldırılmıştır. 1937’deyse laiklik tüm bu düzenlemelerden sonra Anayasamıza girmiştir.
Bugün yürürlükte olan tarikatlar ve cemaatlerin hukuken bir hükmü yoktur. Az önce belirttiğim gibi biz bugün kapatılması için mücadele ediyoruz ancak tekke ve zaviyeler bundan tam 100 yıl önce kapatılmıştır zaten. Bu husus memlekette yok sayılıyor. Anayasa ve kanunlar yıllardır çiğneniyor.”
'Laik Cumhuriyete her zamankinden fazla sahip çıkmalı'
1950'lerden sonra laikliğin tasfiyesinin önünün açılmasının en önemli sebebinin emperyalizm olduğunu kaydeden Kalkandelen, Yeşil Kuşak Projesi ve Marshall Yardımlarına atıfta bulunarak,"Bunların hepsi esasında laikliğin tasfiyesini sağlamıştır. 71 ve 80 darbeleri laikliğin çiğnenmesi ve tarikatların önünün açılması açısından büyük bir alan açtı. Özal, neoliberal politikaları gericilikle birleştirip, ülkeyi Nakşibendilere teslim etti. Demirel’den Çiller’e, Özal’a ve hatta Ecevit’e kadar her gelen politikacı tarikat ve cemaatleri destekledi. Bunları oy deposu olarak gördüler. Bugün ise mevcut iktidar geldiği günden beri tarikat ve cemaatleri eskisinden kat be kat artırdı" dedi.
Laikliğe THTM çatısı altında sahip çıkmak gerektiğini kaydeden Zülal Kalkandelen, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:
"THTM, 2023 seçiminden sonra 'bir şey yapmalıyız' duygusu ile birleşen insanlardan oluşuyor. Laiklik ve devletçiliğe sahip çıkan, yurtsever devrimcilerden oluşan bir oluşum. Birlikte neler yapılabileceğimizi konuşmak adına THTM’ye katılmaya, Meclis dışı muhalefeti canlandırmaya ve yükseltmeye her zamankinden çok ihtiyacımız var. Yurtsever devrimcilerin her zamankinden fazla laik cumhuriyete sahip çıkması gereken bu dönemde mutlaka THTM’ye omuz vermeli ve mücadeleyi yükseltmeliyiz."
'Laik olmayan bir toplumda kadının toplumsal eşitliği mümkün olamaz'
Kalkandelen’in ardından Avukat Şenal Sarıhan konuşmasını yapmak için kürsüde yerini aldı.
Kadının toplumda önem görmesinin asıl nedenlerinden birinin laiklik olduğunu vurgulayan Şenal, laikliğin bu anlamda vazgeçilemez bir ilk olduğunu söyledi:
"Laik olmayan bir toplumda kadının toplumsal eşitliği mümkün olmaz. 1926 yılında Medeni Kanunu'nda gerekçesinde şöyle yazılır: 'Biz Mecelleden vazgeçiyoruz çünkü Mecelle dine dayalıydı. Dinlere dayalı yasalar değişemez ve gelişemez. Çünkü dinler vaaz edildikleri dönemin yasalarını içerir. Ancak yaşam yürür ve yeni gereksinimler doğar.' Bu gerekçe aslında laikliğin yasalarımız ve toplum için vazgeçilmez olduğunu anlatır.
Kadınların mücadelesi ile özellikle kanunlarımızdaki kadını ikincil konuma düşüren, eşitliğin önüne geçen yasaların ve maddelerin değişmesi kadınların mücadelesinin sonucu olarak gerçekleşmiştir. Ancak hâlâ çok fazla eksik ve yanlış bulunmaktadır ve bunları geçmişte olduğu gibi şimdi de ancak mücadele ederek değiştirebiliriz."
Sarıhan sözlerini Bertolt Brecht’in Halkın Ekmeği şiirini okuyarak sonlandırdı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


