Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Maddeyi savunmak, geleceği kurmaktır

Son yıllarda solda da eleştiriden muaf tutulan, neredeyse kendiliğinden ilerici bir çerçeve olarak sunulmaktadır disiplinlerarasılık. Ancak burada ciddi bir ideolojik tuzakla karşı karşıyayız.

Kaya Tokmakçıoğlu

Yayın Tarihi: 03.08.2025 , 00:15 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Yaşadığımız tarihsel momentte, yalnızca iktisadi ve siyasal değil, aynı zamanda epistemolojik bir krizle karşı karşıyayız. Sermaye düzeni, dünyayı anlamlandırma biçimlerini de üretim sürecinin bir parçası hâline getiriyor. Akademi, medya, teknoloji ve bilimsel söylem; bilgiyi parçalanmış, göreli ve araçsal bir çerçeveye hapsediyor. Her şeyin “yorum”a dönüştüğü bu çağda, gerçekliğe ve onun kavranışına dair sistemli bir yaklaşım neredeyse dışlanmış durumda. Türkiye'nin siyasal ve kültürel ikliminde ise, felsefi düşüncenin yerini ya dar bir akademizm ya da piyasacı popülerlik dolduruyor. Her iki uç da düşüncenin toplumsal devinimle bağını koparıyor. Böyle bir tabloda, “düşünceyle pratiği, bilimle toplumsallığı, doğayla tarihselliği” aynı anda kavrayan bir perspektifin ayakta kalabilmesi başlı başına bir mücadele konusu.

İşte tam da böyle bir dönemde, Yazılama Yayınevi tarafından üçüncü baskısı yapılan Bilimsel Yeni Verilerin Işığında Diyalektik Materyalizm başlıklı kolektif çalışma, bu kriz ortamına bütünlüklü bir düşünme biçimiyle müdahale ediyor. Kitap, doğa bilimlerinden psikiyatrik kurama, bilinçten fiziğe, matematikten evrime dek geniş bir yelpazede diyalektik materyalist yöntemin güncelliğini sergiliyor.

Diyalektik materyalizm: Tarihsellik, bütünsellik, dönüşüm

Diyalektik materyalizm, doğayı ve toplumu durağan değil, çelişkilerle devinen, sıçramalarla dönüşen bir süreç olarak kavrar. Bu yöntemde dünya; sabit, değişmez nesneler yığını değil, hareket, çelişki ve dönüşüm içindeki ilişkiler bütünüdür. Tam da bu nedenle, diyalektik materyalizm yalnızca felsefi değil, bilimsel düşünüş için de vazgeçilmezdir.

Bugün akademide “disiplinlerarası” olarak takdim edilen çoğu yaklaşım, gerçekte bu çelişkili yapıyı göz ardı eden, parçaları yan yana koymakla yetinen yüzeysel bir sentez üretmektedir. Son yıllarda solda da eleştiriden muaf tutulan, neredeyse kendiliğinden ilerici bir çerçeve olarak sunulmaktadır disiplinlerarasılık. Ancak burada ciddi bir ideolojik tuzakla karşı karşıyayız. Bu yaklaşım, doğası gereği pozitivist ya da postmodern metodolojilerin dağınıklığına yaslanmakta, birbirinden kopuk bilgi alanlarını yapay biçimde birleştirmeyi hedeflemektedir.

Oysa Marksist dünya görüşü, yalnızca disiplinler arasında değil, doğa ile toplum, nesne ile özne, nicelik ile nitelik arasında da tarihsel ve devingen bir bağ kurmayı gerektirir.

Bu anlamda söz konusu kitap, disiplinlerarası değil, bütünsel bir bakışı temsil eder. Çünkü bütünsellik yalnızca alanlar arası geçişlilik değil, gerçeğin kendisinin çok katmanlı, çelişkili ve tarihsel yapısını kavrayabilme becerisidir.

Bilim alanlarında diyalektik materyalizm

Kitabın yazarları arasında farklı disiplinlerden gelen araştırmacılar yer alıyor. Ancak ortak paydaları, her birinin çalışmalarında diyalektik materyalist yöntemi temel almaları.

Erhan Nalçacı’nın iki yazısı, hem yöntemin tarihsel bir perspektifle nasıl anlaşılması gerektiğini ortaya koyuyor hem de nörobiyolojik bir örnek olan sinaptik entegrasyon üzerinden diyalektiğin bilimsel açıklamalarda nasıl işler hâle geldiğini gösteriyor. Gizem Gül’ün canlılığın ortaya çıkışına dair yazısı, indirgemeci ya da teleolojik açıklamaları dışlayarak, doğal sürecin içsel çelişkiler ve niteliksel sıçramalarla evrildiğini gözler önüne seriyor. Iraz Akış’ın evrim kuramı, Kıvanç İbrahim Ünlütürk’ün nicelik-nitelik ilişkileri ve sıçrama olgusu üzerinden fiziğe yaklaşımı, Alp Öztarhan ve Mehmet Ali Olpak’ın modern fizikteki felsefi sorunlara dair müdahaleleri, her biri mevcut bilimsel sorunların neden yalnızca materyalist-diyalektik bir zeminle aşılabileceğini ortaya koyuyor. Tolga Binbay’ın psikoz üzerine yazısı ise, hem güncel psikiyatri tartışmalarına radikal bir müdahale niteliğinde hem de idealist yorumların nasıl mistifikasyon ürettiğini ifşa eden güçlü bir örnek. Tüm yazıların ortak yönü, kavramları akademik jargona hapsetmek değil, onları emekçi halkın anlayabileceği bir açıklıkla ve tarihsel bağlamla sunmaları.

Disiplinlerarası değil, bütünsel

Kitabın bir başka ayırt edici özelliği, girişte de belirttiğimiz üzere “disiplinlerarası” olmaması. Bu bir eksiklik değil, tersine bir üstünlük. Disiplinlerarasılık, çoğu zaman sermaye düzeninin bilgi alanlarını iş bölümüne tabi tutmasının ideolojik bir uzantısı olarak işliyor. Alanlar arası geçiş, gerçeğin parçalanmış kavranışına çare olmuyor; yalnızca onun yeniden ambalajlanması oluyor.

Oysa bu kitapta, gerçeği bölünemez, çelişkili ve tarihsel bir bütün olarak kavrama çabasına tanık oluyor okur. Bilimin ancak bu bütünsellik içinde, yani felsefenin —özellikle de Marksist felsefenin— yol göstericiliğinde ilerleyebileceğine ikna ediliyor.

Bugün neden diyalektik materyalizm?

Bugün hakikatin yerine “algı”yı, nesnelliğin yerine “duygu”yu, sınıfın yerine “kimlik”i koyan yaklaşımlar sistemin işine yarıyor. Bu bağlamda diyalektik materyalizmin, yalnızca bir felsefi yönelim değil, egemen ideolojiye karşı açık bir cephe alma biçimi olduğunu iddia etmemiz mümkün. Emperyalist savaşlar, ekolojik yıkım, salgın hastalıklar, zihinsel ve fiziksel çöküş biçiminde açığa çıkan krizler, bilimsel üretimi de etkiliyor. Bilgi, piyasaya tabi kılınmış, üniversiteler şirketleşmiş, akademi “üretkenliği” ölçen endekslerin kölesi hâline gelmiş durumda. Bu tabloda, sınıf karakteri tanınmamış bir bilim anlayışı kaçınılmaz biçimde egemen ideolojinin yeniden üretimine hizmet ediyor. Bugünün dünyasında, “gerçeklik-sonrası” (post-truth) çağından, yapay zekâdan, kimlik siyasetinden, dijital gözetimden söz eden onlarca tartışma var. Ancak bu tartışmaların çok azı, insanlık tarihinin neden böyle bir eşikte olduğunu, krizin kökenlerinin maddi üretim ilişkilerinde nasıl cisimleştiğini anlayabiliyor. Çünkü çoğu yaklaşım, ya bireyin iç dünyasına ya da verilerle sınırlı bir teknik akla sıkışıyor.

Üçüncü baskısını yapan Bilimsel Yeni Verilerin Işığında Diyalektik Materyalizm, yalnızca bilimin içeriğine değil, üretim koşullarına ve politik bağlamına da müdahale ve düşünüş çağrısı yapan bir kitap. Bilimsel bilgi ile devrimci amaç arasında köprü kuran, felsefeyi soyut spekülasyondan çıkarıp toplumsal pratikle yeniden buluşturan bir örnek. Kuramsal berraklığıyla, siyasi kararlılığıyla ve kolektif emeğiyle, günümüz krizlerinin ortasında bir pusula işlevi görüyor ve genç bilim emekçileri için bir rehber, ilerici akademi için bir çağrı, devrimci politika içinse bir tartışma zemini sunuyor. Bilginin biçimsiz dağılımına karşı, hem bir yöntem hem bir duruş önerirken, “neden ve nasıl mücadele etmeliyiz?” sorusuna felsefi bir açıklık getiriyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.