Sayfa yolu
Lübnan tepelerinde ölüm: Dört çobanın öyküsü
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 17.03.2026 , 14:54 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:43
Lübnan’ın güneyindeki Heba tepelerinde, zamanın akışı uzun süredir mevsimlerin döngüsüyle, toprağın bereketiyle ya da hasat dönemleriyle değil; gökyüzüne yerleşmiş kesintisiz, metalik bir vızıltıyla ölçülüyor.
Lübnan, İsrail ve Suriye sınırlarının kesiştiği bu engebeli arazide, hayatta kalmak ile sivil bir katliamın kurbanı olmak arasındaki çizgi, görünmez bir insansız hava aracının kamerasından yansıyan pikseller kadar ince.
Kenan ailesinin hikayesi, İsrail'in en soğuk ve en barbar yüzünü trajik bir netlikle özetliyor.
Geçen yılın Haziran ayında, çoban Muhammed Kenan ve iki oğlu Vayil ile Hadi, nesillerdir yaptıkları gibi, sadece emekleriyle var ettikleri hayatlarını sürdürmek, sığırlarını otlatmak üzere tepelere çıkmıştı.
Nesillerdir mevsimlerin ve toprağın ritmiyle ölçülen zaman, o sabah gökyüzünden inen çelikten bir sesle ortadan ikiye yarıldı. Ekrana düşen birkaç piksellik bir görüntünün ardında, tek derdi sürüsünü doyurmak olan bir emekçi vardı. Emperyalizmin algoritmaları için Muhammed ve Lübnan ordusu mensubu oğlu Vayil, sadece yok edilmesi gereken birer koordinattan ibaretti. Saniyeler içinde, hayatlarını adadıkları o toprak, kendi mezarları oldu. Hadi ise o gün, ağır yaralı bedenini o enkazdan çıkarmayı başarmış, hayatta kalmıştı.
Ancak Heba’yı bir ölüm tarlasına çeviren işgalcilerden “kurtulmak” sadece bir ertelemeden ibaretti.
Aradan geçen bir yılın ardından ve yürürlüğe girdiği iddia edilen Kasım 2024 tarihli ateşkese rağmen gökyüzündeki aynı sessiz tehdit geri döndü.
Geçtiğimiz yıl babasını ve kardeşini toprağa veren Hadi Kenan, bu kez teyzesinin eşi Mahmud ‘Ekrama Nasif ile birlikte keçi güderken İsrail tarafından hedef alındı.
soL Haber, savaşın başından bu yana tüm çarpıtmalara karşı gerçeğin mücadelesini veriyor. soL'un bu haberleri okurlarımızın verdiği destekle artıyor ve güçleniyor. Sen de soL'a destek vermek için hemen abone olabilirsin.
Geçen Cuma günü gerçekleşen saldırı, babasının ve kardeşinin kaderini paylaşan Hadi’yi hayattan kopardı. Hayvanlar etrafa dağılırken, saniyeler sonra gelen ikinci bir vuruş, Mahmud'a da ulaştığında, Kenan ailesi için tarih sadece acının dozunu artırarak tekerrür etmiş oldu.
Bir yıl arayla aynı ailenin, aynı işi yaparken, aynı gökyüzü tarafından vurulması rastlantısal bir “çatışma” zayiatı olarak meşrulaştırılamayacağı muhakkak.
Nitekim bölgedeki sivil yıkımın, toprağını terk etmeyenlerin arasına karışarak izini süren The Public Source muhabiri Dana Hurani'nin sahadan aktardığı tanıklıklar, ailenin yaşadığı bu dehşetin münferit olmadığını gösteriyor. Gazetecinin dinlediği hikayeler ve topladığı veriler, tetiği çeken elin niyetini çok net bir şekilde yüzümüze vuruyor: Bu ölümler, bölgeyi insansızlaştırmaya, tarımsal hafızayı silmeye ve üreticiyi toprağından koparmaya yönelik tasarlanmış düşük yoğunluklu bir askeri ve ekonomik savaşın çarkları. Düşman sadece cana değil, doğrudan üretime arı kovanlarından sürülere, zeytinden bağlara kısaca her şeye saldırıyor.
İsrail, geçimini topraktan sağlayan sivil halkı pervasızca katlederek, aslında toprağın belleğini yok etmeyi amaçlıyor. Arıcı Muhammed Nasrallah'ın kovanlarıyla ilgilenirken infaz edilmesi gibi, Kenan ailesinin çobanlarının hedef alınması da arazinin demografik ve tarımsal yapısını silme çabasının kanlı bir parçası.
Kenan trajedisinin en can yakıcı yanlarından biri de bu insanların yalnızca düşman ateşiyle değil, kendi devletleri tarafından da bilinçli bir sahipsizliğe mahkûm edilmeleri. Burada uluslararası mekanizmaların veya devletin bir “kurumsal boşluğu” ya da acziyeti söz konusu değil; acımasız bir tercih var. Örneğin Vayil Kenan bir asker olmasına rağmen, cenazesine katılan birkaç generalin omuzlarındaki yıldızların parıltısı dışında aileye ulaşan hiçbir somut devlet desteği olmadığı Dana Hurani’in geçtiğimiz yıl yayımlanan makalesinde yer alıyor.
Bölgede barışı korumakla görevli Birleşmiş Milletler gücü UNIFIL, devriyelerini sürdürmekte zorlanırken “İsrail'den her zaman yeşil ışık alamadığını” itiraf ederek, sivillerin güvenliğini karşı tarafın belirsiz “güvenlik endişelerinin” inisiyatifine terk ediyor.
Emperyalizmin uluslararası kurumları, sivil ölümleri karşısında bir kez daha ikiyüzlü bir sessizliğe bürünüyor.
Bugün Güney Lübnan'da, yalnızca üreten insanları katletmekle kalmayıp beyaz fosforla toprağı da zehirleyen, bölgenin köklü hafızasını yok etmeye çalışan İsrail’e rağmen; zehirlenen toprağı kompostla, bakteriyle ve direnişle yeniden yeşertmeye, vatanın zehrini almaya çalışanlar da var.
Kenanların hikayesi artık yerel bir yas günlüğü olmanın ötesine geçti. Uluslararası toplumun giderek kulak tıkadığı bu süreç, Güney Lübnan’ın tarihini silme tehlikesi taşıyan bir dönüm noktasının en kanlı vesikası.
Heba tepelerinde bugün keçilerin çan sesleri değil, toprağı kanla yıkayan insansızlaştırılmış bir geleceğin ayak sesleri yankılanıyor. Halka karşı açılan bu savaş, sadece sınırları değil, insanlığın vicdanını da yeniden çiziyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.