Sayfa yolu
Lozan krizi
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Aydemir Güler
Yayın Tarihi: 15.08.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Türkiye’de “muhalif” kamuoyu AKP’nin ve Erdoğan’ın söylemini hafife almayı alışkanlık haline getirdi. Muhalif demişken, bu amorf sözcük sağcıyı, solcuyu, CHP’yi, HDP’yi, İyi Parti’yi ve benzerlerini kapsıyor… Memleketi yirmi küsur yıldır yönetmenin ötesinde, 1923 Cumhuriyetinin damgasını taşıyan dönemi sonlandıran bir hareketi ve liderini alay konusu etmekle yetinenler, acaba kendilerini nereye koyuyor olabilirler?
Cahil cahilce, küstah küstahça, birikim sahibi de estetize ederek aynı hali dışa vurabilir. AKP sözcülerinin çoğu zaman züccaciye dükkanını perişan etmesi bir mizah unsuru da barındırabilir. Ama olup biten gülüp geçilemeyecek kadar ağır. Hatta bu gülüşmelere artık bir sınır çekilmesinde yarar var. Çünkü örneğin Cumhuriyet’in yüzüncü yılı bir trajediye daha fazla malzeme sunmaktadır. Trajik yıkımlar aynı zamanda büyük dersler içerir ve olağan zamanlarda akla gelmeyecek çıkış yolları aniden önümüzde aydınlanıverir. Gırgır geçerken çıkışı kaçırmak mümkündür ve sonuçları trajedinin kendisinden daha ağır olur!
Yüz seksen derece değil, takla
Lozan, Erdoğan’ın direksiyona takla attırdığı ilk kavşak değildir. Cumhurbaşkanının, Ege Adalarının Yunanistan’a geçmesinin, Osmanlı’nın Arap coğrafyasını terk etmesinin İnönü’nün bir İsviçre kasabasında attığı imzayla gerçekleştiğine gerçekten inanıp inanmadığı çok da önemli değil. 24 Temmuz, öncesindeki Kurtuluş Savaşı ve hemen sonrasındaki 29 Ekim’le birlikte bir bütün oluşturuyor. Emperyalizmin Ortadoğu planının Anadolu duvarına çarpıp geri dönmesi, Osmanlı’nın modern-öncesi devletler mezarlığına gömülmesi ve bağımsızlıkla laikliği bayrak direğine çeken bir Cumhuriyet’in inşası bu bütünün çıktısıdır.
Sadece Erdoğan’ın, onun partisinin, müttefiki tarikatların değil, Cumhuriyet sayesinde serpilip gelişen sermaye sınıfının da bu çıktıyla arasında varoluşsal bir sorun yaşanıyor. Hayat akla karadan ibaret olmuyor. Eskinin yıkılışıyla yol verilen bir sınıf yeni çerçeveyi bir türlü içine sindiremiyor. Sermaye yurtta sulh cihanda sulh değil, yayılmak istiyor. Sermaye devletin yoksullar üstünde belirli bir koruyucu kalkan oluşturmasını değil, ucuz emek gücü istiyor. Sermaye toplumun huzur değil çatışma halinde olmasını, emekçilerin birbirine düşmesini istiyor. Sermaye doymuyor; öyle gayrimüslimlerin malına mülküne çökmekle tatmin olmuyor, Ortadoğu’ya da Afrika’ya da dönmek, ötesine geçmek istiyor… İstediklerini ona vermekte tereddüt etmeyen gücü sonunda buldular. Züccaciye dükkânı kimin umurunda!
Lozan hakkında AKP’nin atıp tutmasını biz Cumhuriyet düşmanlığı, emperyalizmle uyum beyannamesi, özetle bir gericilik abidesi olarak okuruz ve yerimizden hoplarız. Sermaye sınıfı ise siyasi iktidarın hizmette herhangi bir sınır tanımayacağını okur ve keyifle kadehleri doldurur. Kadehe kim viski koymuş kim Osmanlı şerbeti; o da kimsenin umurunda olmaz.
Krizin ayak sesleri
Ancak süreç pürüzsüz işlemiyor ve bundan sonra da işlemeyecek. Yalnızca biz, komünistler, yurtseverler, laikler kuvvetle karşı duracağımız için değil, 1923 konsepti Türkiye’de etrafından kolay dönülebilecek bir kaya olmadığı için de pürüzden çok daha fazlası, kriz çıkmaya devam edecek. Yüzüncü yılda kaçınılmaz…
Erdoğan Lozan’ı reddetti. Sonra MGK, ardından Dışişleri Lozan’a sahip çıktı! Reddiye gerici karşıdevrimin Cumhuriyeti geriletme, içini boşaltma misyonunun zorunlu unsurudur. Ancak görevin tamamlanması imkânsızdır ve karşıdevrim bir denge tutturmaya mahkûmdur.
Yoksa işin ucunun şu savaşlar çağında Montrö’ye kadar gideceği görülmüştür; olmaz! İşin ucu tarikatların devleti parçalayıp mülkiyetlerine geçirmeleri ve ortada devlet kalmamasına doğru gitmektedir; gidemez, gidemeyecektir! Devlet bir yana, Türkiye diye bir ülkeden, bir toplumdan söz edebiliyorsak, varoluşumuz 1923’e bağlıdır; bunun yok edilmesi görülmemiş bir yanardağ patlamasına vesile olacaktır. Patlamasın diye dünyanın bütün sularıyla soğutmaya kalkacaklardır... Tablonun tamamı ise ne cehalettir, ne komik. Burada Türkiye siyasetinin tarihsel krizi kaynamaya devam etmektedir.
Erdoğan buraya dokunacak, kah karşıdevrimi ilerletecek, kah eli yanacak. Devreye MGK girer, Dışişleri girer…
Lozan’ın yüzüncü yıldönümünde bir de Kürt siyaseti devreye girdi. Kürt hareketinin İsviçre’nin bu tarihsel isimli kasabasında, Ankara’da HDP Genel Merkezinde ve İstanbul Şişli’de bir kültür merkezinde yaptığı, kamuoyuna pek az yansımış olsa da bir kampanyadır. Bu hareket Lozan’ı bir büyük ihanet olarak mahkum etmekte, Kürt toplumunun bölünmesinin yüz yıl önce tescil edildiğini ortaya atmakta ve imzacı emperyalist devletleri anlaşmanın çöpe atılması için inisiyatif almaya çağırmaktadır. Milliyetçilik var, cumhuriyet karşıtlığı var, emperyalizm yandaşlığı var! Tabii bir de cüret var…
Kürt hareketinin geçmişte bu şiddette etkinlikler düzenlediğine tanık olundu. Örneğin 2012 Şubat ayında dönemin BDP’si tarafından Taksim’de bir otelde düzenlenen konferansa “Kürt Sorunu, Çözüm Olanakları ve Öcalan’ın Rolü” başlığı atılması daha az çarpıcı görünmemektedir. Ancak 2012 hem AKP ile Kürt hareketinin iyi zamanlarıydı, hem de söz konusu hareketin hayli güçlü olduğu bir dönemdi. Hapisteki Öcalan, siyasetin meşru bir figürü olmayı kazanmıştı. 2023’de ise Lozan’ın HDP ve müttefikleri tarafından topa tutulması yukarıda sözünü ettiğim krizin bir başka veçhesidir.
Yüzüncü yılda AKP’nin boşluğunu gören Kürt siyaseti karşıdevrim lehine ağırlık koyarak stratejik tercihini güncel siyasete yansıtmış oldu. Bugüne kadar Abdullah Öcalan’ın pozisyonu “Lozan’ı güncellemek”, Türkler ve Kürtlerin ortak yararını gözeten bir “toplumsal Lozan’ın inşası” gibi kavramlarla ifade edilmişti. 1923 cepheleşmesine bir projeksiyon yapıldığında bugünkü başat Kürt siyasetinin Cumhuriyetçi blokta yer almadığı sabittir, ama bunu şu andaki saldırganlıkla dışa vurmaktan hep kaçınmıştır. Öcalan 2010’ların başlarında 20. yüzyıl başındaki emperyalist planların eleştirisini yapmaktan da geri durmuyordu…
Belki de Erdoğan’ın elini yakan nedenlerden biri de Kürt siyasetinin bu yüzüncü yıl güncellemesi olmuştur. Ancak muhalefetin bu kez pek gülememesini, HDP’ye İstanbul’da salon tahsis edenin CHP’li Şişli Belediyesi olmasıyla açıklamaya kalkmayalım. CHP’siyle İYİP’iyle ve başkalarıyla muhalefet ne Cumhuriyetten ne karşıdevrimden geçebilmektedir. Gülmemeleri, AKP’den önemli bir farkları olmamasından!
Oysa 2023’te bir tarih tezine sahip olmayanın siyasette yeri de olmayacaktır. HDP’ci sola bir şey diyemiyorum. Üç maymunu oynayarak solcu olunamayacağını bilmek için Marksizmden feyz almak falan bile gerekmiyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.