Sayfa yolu
Laocoön ve oğulları
Yayın Tarihi: 03.09.2023 , 08:10 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
1506 yılında Roma’da yapılan kazılar sırasında bulunan “Laocoön ve oğulları” heykelinin MÖ 175-150 civarına ait olduğu düşünülür. Heykelde, Vergilius’un Aeneas destanından bir öykü betimlenir: Truvalı rahip Laokoön, kente gönderilen tahta atın içinde Yunan askerleri olduğunu anlar ve atın kente sokulmaması için halkı uyarır. Ancak aslında tanrıların karşı karşıya geldiği savaşta, Truva’yı yerle bir etmek isteyen tanrılar bu duruma kızar. İşlerine karıştığını düşündükleri rahibi cezalandırmak için denizden yılanlar gönderirler. Rahip Laocoön ve oğulları yılanlar tarafından öldürülür.
Heykel Helenistik döneme tarihlenir. Helenistik dönemde sanatçılar, büyü ve dinle olan bağlarını zayıflatmış ve resme ya da heykele ait teknik sorunlara gerçekten teknik sorunlar olarak bakmaya başlamışlardır. Sanatçıların dinsel öykülerin bağıntıları olmadan, tekniğe dair getirdiği yeni çözümler, aynı zamanda ustalıklarını da ispat etmesi anlamına geliyor, böylece öncelikli amaç dinsel öykü aktarımı olmaktan çıkıyordu. “Laocoön ve oğulları” heykelinin gerçek insan boyutlarında olması, kompozisyonunun dinamizmi ve portrelerdeki duygu, bulunduğu dönem olan Rönesans sanatçılarını da oldukça etkilemişti.
Rönesans döneminde yaşanan yenilikler sanata da çok şey katmıştı; insan bedenine dair bilinenler arttıkça sanatçılar figürlerini gerçeğe yakın yapmaya, matematik bilgisi yaygınlaştıkça sanat eserinin göze hoş gelen estetiğinin formüllerini oluşturmaya başlamışlardı. Rönesans, özellikle bir sonraki kuşak sanatçılar için “sanatın doruğu” demekti. Bu yüzden, Rönesans dönemi eserlerinden daha iyi işler yapmanın mümkün olmayacağını düşünen sanatçılar bakış açılarını değiştirdiler. Rönesansın güzellik anlayışını içi boş ve ruhsuz olarak değerlendirip, kendi “güzel” imgelerini ise gerçeküstücülüğe yaklaşarak ve figürlerine ruhsallık atfederek oluşturdular. Bu dönem sanatçılarının geliştirdiği bu yeni üslup nedeniyle, yaptıkları tarza “Üslupçuluk / Maniyerizm” adı verildi. Maniyerizmin önemli isimlerinden olan Parmagianino, insan bedenini uzatıp, kafalarını küçültürken; Tintoretto ise resimlerindeki bitmemişlik duygusu ve asimetri ile dönemin ilham alınan ustalarından oldu. Ancak hiçbiri bu yeni yöntemleri El Greco (Yunan) adıyla tanınan Girit doğumlu Domenikos Theotokopoulos kadar ileri taşıyamadı.
El Greco, 20’li yaşlarında Venedik’e gelmeden önce kendi ülkesinde eski Bizans tarzında ikon resimlerinde ustalaşır, Venedik sonrasında Roma’ya geçerek maniyerist sanatın etkileriyle birlikte kendi özgün tarzını belirginleştirir. Ancak Roma’da kolay kabul görmez, sonunda İspanya’nın Toledo kentine yerleşir. Muhtemelen kendisi de oldukça inançlı biri olan El Greco, kutsal öyküleri yeniden, heyecanla anlatabileceği kenti bulmuştur. Çünkü, yakın zamana kadar İspanya’nın başkenti olan Toledo’nun kilise ve Orta Çağ etkisi daha belirgindir ve bu kent El Greco’ya kucak açacaktır.
El Greco, neredeyse ömrünün tamamında dinsel resimler üretir, ölmeden dört yıl önce, Roma’da bulunduktan yaklaşık 100 yıl sonra “Laocoön ve Oğulları” heykelinden etkilenerek, “Laocoön” adında bir resim yapar. Bu resimde rahip Laocoön ve bir oğlu yılanla boğuşmaktadır, diğer oğlu ise çoktan ölmüştür. Resmin arka planındaki manzara ile ön taraftaki figürler gerçek dışı bir şekilde birleşirler. Resmin genel etkisindeki soyutluk El Greco’nun diğer işlerinden farklıdır. Diğer açıdan figürlerin uzun ve kıvrımlı formu, çevreyle ilişkilenmeyen içe dönük, hülyalı ruhsallıkları El Greco’nun maniyerizminin alışıldık bir örneğidir. İlham aldığı heykelde de olduğu gibi, figürlerin gözlerindeki derinlik, ağızlarındaki hafif açıklık ve dağınık saçları ile resimde oluşturulan dramatik etki, Helenistik dönem ile benzerlik kurar ama dramanın kaynağının dinsel bir tutku olması ile Helenistik dönemden ayrılır. El Greco’nun aziz ya da İsa portrelerine bakıldığında en çok gözler dikkat çeker. Bu dinsel figürlerin gözleri yukarı bakan ve ağlamaklıdır. Dolayısıyla bu resimde El Greco, bir insanı azizleri tasvir ederken betimlediği özelliklerle resmetmiştir.
El Greco’nun resmindeki dışavurum ve soyutlama gücü, kendisinden yaklaşık 300 yıl sonra, modern sanatı oluşturan sanatçıları etkileyecekti. Özellikle Picasso, onun siyah kontörlerinden ve soluk renkli figürlerindeki cesareti örnek alacak; ülkemizden Neş’e Erdok etkilendiğini belirtmekten çekinmediği İspanya sanatına baktığında, El Greco’nun figürlerinin deformasyonunu, belki de özellikle ellerinin portrelerdeki konumlanışını etkili bulacaktı.
Başa dönmemiz gerekirse, tanrıların kendi işine karıştığı için cezalandırdığı bir insanın hikayesinden seküler ya da dinsel birçok eser üretilmiş olabilir. Ancak gerçekte insan kendi hikayesini yazıyor. Bu yüzden insanlar savaşırken bir yandan tanrılar savaşıyor ya da resimlerdeki betimlemelerde azizler, insanlar birbirine karışıyor. Rönesans döneminde, El Greco’nun resimlerinde ya da modern dönemde, üretilen estetiğin etkisi sanatçısının niyetini aştığında bir tarihselliğe kavuşabiliyor. Sanata buradan baktığımızda insanlığın büyük hikayesi de daha anlaşılır olabilir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.