Kuzey Akım Boru Hattı sabotajı sorularında yeni durum

Kuzey Akım sabotajında 'Ukrayna izi' planlı olarak bırakılmış olduğu tezi neyi amaçlıyor? ABD'nin sabotajı gerçekleştirdiğinden kuşku duyulmuyor. Fakat niçin Ukrayna izi birdenbire gündeme geldi?

Tevfik Taş

Geçen yılın Eylül ayında Kuzey Akım boru hattına yapılan sabotaj ile ilgili ''yeni gelişmeler'' olduğu bilgisi 9 Mart tarihinden beri Batı medyasında yeniden dolaşıma girdi. Batı merkezli ana akım medyada Eylül ayında yapılan bombalı sabotajında ilk sırada Rusya'nın bu sabotajı yapmış olabileceği dillendirilmişti. ''Rusya niçin kendi yaptırdığı devasa bir projeyi sabote etsin ki?'' sorusunun önem kazanması ile failin ya da faillerin, bu hattan zarar görenler olabileceği önem kazandı.

Polonya'nın dahlinden ABD'ye kadar geniş bir fail taraması çıkartılarak, sabotaj konusu çözülmeye çalışılıyor. Hâlâ da orta yerde kesin ''kanıtlar''a ulaşılabilmiş değil. Biden'ın bir NATO operasyonu ile başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı'ndan hem önce söylediği, ''Kuzey Akım'ı engelleyecek gücümüz var'' sözü ile Kuzey Akım sabotajının faili konusunda çok fazla hafiyelik yapmaya gerek kalmadığı hatırlanabilir tabii.

'Yeni gelişmeler?'

Sözü geçen boru hattına yapılan sabotaj için sözü geçen yatın sahil güvenlik ekibinin denetimine takılmadan ve vinç kullanılmadan 450 kilodan iki tona kadar olabileceği varsayılan bombanın nasıl yüklenip ve nasıl 55 metre derinliğe indirildiği başlı başına yanıtlanması gereken sorular...

9 Mart ile ortaya saçılan bilgilere göre, Polonya menşeili 15 metrelik yatın 6 kişi tarafından kiralandığı iddia ediliyor. Yat, iki Ukraynalıya ait ve beş erkek, bir kadın tarafından Baltık Denizi'ne Alman liman kenti Rostock kıyılarından açılıyor. Kocaman bir bomba ve vinç yok! Anlatım bu.

Ancak bu olası ''gözden kaçma''nın nedenleri arasında o sırada Baltık Denizi'nin İsveç açıklarında 45 ''hayalet gemi''nin olduğu ''veri''sinin de dolaşıma sürüldüğünü hatırlatmakta yarar var.

Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, Kuzey Akım boru hattına yapılan sabotajın ABD tarafından yapıldığını ileri sürmüştü. Tüm veriler bu gerçeği işaret ederken, 9 Mart ile ortaya atılan ve yine ABD merkezli olan ''yeni gelişmeler'' kafa karıştırdı. Sabotaj tamam da, gerçekten kim yaptı, sorusu birden bire ana akım medyada alıcı buldu.

Telepolis'ten gazeteci Kelly Beaucar Vlahos'un aktardığına göre, CIA eski operasyon subayı, şimdi Quincy Enstitüsü yöneticisi Georg Beebe şunları söylüyor: ''Bütün bu bilgilerin aylar sonra birden bire su yüzüne çıkartılması bana şüpheli geliyor. Tuhaf. Tam da Seymour Hersh'in raporundan sonra.''

Sabotajda 'Ukrayna izi bırakıldı' iddiası

Amerikan istihbaratı içinde farklı grupların farklı değerlendirmelerini almak pekâlâ öğretici olabiliyor. Bir başka ABD'li ''savaş gazisi'' Jack Murphy'in değerlendirmesine göre, CIA Ukrayna'da operasyon ekipleri eğittiği (buraya kadar haber değeri olmadığı açık, bu, zaten biliniyor) ve bu sabotajda kullandığı ifade ediliyor. Burada yeni olan nokta, sabotajda ''Ukrayna izi''nin bilerek bırakıldığı iddiasıdır.

Sabotaja ilişkin ''yeni değerlendirmeler''in sürpriz niteliği, ip uçlarının ABD'den ziyade Ukrayna'yı gösteriyor olmasıdır...

Sabotajın mağdur ve aynı zamanda fail devlet durumunda olan Rusya'nın ''uluslararası soruşturma komisyonu''na dahil edilmemesi ise belirsizlikleri besleyen bir başka unsur.

Savaş partisi sosyal demokratlar fail aramıyor

Almanya hükümetinin sabotaj hakkında ettiği laf kalabalığı bir kenara bırakılırsa, üç maymunu oynamasını kaydetmek gerekiyor. Savaşa angaje olduğunu bir aylık bakanlık süresinde her yönüyle kanıtlayan yeni Alman Savunma Bakanı Pistorius, sabotajda Ukraynalıların olmasının Ukrayna devleti ile bağı olmayabileceğini öne sürerken, bir gerçeği işaret etme kaygısını taşımıyor. Sosyal demokrat savaş bakanının Deutschklanfunk'a verdiği demeçte, ileri sürülen verilerin sonucu ne olursa olsun Ukrayna'ya verilen Alman desteğinin değişmeyeceği ifade ediliyor. Yani buldukları ''suçlu''dan memnunlar, yeni bir fail aramak gereksiz diyor.

Savaş partisi olduğunu her kritik eşikte açık eden Alman sosyal demokrasisinin bu NATO merkezli konumlanmasına karşı, faşizan Almanya İçin Seçenek (AfD) partisinin, ''Bu sabotajın ABD tarafından yaptığı kesinleşirse, ABD Almanya'yı hemen terk etmelidir'' yaklaşımı, Alman emperyalizmi içinde sermaye saflaşmasının boyutlarını göstermesi açısından kayda değer olmalı.

NATO-Rusya kapışmasında yeni bir modus vivendi mi?

Kuzey Akım sabotajında ''Ukrayna izi'' planlı olarak bırakılmış olduğu tezi neyi amaçlıyor? ABD'nin sabotajı gerçekleştirdiğinden kuşku duyulmuyor. Fakat niçin Ukrayna izi birdenbire gündeme geldi?

Frankfurter Rundschau Zeitung'dan gazeteci Helmi Krappitz'in belirttiği üzere, ''Ukrayna Batı'nın laboratuvarıdır.'' Yeni testler yapılan bu laboratuvarda türetilen sonuçlardan bir tanesine göre, NATO-Rusya kapışmasında yem olarak kullanılan Ukraynalı siyasi ekibin ''aşırı talepkârlığı'' kapışmanın yeni bir modus vivendiye gitmesi önünde engel mi oluyor sorusu, yanıtlardan biri olabilir mi, kuşkusunu gündeme getiriyor.