Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Küresel sermaye iktidarının sapkın aynası

Jeffrey Epstein dosyası, multimilyoner bir failin suç portresinden çok daha fazlasıdır. Bu dosya, küresel sermaye iktidarının kendini nasıl yeniden ürettiğini, ahlaki sınırların neden askıya alındığını ve egemen sınıfın para, suç, hukuksuzluk ve sessizlikle örülü dokunulmazlık rejiminin nasıl işlediğini gösteren karanlık bir haritadır.

Endam Köybaşı

Yayın Tarihi: 08.02.2026 , 08:21

Jeffrey Epstein kamuoyunda ilk kez “sapkın bir suçlu” olarak değil, Wall Street ve siyaset dünyasının küresel elitleriyle kurduğu sıradışı ilişkilerle tanındı. Resmi bir finans geçmişi, şeffaf bir servet hikâyesi ya da açık bir iş modeli olmamasına rağmen onlarca yıl boyunca ABD’nin ve Avrupa’nın en güçlü isimleriyle aynı masalarda oturdu. Aynı özel uçaklara bindi ve bu kişileri adasında ağırladı. Daha en başından itibaren asıl soru şuydu. Bu adam kimdi ve neden bu kadar varlıklı ve güçlüydü?

Bu gücün en simgesel mekanı Karayipler’deki özel adasıydı. Ultra-zenginlerin, siyasetçilerin ve seçilmiş misafirlerin ağırlandığı bu ada, lüksün ve statünün ardına gizlenmiş karanlık bir merkezdi. Epstein adaya “Little Saint James” adını vermişti. Bu adlandırma, sıradan bir mülkten ziyade erişilmez, korunmuş ve sorgulanamaz bir alan duygusu yaratıyordu. 75 dönüm büyüklüğünde, dağınık yerleşmiş kapalı alanları ve sıkı erişim kısıtlarıyla örülü ada, sadece bir zenginlik vitrini değil, dokunulmazlık altında gizlenen bir iktidar ve tahakküm alanıydı. Epstein’in adası, sermayenin kendini hukukun, etiğin ve kamusal denetimin dışına yerleştirdiği bir mikro-evren olarak işledi.

Hukuki zırh ve siyasi koruma koridoru

Epstein’e yönelik ilk ciddi dava 2000’lerin başında Florida’da açıldı. Reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuşa zorlama suçlamaları tanıklar ve maddi bulgularla dosyadaydı, buna rağmen 2008’de yapılan tartışmalı savcılık uzlaşısıyla Epstein fiilen cezasız kaldı. Bu anlaşma, yalnızca Epstein’i değil, onu koruyan yargı ve siyaset ağını da görünür kıldı.

2019’da New York’ta açılan federal dava bu dokunulmazlığı ilk kez ciddi biçimde sarstı. Sistematik cinsel sömürü ve insan ticareti suçlamaları gündeme geldi, ancak Epstein’in cezaevinde ölmesi (resmî kayıtlara göre intihar) dosyayı kapatmadı, geride adı açıklanmayan geniş bir ilişki ağı bıraktı. 

Bu ağın ABD siyasetinin her iki ana kanadına da uzandığı ortaya çıktı. Donald Trump’la eski ilişkileri ve Bill Clinton’ın Epstein’e ait uçakla yaptığı seyahatler belgelendi, mesele partiler üstü bir imtiyaz rejimi olarak görünür hale geldi. Uluslararası boyut Prince Andrew üzerinden ifşa oldu. Kraliyet ailesinin bu ilişkiler ağında yer alması, dosyanın basit bir Amerikan skandalı olmadığını gösterdi. Süreç, Trump’ın ilk başkanlık döneminde ilerledi, o dönemin Çalışma Bakanı Alexander Acosta’nın, Epstein’i koruyan 2008 uzlaşısının mimarı olması ve sonrasında istifa etmesi, dosyanın güncel siyasal iktidara uzanan bir kriz alanı olduğunu teyit etti.

Şeffaflık mı yoksa bilgi gürültüsü mü?

Bugün milyonlarca belgenin kamuoyuna açılması bu nedenle hem önemlidir hem de özellikle sorgulanmayı hak eder. Çünkü mesele yalnızca Epstein’in ne yaptığı değil, kimlerle, hangi koruma mekanizmaları altında yaptığıdır. Belgelerin açılması ilk bakışta bir şeffaflık hamlesi gibi sunulsa da zamanlaması ve kapsamı bunun aynı zamanda kontrollü bir açılma olabileceğini düşündürmektedir. 

Neden şimdi? Kamuoyundaki baskının yönetilmesi, yargı kurumlarına duyulan güvensizliğin yatıştırılması, artık korunmasına gerek kalmamış aktörlerin feda edilmesi, bazı siyasi aktörleri hizaya getirme çabası ya da asıl ilişkiler ağının bilgi fazlalığı içinde görünmez kılınması bu olasılıklar arasındadır. Milyonlarca belgenin bir anda dolaşıma sokulması, hakikati berraklaştırmaktan çok, onu gürültü içinde boğma işlevi de görebilir.

Bu kuşku, Epstein’in uluslararası ilişkiler ağı söz konusu olduğunda daha da derinleşmektedir. Uzun süredir kamuoyunda, Epstein’in İsrail’le ilişkileri ve bir tür istihbarat faaliyeti yürütmüş olabileceği yönünde iddialar dile getirilmektedir. Özellikle Mossad bağlantısına dair tartışmalar kesin biçimde kanıtlanmış olmasa da bu ihtimalin ısrarla gündem yapılması tesadüf değildir. Epstein’in kurduğu yapı, yalnızca cinsel sömürüyle sınırlı kalmayan, siyasal, ekonomik ve diplomatik nüfuz üretmeye elverişli bir şantaj ve bağımlılık ağı görünümü taşımaktadır. 

Bu nedenle Epstein dosyasını yalnızca Amerikan elitlerinin sapkın hayatlarını ifşa eden bir skandal olarak okumak yetersizdir. Ortada, dünyanın kaderini tayin eden karar süreçleriyle temas halinde olan bir iktidar aklı vardır, dosyayı asıl önemli kılan da budur.

Sapkın zihnin psikopolitik bir incelemesi

Bu noktada psikodinamik ayrımlar aydınlatıcıdır. Psikopati, empati yoksunluğu ve duygusal kayıtsızlıkla seyreder. Kişi yaptığı eylemin yanlış olduğunu bilir ama bundan vicdani bir rahatsızlık duymaz. Cinsel sadizmde, başkasına verilen acı bizzat haz kaynağıdır. Fail zarar verdiğinin farkındadır ve tam da bu hasar üzerinden tatmin olur. Pedofilide ise çocuklara yönelik cinsel ilgi, yoğun bilişsel çarpıtmalarla meşrulaştırılır. Onlar için ahlaka uygun olmayan bir davranış yoktur, çocuğun yıprandığı inkâr edilir, iğrenme duygusu belirgin biçimde zayıflamıştır.

Epstein vakasında bu örüntüler birbirine eklemlenir ancak merkezde daima güç, kontrol ve araçsallaştırma vardır. Epstein’in cinsel tercihinin ağırlıklı olarak ergenlik dönemindeki kız çocuklarına yönelmesi, onları para ve vaat yoluyla fuhşa zorlaması, suçluluk ya da pişmanlık değil, soğukkanlı bir hesapçılık sergilemesi bu tabloyu tamamlar. 

Epstein’in muhakeme yetisindeki sorun, bilişsel bir yetersizlik ya da aklın çalışmaması değildir. Burada psikiyatrik bir hastalığın yol açtığı bir düşünce bulanıklığı da yoktur. Psikotik bir kopuş, gerçeklikle temas kaybı ya da ağır bir zihinsel yetersizlikten söz edilemez. Aksine, düşünce süreçleri düzenli, planlaması dondurucudur. Kaldı ki bu kapasite kendisine ölümüne kadar geçen sürede yüz milyonlarca dolar servet oluşturmasını sağlamıştır. Sorun, ahlaki değerlendirme kapasitesinin bozulmuş olmasıdır.

Ahlaki muhakemenin çöküşündeki sınıfsal patoloji

Ahlaki muhakeme, kişinin kendi çıkarı ile bir başkasının haklarını ihlal etmeme yükümlülüğü arasında bir sınır koyabilme yetisidir. Epstein örneğinde bu sınır ortadan kalkmıştır. Ne yaptığını bilir, sonuçlarını öngörür ancak bu neticelerin kurban için ne anlama geldiği muhasebesine, onun zihinsel süreçlerine dahil olmaz. Burada mesele bir kontrol kaybından çok, ötekinin maruz kaldığı yıkımın bilerek ve isteyerek göze alınması, bundan çıkar sağlanmasıdır.

Bu tabloyu daha da ağırlaştıran ise mağdurların profilidir. Epstein’in hedef aldığı genç kızlar rastgele seçilmemiştir. Büyük bölümü yoksul ailelerden gelen, aile yapıları dağılmış, ebeveynlerinde madde bağımlılığı bulunan, daha önce ihmal veya cinsel saldırı yaşamış çocuklardır. Yani bu kişiler, hem yaşları hem de sınıfsal ve psikososyal kırılganlıkları nedeniyle savunmasızdır. Epstein’in kurduğu düzen, tam da bu zayıflık üzerinden işler.

Bu bozulma, bireysel bir patoloji olarak okunamaz. Çünkü Epstein’in değer yargıları, içinde hareket ettiği sınıfsal dünyanın mantığıyla bütünüyle uyumludur. Burjuva sınıfı, egemen bir sınıf olarak vicdani dengeyi baştan çarpıtan bir zeminde durur. Başkalarının emeğini, yoksulluğunu, güvencesizliğini ve hatta ölümünü kendi zenginliğinin doğal bedeli olarak gören bir yapı için, mağdurun uğradığı kayıp ruhsal bir engel olarak görülmez, olsa olsa yönetilmesi gereken bir maliyet başlığıdır.

Sistemin olağan işleyişi ve çıkış

Bu nedenle Epstein’in yaptığı şey, burjuva ahlakı açısından bir kopuş değil, onun ifadelerinden sadece bir tanesidir. Başka alanlarda ücretleri düşürerek, insanları açlığa mahkum ederek, doğayı ve kamusal varlıkları talan ederek, savaşlardan kâr devşirerek, nükleer silahla tehdit ederek işleyen mantık burada daha çıplak, daha korunmasız bedenler üzerinden çalışmış, sınıfın üyelerinin sapkın arzularını doyurmak üzere işlemiştir. Vicdani, ahlaki akıl yürütmenin felç olması tam olarak budur. Karşı tarafın yaşadığı tahribatın, çıkar hesabının ve alınan zevklerin uğruna göz ardı edilmesi ve bunun meşru sayılmasıdır. Sapkın uygulayıcı bir parçası olunmasa da yaşananlara sessiz kalınması, uygulayanların korunması da aynı derecede olup bitenlerden sorumlu ahlaksızlık örneğidir.

Epstein dosyasını asıl rahatsız edici kılan da budur. Karşımızda yalnızca bir fail değil, insani sınırlarını çoktan yitirmiş bir düzenin ve bu düzenin sahibi sınıfın en çıplak hali durmaktadır. Epstein ve onun çevresinde yer alan siyasetçiler, iş insanları ve ayrıcalıklı figürler, birer sapmadan çok egemen sınıfın olağan işleyişinin görünür hâle gelmiş biçimidir. Yoksulluk, güvencesizlik, savaş, istismar ve sapkınlık bu nedenle istisna değil aynı iktidar aklının farklı alanlardaki sonuçlarıdır. Epstein dosyası, dünyayı yöneten kararların, merhamet ve vicdan olmadan alındığını gösterdiği için de sarsıcıdır.

Bu düzen değişmez değildir. Bu egemenlik biçimi, bir taraftan yarattığı çelişkilerle aşınmaktadır. Bu noktada Epstein’in ceza almasında, direnen kadınların, haksızlığa ve adaletsizliğe boyun eğmeyen insanların rolü de hesaba katılmalıdır. Gerçek umut, bireylerin teşhirinde değil, bu bireyleri “normal” kılan sınıfsal düzenin sorgulanmasında ve aşılmasındadır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.