Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Komünist kadınların tarihinde bir ışık: Behice Boran

Bu ülkede, 'Selam olsun Türkiye’nin ve dünyanın aydınlık geleceğine' denmediği, bir cümleye umudu ve kuramı müthiş bir incelikle yerleştiren o komünist kadından yansıyan ışığın olmadığı bir sosyalizm mücadelesi, düşünebilir misiniz?

soL - Arşiv

Yayın Tarihi: 10.10.2025 , 10:40 Güncelleme Tarihi: 10.10.2025 , 11:08

Behice Boran'ın ölüm yıldönümünde 2017'de hazırladığımız yazıyı, yeniden okurlarımıza sunuyoruz:

Bugün Behice Boran’ın ölüm yıldönümü. 

Bir yöntem olarak, tarihin bir evresine ışıltısını saçan, içinden geçilen zamanın akış hızına katkısı olan tarihsel kişiliklerin; dönemin ruhundan bağımsız ele alınamayacağı söylenebilir. İşte tam da bu nedenle, Türkiye devriminin yolunu bilimsel sosyalizmin ilkeleri ışığında tarif etmeye çalışan örgütlülüğün tarihi, ülkedeki sosyalizm mücadelesinin uğrakları; Boran’ın kişisel tarihinden ayrıştırılabilir değil. 

Behice Boran, bir yirminci yüzyıl entelektüeli, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin değerli hocası iken, Marksizmle buluştu. Bir yurtsever, bir bilim insanı ve iyi bir edebiyat okuru olan Boran’ın bu buluşmanın ardından gelen ve on yıllara yayılan yaşamı, “hoş tesadüf” denilip geçilemeyecek bu karşılaşmanın yatağında aktı.

Geriye dönüp bakıldığında, aklın, merakın, çalışkanlığın ve mutlaka cesaretin bileşimi olan Boran’ın kişisel hikayesinin, beraberinde bir örgütlü mücadele ısrarı olduğunu kavrayabiliyoruz. 1985 yılında Bulgaristan’da kendisiyle yapılan “Nasıl Marksist Oldunuz” konulu söyleşide şöyle diyor Boran: “Ama literatürü okudukça bilhassa Lenin’in yeni tip parti düşüncesiyle, o fikirleriyle karşılaştıkça, bu sefer fikirle eylem arasındaki, pratik arasındaki ilişkiyi daha iyi kavradım. Ve şu neticeye vardım ondan sonra: Hayatta fikirlerin yansıması sadece bireysel düzeyde olmaz. Eğer toplumu değiştirmek, geliştirmek istiyorsanız örgütlü bir biçim de çalışmanız, bir örgüt içinde olmanız lazımdır, o neticeye geldim.Yani bir parti içinde çalışmanız lazımdır, bu neticeye geldim.”1

Boran’ın vardığı netice, bir komünist kadının, Türkiye’deki devrimci aranışın ana eksenlerine bıraktığı iz anlamına da geldi. Ne bu netice Behice hanımın yaşamından, ne de bu yaşam Türkiye’nin devrimini arama pratiğinden ayrı değerlendirilebilir.

Sosyoloji bölümünün koridorlarında bir aydın, hayatını toplumu değiştirmeye adamaya, bir sınıfa bağlanmaya karar verdi. Üstelik bunu bir tercih olarak inşa etmedi de, bir bilim insanı titizliğiyle, zorunlu bir pratik olarak gördü. Ölümünden sonra açıklandığı üzere, Boran 40’lı yıllarda TKP’ye üye olmuş, Tan gazetesi ve Görüşler dergisi gibi yayınlarda üretim yapmış, Ankara’da TKP’nin İlerici Demokrat Gençlik Derneği’ni dünya çapındaki gençlik örgütlenmeleriyle eş zamanlı olarak kurmuştur. 1950’li yıllar boyunca, Türk Barışseverler Cemiyeti çatısında, İkinci Dünya Savaşı sonrası safını emperyalistlerin yanı başı olarak belirleyen Türk sağıyla mücadele etmiş,  Kore yarımadasının işgaline ABD’yle kol kola ortak olunmasına seyirci kalmamış, İstanbul sokaklarında 30 bin bildiriyi yurttaşlara elleriyle taşımıştır.

Öte yandan 1951, Behice Boran'ın anne olduğu, oğlu Dursun'u doğurduğu yıldır. Şair Melih Cevdet Anday'ın, Dursun için yazdığı şiiri, Boran'ın yoldaşı Ruhi Su bestelemiş ve seslendirmiştir.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kuruluşu ve 1962’de partiye resmi olarak dahil oluşunun ardından (Boran’ın partiye başvuru dilekçesini çok öncesinde, tarih ibaresi olmadan Genel Başkan Mehmet Ali Aybar’a verdiği, kurucuların Boran’a dönük direnci nedeniyle parti ve Aybar’ı zor durumda bırakmak istemediği biliniyor), Boran'ın TİP’te çeşitli görevleri oldu. Partinin dış politika sözcülüğünü yapan Boran, 1965’te milletvekili olarak Meclis’e girdi. Boran, vekillik deneyimi boyunca, mevcut sorunların emekçi iktidarında nasıl çözüleceğine dönük konuşmalar yaptı, sağın zaman zaman fiziksel boyutlara da ulaşan saldırılarını, ince işçilik ve sabır gerektiren bir adanmışlıkla püskürttü.

1969 seçimlerindeki geriye düşüşün ardından Boran, TİP'in öncelikli sorununun, bir işçi sınıfı partisi, sosyalist bir parti olarak örgütlenmek olduğunu öne sürdü. Aybar’ın istifasının ardından Ocak 1970’te Boran, TİP’in genel sekreteri, Ekim 1970’teki kongreyle ise genel başkanı oldu. Türkiye'de bir siyasi partinin başkanı olan ilk kadın, bir komünistti. Yıllar sonra Uğur Mumcu’ya o günleri anlatan Behice Boran, çok kaygılı olduğunu, görevi beklemediğini ancak örgütün bu ihtiyacına yanıt vermekten geri duramayacağını belirterek şöyle diyordu: “Parti hareketinin önüme koyduğu görevleri boşlayamazdım.”2

12 Mart’ta darbenin gelişiyle, TİP 1971'de kapatıldı. Behice Boran’ın bıraktığı iz ve koyduğu katkının, Türkiye’deki sosyalizm fikrine kazandırdığı önemli güç ve etki inkar edilemezken, TİP’in, sınıf içerisinde ulaştığı geniş ilişki ağı, bugünden bakıldığında dahi göz kamaştırıcı niteliğini koruyor.

Bir türkü: Jandarma biz sosyalistiz...

61 yaşındaki Boran, 26 Mayıs’ta tutuklanıp kısa bir süre Mamak Cezaevi’nde tutulduktan sonra Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’na götürüldü. Koğuşunun yaşça en büyüğü olan Boran’ın, sık sık “Jandarma Biz Sosyalistiz” türküsünü söylediğini, Sevgi Soysal’ın aktardıklarından biliyoruz.3 Mahkemeye çıkarılacağı gün, kendisini götürecek askeri araca bindirilirken görevli yedek subayın “bir gün sizi iktidara böyle alacağız, saygılar hocam”4 deyişi ise, yaşamları pek de seyrelmeden akan devrimcilere özgü, parıltılı anlardan biri olsa gerek. 

Savunmasını, sosyalist hareketin varlığını sürdüreceğini, işçi sınıfının iktidar arayışının tasfiye edilemeyeceğini vurgulamak üzerine kuran Boran, arada tahliye edildiği kısa dönem dışında, 1974’te çıkan affa değin, 2,5 yıl hapis yattı. Hapislik döneminde Almanca çalışan, Fransızca’dan çeviriler yapan, örgü ören, kültür fizik hareketlerini boşlamayan Boran, Sıdıka Su’ya yazdığı mektuplarda “İş inada bindi. On beş sene mi verdiler? Ben de dayanacağım ... kendime iyi bakıyorum ”5 diyordu. Behice hanım devrimciliğine, belli bir disiplini sürdürerek, içeride de planlı yaşayarak, iyi bakıyordu.

1975’te Boran önderliğinde yeniden kurulan TİP, Türkiye 12 Eylül’e giderken etkisizleşmiş, ayrışmalar yaşamıştı. Kopuşlar, saflaşmalarla geçen bu yılların ardından, darbeden 10 gün sonra kalp krizi geçiren Behice hanım, yoldaşlarının ısrarıyla, Sofya’ya gitti ve 10 Ekim 1987’de Belçika’daki ölümüne dek sürgünde kaldı.

Avukatı Necla Fertan, 1981’de vatandaşlıktan çıkarılan Boran’ın son isteğinin TİP ve TKP’nin birleşmesi olduğunu, bunun için sağlığını feda edercesine çabaladığını söyleyerek şöyle diyordu: “Behice Hanım TİP ile TKP’nin birleşmesi için bir çaba harcadı. Doğruydu yanlıştı ayrı bir konu. Böyle bir şey yaptı. Ben kendisine ‘Sağlığınız iyice bozuk. Ölüyorsunuz. Bu çabalardan vazgeçin’ dedim. ‘En son yapmak istediğim bu. Yapmak istediğim başka bir şey yok. Öleyim, ne olur ki?’ dedi.”6

Boran, ölümünden 3 gün önce, hekimlerin aksi yöndeki uyarılarına karşın ve sancıyan kalbini dinlemeyerek, Brüksel'de düzenlenen bir basın toplantısıyla TİP ile TKP’nin Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adıyla birleştiğini açıkladı. 

Uzun yıllar hasta kalan eşi Nevzat Hatko’yu 1983’te sürgündeyken yitiren, sürgün yılları boyunca, Türkiye’deki oğlundan uzak kalan ve hep merak içinde dostlarına oğlunu soran Boran’ın yaşamı, kısa bir anma yazısına sığması mümkün olmayan zenginlikler içeriyor. Uğur Mumcu’nun deyişiyle, “bir uzun yürüyüş” olan bu yaşam, tüm çalkantılarına karşın, bir o kadar da gösterişsiz.

Evet, bugün Boran’ın ölüm yıldönümü. Bu toprakların yetiştirdiği bir komünist kadın, bu topraklardan uzakta, 30 yıl önce yaşama gözlerini yumdu.

Peki 30 yıl sonra bugün, Türkiye’nin sosyalizm mücadelesi tarihinde Behice Boran’ın olmadığını hayal edebilir misiniz?
Bugünlerde, havalar bozmuş ve göğsümüz bunca sıkışmışken, “Selam olsun Türkiye’nin ve dünyanın aydınlık geleceğine” diyen, bir cümleye umudu ve kuramı müthiş bir incelikle yerleştiren o komünist kadından yansıyan ışığın olmadığı bir sosyalizm mücadelesi, düşünebilir misiniz?

  • 1

    Atılgan, Gökhan. Behice Boran Öğretim Üyesi, Siyasetçi, Kuramcı. İstanbul: Yordam Yayınları, 2007, s: 494

  • 2

    Mumcu, Uğur. Bir Uzun Yürüyüş. İstanbul: Tekin, 1995, s: 67

  • 3

    Soysal, Sevgi.  Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu. İstanbul: İletişim Yayınları, 2003 

  • 4

     Atılgan, Gökhan. Behice Boran Öğretim Üyesi, Siyasetçi, Kuramcı. İstanbul: Yordam Yayınları, 2007, s: 221

  • 5

    Atılgan, Gökhan. Behice Boran Öğretim Üyesi, Siyasetçi, Kuramcı. İstanbul: Yordam Yayınları, 2007, s: 225

  • 6

    Köktürk, Erol. Minnacık Bir Dev:Avukat Necla Fertan Ertel, Kendi Ağzından Yaşam Öyküsü. İstanbul: Metis, 2001, s: 287

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.