Sayfa yolu
Kitap | İstanbul'un Renkleri'nden sporun hâletiruhiyesine
Yayın Tarihi: 24.01.2021 , 11:47 Güncelleme Tarihi: 08.02.2021 , 10:37
Geçen yılın son ayında, 2020 Aralık’ta çıkan “İstanbul’un Renkleri” çalışması ile spor tarihi tutkunları ve meraklıları için Mehmet Yüce bir çerçeve çiziyor.
Bu kez Yüce, çalışmasına “Fısıltısı Kalmış Öyküler” ile başlıyor. İstanbul’un Renkleri kitabında “İstanbul’un Renkleri ve Spor” başlığı açan Mehmet Yüce, takvimin yaprakları arasında gezinirken sporun renklerine de değinmeyi ihmal etmiyor.
Fısıltılar Arasında Gezinmek
Bir kırılma yaratma çabası bu. Sporun makus talihinde, olumsuz algısının derinliklerinde bir gedik açma kavgası... İstanbul’un toplumsal tarihine ışık tutmak demek, sporun da toplumsal seslerine kulak kabartmak demek.
Bu sesler ve renklerin uzun bir mazisi var. Bizans dönemi bir milat kabul edilirse, hipodromda yapılan atlı yarışlar izlemek kadar, erken Osmanlı’da icra edilen ve genellikle kuvvet ya da askeri disipline dayalı olarak yapılan yapılan sporların, kentin spor tarihinin ilk merhalelelerini oluşturduğunu söylüyor Yüce...
Bunlar arasında okçuluk, binicilik, cirit, güreş, pehlivanlık ve ağırlık kaldırma yer alıyor.
Özetle, İstanbul demek, ciddi bir spor kültürü ve birikimi demek...
İstanbul o dönemden bu zamana kadar çok farklı renkleri buluşturabilen bir toplumsal yapıya sahip. Sirklerden, cambazlık ve hokkabazlıktan pehlivanlara, oradan da Mekteb-i Sultani’nin ilk beden eğitimi hocası Ali Faik’e (Üstünidman) kadar uzanıyoruz.
Keyifli bir spor yolculuğu bu... İstiklal’in eski ismi, daha doğrusu Taksim Meydanı’ndan Galata hizasına kadar kısım olan Cadde-i Kebir’den yürüyerek 1897’de yeniden inşa edilen Club Teutonia’ya ulaşıyoruz. İçki içilen eğlence yerler (Cafe Chantant) arasında, tam bir sosyal zenginlik içerisinde sürüyor yolculuk.
Yüce, geç Osmanlı devrinde İzmir ve İstanbul’da yaşayan Levanten unsurlara, Whittall ailesi başta olmak üzere Giraud, Charnoud, La Fontaine gibi modern sporların coğrafyamızdaki ilk icracılarını anlatıyor. Öğreniyoruz, sporun kentlerimizde sadece bizimle değil, ortak bir birikimle olgunlaştığını...
Mesela Yüce bir örnek vermeyi atlamıyor. İlginçtir ve sosyal kulüplere bir örnek olarak, Almanca konuşan halkların 1847’de kurdukları ve içerisinde bovling, bilardo gibi salon sporlarını barındıran Teutonia kulübünü biliyoruz artık. Ya da yahudi sporcuların dışlanmasından sonra bir tepki olarak doğan İstanbul Makabi Jimnastik Kulübü’ne uğruyoruz.
İstanbul sokakları olabildiğine renkli ve çok sesli...
Bunu şimdiki gürültü ve curcunadan ayırarak söylüyoruz.
Robert’ten Constantinople’a
Robert Kolej, jimnastik, atletizm derken beden terbiyesine yönelik derslere başlıyor bir taraftan. Basketbolu biliyoruz. Robert’ten Galatasaray’a uzanıyor. Henüz spora açlığı doymayan memlekette, yeni yeni büyüyecek basketbol.
Karşıda ise Anadolu yakasında Moda Futbol Kulübü, Constantinople (İstanbul) Futbol Kulübü gibi takımlar öne çıkıyor henüz.
Mehmet Yüce, yapılan bir maçtan bahsediyor mesela. Constantinople takımı ikiye bölünüyor ve ilk yarım saati “Association”, sonrasında ise “Rugby Union” kuralları ile maç yapılıyor.
Takımların isimleri renkli toplum yapısına da son derece uygun düşüyor kanımca: Yakışıklılar ve Tipsizler...
Yüce, çalışmasında sadece futbolizmle sınırlı kalmıyor. Şehirde, İstanbul’un derin tarihinde çim kort tenisi turnuvaları da var; kadınlar arasında düzenlenen Türkiye’nin ilk spor turnuvası da... Not ediliyor, Mary Bilinski, İstanbul’da kadın tenisçiler arasında yapılan ilk beynelmilel turnuvanın galibi oluyor.
Çalışma, oradan oraya ve birikerek savruluyor. Levantenler, Rumlar, Yahudiler, Türkler İstanbul’un kriket turnuvalarına tanıklık ediyor. Yüce ekliyor; olimpiyat oyunlarından ilham alan Tatavlalı Rumlar, Heraclis Tatavla Atletik Kulübü’nü kuruyor.
Önemlidir, şimdiki ismi Kurtuluş Spor Kulübü olsa da memleketin yaşayan en eski spor kulübüdür.
İleriye doğru adım attıkça tanıdıklar da artıyor. Boris Nikoloflar, Ahmet Robensonlar, Ali Samiler ya da Elpis kulübü, Tahtaperde Aleko, oradan Beşiktaş, Fenerbahçe...
İlkler yaşanıyor memlekette, boks, atletizm, masa tenisi...
Mehmet Yüce, “Levanten ve gayrimüslimler sporun ışığını parlattılar” derken; bitirirken şunu ilave etmeyi unutmuyor: “İlk olarak Levantenler gittiler. Ardından da gayrimüslimler şehri terk etmeye mecbur bırakıldılar. Onların yokluğu ve boşluğunun yeri doldurulamadı”...
Haklıdır, gidenler kadar azız, gelen ve birlikte olduklarımız kadar da çok...
Geçen yılın son ayında, 2020 Aralık’ta çıkan “İstanbul’un Renkleri” çalışması ile spor tarihi tutkunları ve meraklıları için Mehmet Yüce’nin çizdiği çerçeve, karartılan renklerimize ışık tutmak için birebir duruyor.
Ve pek tabii, okunmayı hak eden, bir yeni tarih çalışması olarak da anlamlı...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.