Sayfa yolu
Kemal Okuyan: Erdoğan'ın zayıfladığı dönemlerde ona yardım eden hep düzen muhalefetiydi
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 04.03.2025 , 17:41 Güncelleme Tarihi: 05.03.2025 , 09:56
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Le Monde diplomatique Türkçe için "İktidar mı çok güçlü yoksa sorun başka bir yerde mi?" başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Okuyan yazıda, 23 yıldır iktidarda olan ve azımsanmayacak sayıda kritik dönemeci az hasarla atlatan AKP'nin gücünü hafife almamak gerektiğini belirtti. Okuyan, öte yandan AKP’ye ilişkin korkutucu değerlendirmelerin çok büyük bölümünün aynı zamanda insanları belli bir “muhalefet projesi”ne ikna etme amacı taşıdığını da vurguladı.
Erdoğan'ın iktidarın içindeki çekişmelerin bir dağılmaya dönüşmesini engellediğini ancak gerilimleri yönetemediğinin altını çizen Okuyan, "AKP ya da Erdoğan çok güçlü değil. Daha önce de defalarca zayıfladığı dönemler oldu" ifadelerini kullandı. Okuyan, söz konusu dönemlerde Erdoğan'a yardımın düzen muhalefetinden geldiğini belirterek, "Toplumdaki tepkileri yatıştırmak, solduyuyu yok etmek, AKP’yle normalleşmek kendi sınıfsal ve ideolojik tercihleri açısından hiç yadırgamayacağımız bir biçimde büyük sermayeye ve NATO – Avrupa Birliği’ne güven vermek AKP’yi bütün kritik dönemeçlerde büyük bir fiyaskonun kıyısında kurtardı" değerlendirmesinde bulundu.
Düzen muhalefetinin içinden geçtiğimiz dönemde ise toplumu "tehdit büyük" diyerek sandığın içine yerleştirilen beyaz atlı prensi beklemeye ikna etmeye çalıştığını ifade eden Okuyan, bunun toplumda ne bir heyecan ne de bir direnç yaratamayacağını vurguladı.
Okuyan, yazısını "Bağımsızlığı, laikliği, cumhuriyeti ve eşitliği savunan bir çizgi şu tuhaf muhalefetin barajını aşabilse, o zayıflıktan büyük umutlar çıkacak, kimsenin kuşkusu olmasın" çağrısıyla noktaladı.
Okuyan'ın bahse konu yazısı şöyle:
'İktidar mı çok güçlü yoksa sorun başka bir yerde mi?'
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha genel başkan seçildiği AKP Kurultayı’nda muhalefet partilerinden transfer edilen üç milletvekilinin AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’na (MKYK) girmesi ile birlikte iktidar karşıtı çevrelerde “adam kazandı” yorumunu yapanların sayısında gözle görülür bir artış yaşandı. Yeni katılımlar kimseyi şaşırtmayacağına göre bu transferleri AKP’nin bir güç gösterisi olarak okumak kuşkusuz mümkün.
Aslında iktidarın siyaset alanına giderek daha da asimetrikleşen bir kuvvet uygulayarak bir iktidar tekeli oluşturmakta olduğu düşüncesi her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Gazeteci, siyasetçi ve aydınlara dönük gözaltı ve tutuklamalar, ortalığa dökülen olası operasyon listeleri, kayyım uygulamasının yaygınlaşıp sıradanlaştırılması, AKP’nin sınırsız bir güce ulaşmasına kanıt olarak gösteriliyor.
23 yıldır kesintisiz bir biçimde iktidarda kalan, azımsanmayacak sayıda kritik dönemeci az hasarla atlatıp ayakta kalan bir siyasi yapının gücünü hafife almak kuşkusuz saçma. Ayrıca iktidarın siyaset ve özgürlükler alanını daraltıcı müdahalelerinin, cezaevlerine doldurulan onca yurttaşımızın içeride, bu tehditle yaşamaya alışmak zorunda kalanlarınsa dışarıda yaşadıklarının hafife alınacak bir tarafı yok. Ancak AKP’ye ilişkin korkutucu değerlendirmelerin çok büyük bölümü aynı zamanda insanları belli bir “muhalefet projesi”ne ikna etme amacını taşıdığı için bu tabloyu birazcık kurcalamakta yarar bulunuyor.
'Erdoğan dağılmayı önlüyor ama parti içindeki gerilimleri yönetemiyor'
Devlet kurumlarını da katarak söylüyorum, iktidarın içindeki gerilim ve farklılıkların görmezden gelinmesi AKP’nin gücünü abartmakla sonuçlanıyor kaçınılmaz olarak. Düne kadar AKP’nin içindeki yarılmalara oynayarak siyaset üretmeye çalışan, iktidar partisinin dışına düşenler için bir sığınma evine dönüşen ana muhalefet partisinin bu denemesinin sonuçsuz kalması AKP’nin içini sağlamlaştırmadı. AKP eskilerine alan açmakla iktidar cenahındaki zayıflamaların kaynağını bilerek hareket etmek birbirinden oldukça farklı.
Erdoğan, tartışılmaz liderlik yeteneğiyle iktidarın içindeki çekişmelerin bir dağılmaya dönüşmesini engelliyor belki ama bu gerilimleri yönetemiyor. Zaten bu gerilimler yönetilecek karakterde değil. Eskiden kabaca NATO’cu – Atlantikçi kanat ile daha pazarlıkçı “yerli – milli” kanat arasındaki gerilimlere konu olan dış politikada Filistin, Suriye ve İran başlıkları bu kanatları kesen ve çok farklı kombinasyonlara yol açan yeni taraflaşmalara yol açtı. Bunlar önemsiz olgular değil; Suriye’de “zafer kazandık” diyenlerin sesi duyuluyor ama “şimdi hapı yuttuk” diyenlerin sızlanmaları da daha şiddetli hissediliyor. İran’a dönük bir sefer için hazırlık yapanlarla bunun intihar olduğunu düşünenler arasındaki açıyı kapatmak için Erdoğan olmak yetmiyor.
Dış politikadan içeriye geldikçe durum daha sakin değil. Bölgesel boyutu da olan Kürt sorunundan tarikatlara, İmamoğlu’na karşı nasıl bir strateji geliştirileceğinden TÜSİAD’la girişilen ağız dalaşına, birçok başlıkta sıkıntı büyük. Ekonomi politikalarında Mehmet Şimşek’te somutlanan çizgi bugünkü sistem açısından alternatifsiz kabul edildiği için belki bir mutabakat var ama orada da istenen sonuç alınmadıkça homurdanmalar artacak.
'İktidardaki gerilim konularının muhalefette de karşılığı var'
Bütün bunları, daralan kaynaklardaki paylarını artırmak için uğraşan sermaye gruplarının giderek sertleşen rekabeti ve her biri holdingleşmiş tarikatların yarışı besliyor elbette.
Erdoğan bu karmaşayı yönetme biçimi olarak muhalefetin ve genel olarak toplumdaki her tür itirazın üzerine gitmeyi tercih ediyor. Bu şekilde dağılmayı engelliyor, karşıtlarını sindiriyor ama en önemlisi iktidar cephesinde muhalefetle rezonansa girme eğilimi içindeki unsurlara gözdağı veriyor.
Aslında iktidardaki gerilim konularının önemli bir bölümünün muhalefet içinde de karşılığı var. Zaten bu kadar iç içe duran, geçişkenliği yüksek bir siyasi yapıda (buna düzen siyaseti diyebiliriz) tersi mümkün olamazdı.
İşte tam bu noktada Erdoğan en iyi bildiği işi yaparak “ittifak bozmaya” yöneldi. Adı konmamış yeni çözüm sürecinin sadece DEM’i CHP’den koparmak için icat edildiğini söylemek saçma. Konunun birden fazla boyutu var. Ancak, sonuçta evet, Erdoğan bir ittifakı bozuyor. Ama bununla kalmıyor. AKP’den koparak muhalefetin parçası gelen unsurları ve MHP kökenli “muhalifleri” tırtıklıyor. CHP bütün bu AKP’li unsurlarla bir seçenek yaratma projesine giriştiğinde, bunun AKP’ye bir köprü anlamına geldiğini, bu köprünün gelişi kadar gidişi olacağını söylemiş ve bu yaklaşımın AKP’ye meşruluk kazandıracağını vurgulamıştık. Tam da bu oldu.
'Sandığın içine yerleştirilen beyaz atlı prensi beklemek'
AKP ya da Erdoğan çok güçlü değil. Daha önce de defalarca zayıf, bayağı zayıfladığı dönemler oldu. Ona yardım eden, hep düzen muhalefetiydi. Toplumdaki tepkileri yatıştırmak, solduyuyu yok etmek, AKP’yle normalleşmek (bunu Sayın Özel başlatmadı, uzun süredir vardı) kendi sınıfsal ve ideolojik tercihleri açısından hiç yadırgamayacağımız bir biçimde büyük sermayeye ve NATO – Avrupa Birliği’ne güven vermek AKP’yi bütün kritik dönemeçlerde büyük bir fiyaskonun kıyısında kurtardı.
Bugün bulunan yol ise bir kez daha toplumu “tehdit büyük” diyerek sandığın içine yerleştirilen beyaz atlı prensi beklemeye ikna etmek!
Tehdit hep büyük zaten, 23 yıldır. Yeni – Osmanlıcı, fanatik bir biçimde piyasacı, İslamcı bir iktidar elbette büyük tehdit. Ancak her defasında denendiği gibi “bu sefer köprüden önce son çıkış”, “faşizm kapıda” söylemiyle korku salıp halkı medyada imal edilmiş kurtarıcılara mahkûm ederek tehdit savuşturulmuyor. Bu şekilde toplumda ne bir heyecan ne de bir direnç yaratılabilir. TÜSİAD güzellemeleriyle, yorgunluktan havlu atan bazı Marksistleri etkilemek mümkün ama yangın yerinde soluk almaya çalışan yoksul sınıfları ikna etmek olası değil. Erdoğan’a bir kez daha memleketi altın tepside sunduğu “büyük holdinglerle mücadele etme” onurunu bahşeden muhalefete gerçekten ne demeli acaba!
Özetle Erdoğan gücünü muhalefetten alıyor.
Oysa güçlüyken çok zayıf.
Bağımsızlığı, laikliği, cumhuriyeti ve eşitliği savunan bir çizgi şu tuhaf muhalefetin barajını aşabilse, o zayıflıktan büyük umutlar çıkacak, kimsenin kuşkusu olmasın.
| Kemal Okuyan: Masanın iki tarafında da cumhuriyetle derdi olanlar var |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.