Sayfa yolu
Kemal Okuyan: 'Erdoğan gitsin de ne olursa olsun' yaklaşımını tekrar etmeyeceğiz
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 06.02.2026 , 12:22
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, partisinin seçim stratejisine ilişkin OdaTV’den Büşra İlaslan’ın sorularını yanıtladı. Okuyan “Burası Türkiye, ne zaman ne olacağını kimse bilemez” dedi ve düzen siyaseti dışında bir seçenek oluşturmaya çalıştıklarını belirtti.
Kemal Okuyan, 2023 seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesine ilişkin "Önümüzdeki seçimde, 'Erdoğan gitsin de ne olursa olsun' yaklaşımına 2023’te gösterdiğimiz 'anlayışı' tekrar etmeyeceğiz, bunu net bir biçimde söylüyoruz. Bu yaklaşımın bir işe yaramadığının yaşanarak görülmesi gerekiyordu. Yaşandı ve görüldü" dedi.
TKP'nin cumhurbaşkanlığına aday çıkarabilmesi için en az 100 bin imza toplamasına ilişkin “Kural 100 bin imza değil, kural 100 bin kişiyi sınırlı bir sürede seçim kurullarına bizzat götürmek. Şu andaki işleyiş böyle. Bunu aşmak için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.
‘Düzen siyasetinin dışında bir seçenek oluşturmaya çalışıyoruz’
Okuyan şunları söyledi:
TKP, geçen Pazar günü Ankara’da düzenlediği halk buluşmasında 'Meydan okuyoruz' diyerek seçim stratejisini açıkladı. Seçim konusu, siz kararınızı açıkladığınızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamalarının satır aralarını saymazsak, pek gündemde değildi aslında… TKP seçimleri neden şimdi gündemine aldı?
Burası Türkiye, ne zaman ne olacağını kimse bilemez. İktidarın iki bileşeni bile seçim tarihine ilişkin farklı şeyler söylüyor. Ayrıca TKP açısından seçim politikası, genel stratejinin bir parçasıdır, o stratejiye bağlıdır. Seçim politikalarımız dar anlamıyla sandık etrafındaki taktiklere indirgenmemeli. Nihayetinde önümüzdeki döneme ilişkin bir yaklaşımız var ve bu ne zaman yapılacağını henüz kimsenin bilmediği seçimleri de kapsıyor.
Diğer partiler için seçimler kendi başına özel bir amaç olabilir. TKP içinse seçimler siyasi mücadelenin önemli düzlemlerinden biridir ama siyaseti seçimlere indirgemek, seçimlerle sınırlamak bizim kabul edeceğimiz bir şey olamaz. Düzen siyasetinin dışında bir seçenek oluşturmaya çalışıyoruz, seçimler de aynı çalışmanın bir parçası olmak zorunda.
Kılıçdaroğlu tartışması: ‘Yaşanarak görülmesi gerekiyordu’
TKP bir önceki genel seçimde 'Bir oy Erdoğan gitsin diye, bir oy TKP' sloganıyla yoğun bir çalışma yürüttü. O gün alınan karar açıklamasında Millet İttifakı’na kefil olunmadığının altı çizildi ve Kılıçdaroğlu’na oy istendi. TKP, sosyal medyada bu karar öne sürülerek eleştiriliyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? O seçimde TKP neden Kılıçdaroğlu’na oy istedi, şimdi neden seçime yalnız katılacak?
Geçtiğimiz seçimlerde neden Kılıçdaroğlu için oy istendiğini ayrıntısıyla ve defalarca açıkladık. Bunun Kılıçdaroğlu’na dönük bir tercih olmadığını da sıklıkla vurguladık. Sosyal medyayı gereğinden fazla ciddiye alırsak kıpırdayamayız. Politikalarımızı parti programımıza, ilkelerimize göre belirliyoruz. Elbette eleştirileri önemseriz. Ayrıca kendi içimizde de gelişkin bir tartışma kültürümüz var. Lakin 7/24 TKP’ye düşmanlık için malzeme arayışı içinde olanları ciddiye almak zorunda değiliz.
Geçen seçimde birileri Cumhurbaşkanlığı seçiminde devrimci bir aday ortaya çıkarmış da bizim mi haberimiz yok? Karanlık köşelerden, küçük odalardan ya da örgütsüz siyasetin konfor alanından sağı solu eleştirmek kolay. Bunlarla ilgilenmiyoruz. TKP’nin geçen seçimlerdeki tavrına ilişkin parti tarafından yapılmış sayısız açıklama ve değerlendirme var.
Önümüzdeki seçimde ise, “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun” yaklaşımına 2023’te gösterdiğimiz “anlayışı” tekrar etmeyeceğiz, bunu net bir biçimde söylüyoruz. Bu yaklaşımın bir işe yaramadığının yaşanarak görülmesi gerekiyordu. Yaşandı ve görüldü.
TKP’nin kadro birikimi ve iktidar iddiası
TKP iktidar iddiasını sık sık dile getiriyor. Peki TKP, Türkiye’yi taşıyacak kadro yeterliliğine sahip mi?
Türkiye Komünist Partisi’nin programı, ideolojisi, ilkeleri ve kadro birikimi sosyalist bir Türkiye için neredeyse yeterlidir. Ancak mesele bunun Türkiye işçi sınıfında, emekçi halkta somutlanmasıdır. Bu olmadığı sürece, elimizdeki kaynaklar ne kadar değerli olurlarsa olsun tarihsel bir anlam taşımaz.
‘100 bin kişiyi sınırlı bir sürede seçim kurullarına götürmeliyiz’
TKP kendi cumhurbaşkanı adayıyla her bölgede aday çıkararak seçime gireceğini duyurdu. Önünüzde seçim barajı dışında bir de 100 bin imza gibi bir engel var. Cumhuriyetçiler kolektif bir seçim çalışmasından bahsettiniz. TKP bu engeli aşmak için nasıl bir çalışma planlıyor?
Her şeyden önce Türkiye’deki seçim ve siyasi partiler kanunu baştan aşağıya anti-demokratik. Buna karşı mücadelemizi yoğunlaştıracağız. Kural 100 bin imza değil, kural 100 bin kişiyi sınırlı bir sürede seçim kurullarına bizzat götürmek. Şu andaki işleyiş böyle. Bunu aşmak için elimizden geleni yapacağız.
Cumhuriyetçi odaklarla iletişim halindeyiz. Bunlar arasında bağımsız, devrimci, yurtsever, sosyalist bir Cumhurbaşkanı adayının zorunluluk olduğunu düşünenler de var, buna ilişkin tereddütleri olanlar da. Bizim parti olarak bir kararlılığımız söz konusu ama elbette bu sorumluluğu dostlarımızla birlikte üstlenmeyi tercih ediyoruz. Tercih ediyoruz, çünkü böyle bir ortaklık gelecekteki zorlu mücadeleler için de anlamlı bir enerji yaratacak.
‘THTM çok kapsamlı bir örgütlenmenin önünü açtı’
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM) kurulalı yaklaşık 2 yıl oldu. Bu iki yılda alınan yolu anlatabilir misiniz? THTM ne yapıyor ve bundan sonrası için ne vadediyor? Seçim çalışmanızda THTM ve Cumhuriyetçiler Kurultayı’nın rolü ne olacak?
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi çok ciddi bir etki yarattı. Basit bir platform olmanın ötesine geçti ve Cumhuriyetçiler Kurultayı gibi çok kapsamlı bir örgütlenmenin önünü açtı. Sabit bir formül yerine, ihtiyaçlar doğrultusunda kendisini yeniden yapılandırıyor THTM. Kendi işleyişi, kendi kurulları var. Ama asıl önemli olan THTM’nin bazı yerelliklerde gerçek bir toplumsal temsiliyete kavuşması. Bunu son derece değerli buluyoruz.
Önümüzdeki dönem, THTM’de işçi sınıfı örgütlenmelerinin ağırlığı artacak. Türkiye’de Cumhuriyetçi kesimler içi etkileşimin dar bir çevreye hapsolmasının önüne geçecek canlı bir organizma olmaya adaydır THTM.
‘2014’te kendi çizgileri açısından daha uygun bir TKP için umutlandılar’
Ankara’daki konuşmanızda 'HDP çok istedi örneğin, HDP çizgisine yakın bir TKP için çok uğraştılar. Aynı şey CHP için de geçerli' dediniz. Bu çıkışını açabilir misin; TKP’yi neden HDP ya da CHP çizgisine getirmeye çalıştılar?
Bunda yadırganacak bir şey yok. Her siyasi güç başka siyasi güçleri etkilemeye, kendisine yaklaştırmaya çalışır. TKP, HDP’nin solu kendi etki alanında tutma hedefi açısından sorun çıkarıyordu. Bu geçmişteki İmralı Tutanakları’nda bile var. Bir rahatsızlık söz konusuydu. 2014’te TKP içinde bir yol ayrımı gündeme geldiğinde kendi çizgileri açısından daha uygun bir TKP için umutlandılar.
Buraya kadar doğal. Ama partimizin iç meselelerine karışmak, partimizin iç karar mekanizmalarını ve temsiliyetini yok sayan davranışlar içine girmek, bunlar doğal değil. CHP bir bütün olarak böyle bir arayış içine girmedi. Ama CHP’ye daha dost, yani daha “ortalama” bir TKP isteyen ve bunun için epey uğraşan birkaç isim sayabilirim. Çağırınca koşa koşa gelecek, CHP’yi eleştirmeyecek, CHP’nin himayesini kabul edecek bir parti istediler. Bunlar oldu evet. Şimdi herkes biliyor ki, TKP bağımsız bir partidir, dışarıdan etkilenemez, dışarıdan yönetilemez.
‘‘Kürt yurttaşlar ile Cumhuriyetçiler’ diye ayrım yapamayız’
Kürt yurttaşlar ile Cumhuriyetçileri ortak zeminde buluşturmak zor olmayacak mı? Bu konuda nasıl bir çalışma planlıyorsunuz?
Gerçek ve devrimci bir Cumhuriyetçiliğin bu ülkede geniş bir toplumsallığa kavuşmasının önündeki zorluklar açısından etnik kökenlerin özel bir avantaj ya da dezavantaj oluşturduğunu söyleyemeyiz. Zorluklar elbette var. Ayrımı Kürt yurttaşlar ile Cumhuriyetçiler diye yapamayız. Cumhuriyetçiliği yeniden ayağa kaldırırken bunun Kürt emekçileri de kapsamasını sağlamalıyız. Yoksa Cumhuriyetçileri ayrı bir vektör Kürtleri ayrı bir vektör olarak görürsek bu bir masa pazarlığı olur. Bu işler masada çözülmez, hayatın içinde çözülür. Yeterince masa kuruldu zaten şimdiye kadar, dileyen oradan devam eder. Burada şunlar önemli: Kürt yurttaşlarımızın büyük çoğunluğun bugün en önemli sorunu ne? Yoksulluk. Peki bunun diğer yurttaşlarımızdan farkı ne? Yok.
‘Kürt sorunu masada pazarlık yürüterek çözülmez’
Ayrıca Kürt yurttaşlarımız arasında laik duyarlılığın daha az olduğunu söylemek, Kürt yurttaşlarımızın daha NATO’cu olduklarını iddia etmek de abes. Buradaki mesele şudur: Yıllardır sürdürülen inkarcı ve baskıcı politikalar ve sonrasında ağırlığını koyan kimlikçi yaklaşımlar sonucunda bir psikolojik ayrışma ortaya çıktı. Bu sorun inatlaşarak ya da masada pazarlık yürüterek çözülmez. Dahası, bu sorun bu düzen içinde çözülmez.
‘Ortaklık, kardeşlik, aydınlık birlikte yaratılır’
Bugün Türkiye’deki derin yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, gericilik sürecek, bunların temeli ortadan kalkmayacak ama Kürt sorunu çözülecek! Böyle şey olur mu? Ortaklık, kardeşlik, aydınlık birlikte yaratılır ve bir daha bozulmaz.
’Tek adamlar kolayca söndürülürler, kolektif yapıyı kontrol altına almak daha zahmetlidir’
Mevcut iktidar 'Tek adam rejimi' diye eleştiriliyor. Ancak diğer partilere baktığımızda yine tek kişinin genel başkan olarak öne çıkıp 'talimatlar verdiğini' görüyoruz. Bu konuda daha önce partiler kanununa ilişkin eleştirileriniz oldu. Ancak sokakta, öne çıkan bir kişinin olmadığı senaryoda 'karar mekanizmasının yavaşlayacağı, çalışmayacağı' yönünde yaklaşımlar var. Sizin tarifinizle 'tek adam' anlayışını ortadan kaldıracak formül ne? TKP’de karar nasıl alınıyor? Beklenmedik durumlarda, ani gelişmelerde karar mekanizması nasıl işliyor?
Öne çıkan kişi ya da kişilerin olmadığı bir siyaset tarzını savunmuyoruz. Kolektif kültür bu değildir. Bir ya da birkaç kişinin program ve kurulların üstünde olmasına itirazımız var. Bu tek adamların neden ve nasıl çıktığına bir bakmak gerek.
Tarihte lider diye adlandırılanların çok azı gerçekten liderdir. Diğerleri hizmet ettikleri sınıfsal kesim ya da odaklar açısından kolay yönetilebildikleri için tek adam olmuşlardır. Deyim yerindeyse atanmışlardır. Tek adamlar şişirilir ve işleri bittiklerinde kolayca söndürülürler. Bir kolektif yapıyı kontrol altına almak daha zahmetlidir.
‘Tek adamlar aslında tek filan değildir’
İşin gerçeği bu tek adamlar aslında tek filan da değildir. Konuşmalarını kendileri yazmaz daha doğrusu yazamazlar. Bunlar okumazlar, takip etmezler. Ama etraflarında o kişi adına proje üreten, yazıp çizen personel de o tek kişiye bağımlıdır. Ona yaltaklanmak, ona parazit gibi yapışmak durumundadırlar. Böyle rezil bir sistem.
‘Kolektif yapıda daimi bir denetim mekanizması işler’
Kolektif bir yapıda ise öne çıkan kişiler kurulları temsil ederler, ortak bir tartışma ve üretim sürecinin içindedirler ve bu anlamda daimi bir denetim mekanizması işler. Bu bir partiyi illa yavaşlatır mı? Hiç sanmıyorum. Dolu, işleyen, üreten bir partide, sorumluluk üstlenenler de daha cesur olurlar. Çünkü ilkeler bellidir, çizgi bellidir, insanı zorlayan, ileri çeken bir ortam vardır. Biat kültürü yerine, gönüllü birliktelik.
TKP’nin karar mekanizması
Biz yeni bir gündemle karşılaştığımızda partinin yerleşik siyasal donanımı zaten alınacak tavıra ilişkin seçenekleri azaltır. Burada hiç kurulları toplamadan inisiyatif alınabilir, çünkü TKP’nin yaklaşımı zaten bellidir. Yok daha karmaşık bir sorunla karşılaşıldıysa, partinin yetkili kurulları hızla toplanır. Belki birkaç saat ya da bir gün kaybedersiniz ama orta vadede, uzun vadede kazanırsınız. Parti olmak böyle bir şeydir.
Tek bir kişinin kafasına göre yön tayin ettiği bir yapıya biz parti demiyoruz. Bunun sosyal medyada ‘önce ben önce ben’ diye koştura koştura analiz attırmaktan farkı yok. Böyle parti olunmaz.
'Komünistler herkesin evi olması için uğraşıyor'
Sosyalist Türkiye’de komünistler evimize barkımıza el koyar mı? Şaka bir yana sosyalizm denince sokakta en çok dile gelen soru hâlâ bu. Türkiye’de sosyalizme geçiş aşaması konusunda öngörünüz nedir? Emekli maaşıyla bir ev alan vatandaş Türkiye’de sosyalist devrime nasıl bakmalı?
Emekli maaşıyla ev alabilen kalmadı ki. Daha doğrusu, aileden kalmadıysa, geçtim emeklisini, bugün Türkiye’de çalışan bir emekçinin ev sahibi olması neredeyse imkansızdır. ‘Komünistler evinizi, arabanızı elinizden alacak’ bayatlamış bir masaldır. Komünistler herkesin evi olması için uğraşıyor.
‘Biz refah ve bolluk düzenini kuracağız’
Bunu daha önce de söyledik, ihtiyacın ötesinde konut sahibi olan rantçılar, emlak spekülatörleri komünistlerden korkabilirler. Korksunlar. Burada asıl sorun nedir biliyor musunuz? İnsanların ‘mülk sahibi sınıflar’ dediğimizde son derece naif bir biçimde başını soktuğu evi, belki borçlanarak aldığı yazlığı aklına getirmesidir. Çünkü büyük çoğunluğun erişebildiği en fazla bu kadarıdır. Artık bu kadarı da hayal olmuştur. Oysa bugün küçük bir azınlığın elinde biriken servet ve onların milli gelirden aldığı payın yanında insanların evi ve arabasının lafı olmaz.
Biz insanların temel ihtiyaçlarının sağlandığı ve sürekli geliştiği refah ve bolluk düzenini kuracağız. Ama başkalarının sırtından muazzam servetler edinmeye neden olan bu sömürü sistemi yıkılacak.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.