Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Karanlığa Karşı Smaç Voleybol Turnuvası'nda neler oldu: Parkede amatör ruh, tabelada profesyonel rakamlar

Kadın Dayanışma Komiteleri’nin (KDK) İstanbul Ataşehir’de düzenlediği “Karanlığa Karşı Smaç Voleybol Turnuvası” heyecanlı başladı. Rekabetin dostlukla, acemiliğin takım ruhuyla harmanlandığı turnuvada E2 Gücü şampiyonluğa uzandı.

İrem Yıldırım

Yayın Tarihi: 16.12.2025 , 15:51 Güncelleme Tarihi: 16.12.2025 , 16:00

Hafta sonu İstanbul Ataşehir’deki bir spor salonu, alışılmışın dışında bir heyecana ve oldukça politik bir duruşa ev sahipliği yaptı. Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) öncülüğünde bir araya gelen 8 takım, “Karanlığa Karşı Smaç” demek için file önünde buluştu.

Turnuva sadece bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda iktidarın kadınları ve çocukları hedef alan politikalarına karşı somut bir itirazdı. Salonda açılan “Normal olan doğurduğumuz çocukların ‘MESEM’le katledilmemesidir” pankartı, turnuvanın ruhunu özetliyordu.

Kadınlar; iktidarın doğum yöntemleri üzerinden kadın bedenini hedef alan bilim dışı söylemlerine ve sermayenin ucuz işgücü iştahını doyurmak uğruna Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) projesinde yitirilen çocuk işçi cinayetlerine, attıkları her servisle yanıt verdiler.

Geçtiğimiz sezon SüperLig'de oynan bir maçta Sivasspor takımı sahaya "Doğal olan Normal Doğum" pankartıyla çıkmıştı. KDK, turnuvada seçtiği sloganı işte bu yüzden “Normal olan doğurduğumuz çocukların ‘MESEM’le katledilmemesidir” şeklinde seçti.

‘Bugün daha önemli bir maçımız var’

Turnuvanın açılış konuşmasını yapan KDK Sorumlusu Senem Doruk İnam, etkinliğin çerçevesini çizerken sporun ve kadın kimliğinin piyasa ve gericilik kıskacında nasıl sıkıştığına dikkat çekti. Katılımcıları selamlayan İnam şunları söyledi:

“Hemen ısınmaya devam etmemiz gerekiyor. Çünkü bugün eşitlik için, dostluk için, kardeşlik için maç yapacağız. Ama daha önemli bir maçımız var. Kadınları ölüme mahkum eden, dinci gericiliğe, sömürüye, şiddete karşı bir maç kazanmamız gerekiyor hep birlikte. Ona hazırlanıyoruz. O yüzden bugün burada hep birlikteyiz. Vurduğunuz sayı olsun. Hepinizi tebrik ediyorum. Bugün heyecanla kardeşlikle güzel bir turnuva yapacağız. Bugün spor deyince akla bahis, şike, kara para geliyor. Kadın deyince akla şiddet geliyor, cinayet geliyor. Biz bunların hepsini değiştireceğiz. Sözümüz söz olsun. Karanlığa karşı vuruyoruz smacımızı. Hepinize kolay gelsin.”

Sahada küfür değil, dayanışma vardı

soL Haber olarak yerinde takip ettiğimiz turnuva, İnam'ın bahsettiği o “başka türlü spor” anlayışının somut örneğini ortaya koydu. Tribünlerden sahaya yansıyan atmosferde küfür, hakaret ya da agresif bir rekabet yoktu; saf bir dayanışma, centilmenlik, disiplin, odaklanmış sporcular ve onları destekleyen taraftarlar vardı.

Gözlemlerimiz, turnuvada hakkı verilen bir “kadın dayanışması” örneği sergilendiği yönünde. Sahada voleybol topuna ilk kez dokunanlar ile yıllardır oynayanlar yan yanaydı. Ancak ilk kez oynayanların, sanki 40 yıldır parkelerdeymiş gibi bir özgüvenle oynaması dikkat çekiciydi. Bu durum, teknik kapasiteden ziyade, oradaki takım ruhunun ve “yalnız değilim” hissinin yarattığı kolektif bir başarıydı.

Turnuvanın en özel karelerinden biri Ataşehir takımındaydı. Anne ve kızının aynı takımda ter dökmesi, mücadelenin kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras olduğunun somut kanıtı gibiydi. Ayrıca spor müsabakalarında küfürlü tezahüratların bu turnuvanın kapısından bile girememesi, izleyenlere “spor aslında bu” dedirtti.

Asimetrik güçler, eşitlenen heyecan

Turnuva sportif açıdan asimetrik bir yapıya sahipti ancak bu durum heyecanı düşürmedi, aksine artırdı. Bir yanda düzenli antrenman yapan, taktik disipline sahip, file önünü parselleyen E2 Gücü ve Dinamo gibi ekipler; diğer yanda sahada ilk kez bir araya gelen amatör ruhlu takımlar vardı.

Ancak o amatör ruh, profesyonel taktiklere karşı müthiş bir direnç gösterdi. İlk kez oynayanların gözündeki o ışıltı, hayatlarının devamında sporu bir parçaları haline getireceklerinin sinyalini veriyordu.

Şampiyon E2 Gücü: Turnuvada favori isimler değişti

Turnuvada takımlar şöyleydi: E2 Gücü, Ataşehir, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Dinamo, Gönüllüler, Üsküdar, Ortak Hayal, YTÜ Parlayan Yıldız.

Kıran kırana geçen maçların ardından oluşan puan durumu ve takım analizleri turnuvanın röntgenini çekti:

  • E2 Gücü (Şampiyon): Turnuvanın tartışmasız favorisiydi. Namağlup bitirdikleri turnuvada +61 sayı averajı yakalayarak çarpıcı bir istatistiğe imza attılar. Rakiplerine set başına ortalama 10-15 sayı fark atarak kupaya uzandılar.
  • Ataşehir (İkinci): Onlar da kayıpsız ilerledi ancak maçları E2 Gücü’ne göre daha çekişmeli geçti. İkincilik kürsüsüne hak ederek çıktılar.
  • Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği - ÖÇKD (Üçüncü): Turnuvanın "gizli galibi" belki de onlardı. Maç kaybetmelerine rağmen +15 averajla, turnuvayı ikinci bitiren takımdan bile daha iyi bir sayı istatistiğine sahiptiler. Oyun güçleri ve potansiyelleriyle izleyenlere "bu takım gelecekte çok can yakar" dedirttiler.
Solda E2 Gücü Takımı, sağ üstte Ataşehir takımı, sağ altta ÖÇKD takımı.

Sıralamanın devamında ise 4. ve 5. sıraları Dinamo ve Gönüllüler paylaştı. İlk günün favorilerinden gösterilen Üsküdar, kazandığı maçı rahat alsa da kaybettiği maçta varlık gösteremeyince istikrarsızlığı nedeniyle 6. sırada kaldı.

Ortak Hayal takımı sahaya büyük bir yürek ve mücadele koysa da, bunu skora yansıtamadı. Turnuvanın sonuncusu YTÜ Parlayan Yıldız ise savunma direncini artırması gerektiği notuyla turnuvayı tamamladı.

İstanbul’un çarkları arasında kazanılan zafer: ‘Tek antrenman yapabildik çünkü işçiyiz’

Turnuvanın en çarpıcı yanı, katılımcıların hissettikleriydi. Konuştuğumuz kadınların ortak vurgusu “güvenli alan” ve “sosyalleşme ihtiyacı” oldu.

Turnuvanın ikincisi Ataşehir takımından 29 yaşındaki Duygu, sahadaki mücadelenin arka planındaki “hayat mücadelesini” özetledi.

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği (ÖÇKD) takımını 45-38 yendikleri maçın ardından konuşan Ataşehirli oyuncu, hem şaşkınlığını hem de İstanbul gerçeğini dile getirdi. Gençlik takımı YTÜ Parlayan Yıldız’ı yendikleri maçın ardından ÖÇKD karşısına çıkan oyuncu, rakibini değerlendirirken, “Açıkçası ÖÇKD'nin bu kadar güçlü olacağını düşünmüyordum. Gençlik takımından (YTÜ) daha iyi performans beklerdim ama ÖÇKD onlardan daha iyiydi. Şaşırdım ama çok keyifli, kardeşçe bir maç oldu” dedi.

Ancak galibiyetin ve “sadece bir kez antrenman yapabilmenin” ardındaki gerçek, İstanbul'un çalışma koşullarında gizliydi. Ataşehir takımının oyuncusu, turnuvaya hazırlık sürecini ve işçi kadınların spora erişim sorununu şu çarpıcı sözlerle anlattı:

Ortaokulda küçük bir ilçede oynadığımdan beri hiç turnuvaya katılmamıştım. Biz bu maça sadece bir kere prova yapıp çıkabildik. Çünkü maalesef İstanbul'da işçi olmak hiç kolay değil. Saatler bazında her birimiz çok yoğun bir iş döngüsü içindeyiz. Vakit ayarlayıp bir araya gelmek çok zor. Ataşehir KDK olarak turnuvanın yapılmasını biz istemiştik, devam ederse çalışma koşullarımızın el verdiği ölçüde hazırlanıp yine geliriz. Ama bu 'hırslı olmayan' halimiz de bence yeterli, önemli olan o uyumu yakalamaktı.”

Katılımcılar neler düşündü: ‘Burada güvende hissediyoruz’

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği (ÖÇKD) takımından 25 yaşındaki Buse, okul sonrası spor yapmanın zorluğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Turnuvayı duyar duymaz bir takım oluşturduk. Lise ve üniversitede takımlarda olmak kolaydı ama sonrasında spor anlamında sosyalleşmek çok zor. Daha önce, okuldan sonra böyle bir deneyim olmamıştı. İlk gün gergindik ama çok keyifli geçti. Çok güçlü ve özgür hissettiriyor. Bizim için en önemli şey; yabancı insanlarla temas kurmakta zorlandığımız şu dönemde, burada güvende hissetmek. Bu güven ortamında spor yapmak hem enerjimizi atmamızı sağlıyor hem de dayanışma duygusunu geliştiriyor. Özgüvenimiz artmış oluyor aynı şekilde.”

Ortak Hayal takımından 32 yaşındaki Pınar ise kendi jenerasyonunun yaşadığı imkansızlıkları hatırlattı:

“Voleybolla hayallerimizi de sahada yansıtmak için buradayız. Attığımız her smaç, kullandığımız her manşet aslında bize enerji veriyor. Bizim jenerasyona bu imkanlar çok tanınmadı. Ben geçmişte mecburen erkeklerle futbol oynadığımı biliyorum, çünkü voleybol sahamız yoktu. İleri yaşta da olsa sporun içinde olmak, kadınların toplumda ses getirmesi açısından çok önemli. Biz de 'burada varız' diyoruz. Önemli olan tabii burada birlik bütünlüğü sağlamak. Takım olarak bu konuda iyiyiz. Sadece biraz antrenmanlarımız olsaydı, takım halinde birbirimizi daha önceden bulsaydık çok daha iyi olurdu. Ama şu an hiçbir şey için geç değil.”

Üniversite öğrencisi olan Ataşehir takımından 18 yaşındaki Ece, gençlerin ekonomik ve mekan sıkıntısına parmak bastı: “Bölümüm çok yoğun, zaman bulamıyorum. Kulüplere katılınca da hem hiyerarşi oluyor hem de belli ücretler ödemek gerekiyor, insanlar bundan şikayetçi. Devletin sağladığı ücretsiz toplar, rahat spor yapılabilecek alanlar olsa çok daha fazlası yapılabilir.”

‘Müzik evrenselse spor da öyledir’

Dinamo takımından 44 yaşındaki Lucy, sporun birleştirici gücünü ve takımının hikayesini şöyle anlattı:

"Güzel bir dayanışmanın içinde olmak gurur verici. Beş senedir oynuyoruz. Pandemi öncesi katıldım, pandemi sürecinde haftada bir olan antrenmanları ikiye çıkardık. O karmaşayı spor sayesinde atlattık. Yaz kampları yapıyoruz; anneler hem spor yapıyor hem kafa dağıtıyor. Müzik nasıl evrenselse spor da bence evrensel. Kadın voleybolunda destek futbola göre daha fazla, bu da gücü artırıyor.”

Şampiyon E2 Gücü’nden 44 yaşındaki Elif ise kupanın haklı gururunu yaşıyordu:

"Karanlığa karşı toplara bu kez smaç atıyoruz. Takımda daha önce hiç oynamamış arkadaşlar da var, eski voleybolcular da. Ben eski voleybolcu olmama rağmen ilk 25 dakika yorucu bir oyun oldu hep. İlk gün Dinamo’yu açık ara yendik, kendimize rakip görmüyoruz demiştik ve kupayı bekliyorduk. Bu takımı bozmadan devam edeceğiz.”

Üsküdar takımından 28 yaşındaki Çağla ise skorun ötesindeki amaca vurgu yaptı:

“13 Aralık'ta birinci çıkmıştık, bugün tersi oldu ama sonuçta biz kadına yönelik şiddete karşı farkındalık yaratmak için, dayanışmak oynadık. Kazanan ya da kaybeden diye bakmıyoruz. Önemli olan dayanışma ruhu. Bir dahaki turnuvalara da katılmayı düşünüyoruz, hatta çalışacağız takım olarak. Lisedeyken voleybol oynuyordum zaten ve turnuvayı duyunca çok heyecanlandım. Özellikle kadınlar adına yapılması daha da heyecanlandırdı.”

Turnuvanın sürpriz ekibi ÖÇKD’den 27 yaşındaki Eylül ise meslektaşlarına çağrıda bulundu:

“Maçlar çok keyifliydi. Sporun iyileştirici gücünü gördük. Ben 10 yıl sonra ilk defa voleybol oynadım. Duruşmaların, mesleğin stresini burada attık. Dernekteki gönüllü avukat dostlarımızı takıma bekliyoruz, güçlenerek devam etmek istiyoruz.”

Sertifika verildi: Laik, bağımsız ve eşitlikçi bir ülke mücadelesi

Kupaların sahiplerini bulduğu törende, turnuvanın tüm katılımcılarına verilen sertifikadaki şu ifadeler, etkinliğin özetini oluşturdu: “Kadın Dayanışma Komiteleri tarafından düzenlenen voleybol turnuvasında, ‘şiddete, gericiliğe ve sömürüye karşı; laik, bağımsız ve eşitlikçi bir ülke’ mücadelesine verdiğiniz katkı için teşekkür ederiz.”

Katılımcılara göre bu turnuva sadece bir başlangıç. Sahadaki enerji, kadınların bir araya geldiğinde neleri başarabileceğinin, nasıl güzel, “küfürsüz” oyunlar ve tribünler kurulabileceğinin fragmanı gibiydi.

Bir sonraki turnuvada yerinizi almak için şimdiden dizliklerinizi hazırlayın; çünkü bu dayanışma filesi daha çok kalabalıkları kaldırır!

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.