Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kandinskiy’nin resimlerindeki müzik

'Önce resimsel somuttan müziğin soyut dünyasına, sonra tekrar soyuttan somuta dönen bu 52 yıllık serüven, müzik ile resmin işbirliğini oluşturur.'

Fide Lale Durak

Yayın Tarihi: 30.07.2023 , 08:17 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Vasili Kandinskiy, 1928, “Resim 16: Büyük Kiev Kapısı”, Mussorgskiy'nin “Bir Sergiden Tablolar” adlı eseri için tasarımlar, Friedrich Tiyatrosu, Dessau.

Soyut resmin kurucusu sayılan Vasili Kandinskiy’nin emprovizasyonlarında ve genel olarak sanata yaklaşımında müziğin etkisi büyüktür. Çocuk yaşlarında piyano ve viyolonsel eğitimi alması müzik ile resim arasında kurduğu etkileşimi kolaylaştırsa da büyük ihtimalle asıl önemli etken sanatçının renkleri algılayışındaki farklılıktır. 

Kandinskiy, 1866’da Moskova’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğar. Aslında hukuk ve ekonomi politik eğitimi alır ama 30 yaşına geldiğinde ressam olmaya karar vererek Münih’e yerleşir. 1900-04 yılları arasında Münih’te sanat eğitimi alır ve empresyonistler, sembolistler gibi önemli akımların temsilcileriyle sergiler açar. Phalanx grubunun kuruluşunda yer alır. 1904-08 yılları arasında Venedik, Tunus, Hollanda ve Fransa’yı gezer, gezdiği yerlerin hem geleneksel sanatını hem de Van Gogh, Monet, Gauguin gibi modern sanatçılarını inceler. 1908 yılında Münih’e döndüğünde, ünlü emprovizasyonlarına başlar. Böylece, geleneksel sanattan ve sanatçılardan bağlarını koparır. 1911 yılında, Der Blaue Reiter (Mavi Biniciler) grubunu kurar. 1912 yılında sanatsal yaklaşımını özetlediği Sanatta Zihinsellik Üzerine kitabını yazar. 

1914 yılında Rusya’ya geri dönen Kandinskiy, 1917 Ekim Devrimi sonrasında ülkeyi terk etmez ve devrim sonrasında çeşitli görevler üstlenir. Bunlardan en önemlisi 1920 yılında Sanatsal Kültür Enstitüsü’nde Tatlin ile birlikte hazırladığı bir pedagojik program çalışmasıdır. Bu programda, süprematizm ve konstrüktivizm akımları ile ilgili içerik baskın olsa da Kandinskiy, ruhsallık yaklaşımı devrimin düşünceleri ile uyumlu olmamasına rağmen kendi teorilerini de programa dahil eder. Bu uyumsuzluğun bir sonucu olarak 1920 yılında tekrar Sanatsal Kültür Enstitüsü’nün yönetimine seçilmez. 1922 yılında Bauhaus Okulu’nda çalışmak üzere Almanya’ya geri döner. Bauhaus Okulu 1933 yılında Naziler tarafından kapatılana kadar burada çalışmaya devam eder. 

Kandinskiy, Sanatta Zihinsellik Üzerine adlı kitabında, renkleri diğer duyularla birlikte kavrayışını ve renklerin insan üzerindeki etkisine dair düşüncelerini detaylı bir şekilde paylaşır. Ona göre, renklerin duygular üzerindeki etkisi insanın ruhsallığı ile açıklanır. Örneğin; göz ilk bakışta bir rengin güzelliğinden büyülenebilir ve lezzetli bir yemekten ilk lokmanın alınmasının ardından hissedilen doyum hissi gibi bu büyülenme duygusu da bir doyuma dönüşebilir. Kandinskiy’ye göre bu duygular fizikseldir ve aynı zamanda geçicidir. Daha derin duygular için ruhun da dışsal etkilere açılması gerekir. Bu olduğunda, yani dışsal bir etki ruhsallıkla kavranabildiğinde, nesneler ve varlıklar içsel tını kazanabilirler. 

Kandinskiy, insanların öznel gelişkinliklerine göre ruhsal kavrayışa sahip olabileceklerini iddia eder ama yine de renklerin insanlar üzerindeki bazı nesnel etkilerinden de bahseder. Örneğin: “zincifre kırmızısı göz alır, tırmalar, insanların hep, acıkmışçasına bakakaldığı alev gibi. Cart limon sarısı, uzunca bakılırsa, göze acı verir, tıpkı tiz sesli bir borazanın kulağa acı verdiği gibi. Gözün huzuru kaçar, uzun uzun bakmaya dayanamayıp mavide ya da yeşilde derinlik, dinginlik arar.” 

Kandinskiy renklerin bu etkilerinden bahsederken aynı zamanda insanın ruhsallığına da vurgu yapar. Ona göre, bedenin etkilenmesi için rengin ruhsal gücünün ortaya çıkması gerekir. Aynı zamanda ruhun bedene çok yakın olduğunu savlar ve buradan hareketle ruhta yaratılacak herhangi bir etkileşimin, çağrışım yoluyla başka etkilere dönüşebileceği üzerinde durur. Müzik ve resim arasında kurduğu ilişki, temelde bu çağrışımsallığa yaslanır: “Sonuç olarak renk ruhu dolaysız etkilemeye yarayan bir araçtır. Renk bir tuştur. Göz ise piyano çekicidir. Ruh birçok telleri olan bir piyano. Sanatçı şu ya da bu tuşa basarak insan ruhunu amacına uygun biçimde titreşime geçiren eldir”.  

Vasili Kandinskiy, 1928, “Resim 2: Gnomus”, Mussorgsky'nin “Bir Sergiden Resimler” adlı eseri için tasarımlar, Friedrich Tiyatrosu, Dessau.

Kandinskiy’nin başından beri ideali, ses, renk ve hareketi birleştirerek bir “Gesamtkunstwerk” yani “bütünleşik sanat” yapmaktır. Örneğin 1909 yılında “The Yellow Sound (sarı ses)” adındaki deneysel operasında; pantomim, renkli projektörler, orkestra ve vokal yer alır, ancak sözsüzdür. Bu erken dönem işin, sanatsal düşüncelerini geliştirmesinde ve kitabını yazmasında payı büyüktür. Kandinskiy yaşadığı dönem içerisinde “The Yellow Sound”un gösterimini göremez, opera ilk defa 1972’de Guggenheim Müzesi’nde sergilenecektir. Merak edenler için operanın 1984 yılında gösterilmiş versiyonu şuradan izlenebilir.
 
Kandinskiy’nin müzikle olan etkileşimine verilebilecek en güzel örnek ise, Rus Beşleri’nden Mussorgskiy’nin “Bir Sergiden Resimler” adlı piyano çalışmasından ilhamla, 1928 yılında yaptığı “Resimler” adlı çalışmadır. “Resimler”de müzik, renk, ışık, geometrik şekiller ve plastiğin etkileşimi sonucunda karmaşık bir sahne kompozisyonu vardır ve bir çeşit müzikal olarak toplam üç hareketten oluşur. Bugün Kandinskiy’nin yaptığı orijinal işi izlemek mümkün değil ancak Kandinskiy’nin çağdaşı ve arkadaşı ressam Paul Klee’nin oğlu Felix Klee, bulduğu orijinal sahnelerden ve Kandinsky’nin çalışmalarından yola çıkarak modern bir yorumunu oluşturdu.

Kandinskiy “Resimler” ile, Mussorgskiy’nin (ressam arkadaşı Viktor Hartmann’ın ölümünün ardından, 400 eserinin yer aldığı anma sergisinden izlenimlerini aktardığı) 1874 tarihli bestesinden yola çıkarak, tekrar görseller üretir. Önce resimsel somuttan müziğin soyut dünyasına, sonra tekrar soyuttan somuta dönen bu 52 yıllık serüven, müzik ile resmin işbirliğini oluşturur. Bazı yorumlara göre, Kandinskiy’nin resimleri müzikte Wagner tarzına benzetilir. Aynı görüş daha yapısalcı olduğu için Cézanne’ı Bach müziğine benzetir. Müziği meydana getiren ritim, melodi ve armoni resim sanatında kompozisyon, renk ve biçim olarak karşımıza çıkar. 

Kandinskiy, sanatı materyalist bir bakışla değil ruhsallıkla kavradı. Belki de kendi hassas algısını, kimilerine göre sinestezdir (birleşik his), en iyi bu şekilde ifade edebiliyordu. Kendi ülkesinin kuruluşunda da yer almaya çalıştı ancak bunun için sanata bakışını siyasallaştırması gerekirdi, bunu hiçbir zaman başaramadı. Ancak bize keyifle dinlenebilen resimler bıraktı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.