Sayfa yolu
İzmir Körfezi'nin dünü, bugünü ve yarını
Enver Yaser Küçükgül
Yayın Tarihi: 27.09.2024 , 15:00 Güncelleme Tarihi: 27.09.2024 , 15:34
İzmir Körfezi üzerine son günlerde konuşulanlar ne yazık ki üzüntü verici.
Konuya siyasetçiler de katılınca iş gittikçe çığırından çıkmaya başladı. Halbuki bilimin gösterdiği hususlarla teknisyenlerin uyguladıkları uyuşuyor mu, eksiklikler nasıl giderilir, daha ileri ve geleceğe yatırım nasıl yapılır gibi konuların ön planda olmasını arzu ederdim.
Tarihsel süreçte, İzmir Körfez alanı, zamanda oluşan çöküntü alanları Gediz Havzası, Menderes havzası gibi 3. Jeolojik zamanda oluşmuş olabilir. Bu konu hakkında en doğru bilgi jeoloji-jeomorfoloji bilimi ile arkeolojik veriler sayesinde netleşecektir. Konuyu geçmişten günümüze olan süreçte ele alıp geleceğe ışık tutmaya çalışacağım bu yazıda.
İzmir Körfezi'nin dünü
Bu konuda coğrafya bilgisi ile başlayıp tarihi kayıtlarla olayı inceleyelim.
İzmir Körfezi'ni şekillendiren en önemli unsur elbette ki Gediz Nehri'dir. Anadolu’nun eski sakinleri Gediz Nehri'ni "Hermus-Nehir Tanrısı" adı ile söylerlerdi. Gediz adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte Kütahya’nın Murat Dağı’ndan doğduğu ve Gediz ilçesinden geçtiği için bu adı aldığı tahmin edilmektedir. Gediz, Büyük Menderes Nehri'nden sonra Anadolu’dan Ege Denizi’ne dökülen ikinci büyük nehirdir. Kütahya’ya bağlı Gediz kasabasının 26 km doğusunda bulunan Murat Dağı ile Şaphane Dağı’ndan doğar. Uşak civarından, Kula ve Adala kasabalarının ortasından, Salihli ve Manisa'nın kuzeyinden geçerek Menemen'e ulaşır ve İzmir Körfezi’nin kuzey kesiminde, Çamaltı ve Foça tuzlaları arasında denize dökülür. 275 km uzunluğunda olan nehrin 175 km’si Manisa, 40 km’si Kütahya, 35 km’si İzmir ve 25 km’si Uşak ilinde bulunmaktadır. Nehrin havzasında 15'i Manisa’ya, 3'ü İzmir’e, 3'ü Kütahya’ya bağlı olmak üzere 21 ilçe ve Uşak ili bulunur. Kuzeyden inen Deli İniş (Kocaçay), Demrek (Demirci), Kum Deresi (Kum Çayı) ile güneyden gelen Alaşehir ve Nif çayları Gediz Nehri’ni beslerler.
İzmir Körfezi hakkında Homeros, Heredetos, Strabon ve Evliya Çelebi’nin eserlerinden bilgiler edinmekteyiz. Tantalos Krallığı İç Körfez'de Bayraklı yamaçlarında yaşam sürmüştür. O dönemlerde Bornova-Bayraklı aksı çok önemli bir sulak alandı (Bu durum 12 Eylül 1980'den sonra yoğun kentleşme adı altında yağmalanarak betona gömülmüştür). Bu sulak alan ve yarattığı bataklıklar Makedonya Kralı Büyük İskender’in buraları zapt etmesi sonrasında yerleşim alanları yer değiştirmiştir. İskender, İç Körfez-Bayraklı kıyılarındaki bataklıktan sivrisinek saldırıları ve hastalık yayılmasından insanların zarar görmemesi için şehri Panos Dağı sırtlarına (şimdiki Kadifekale) taşıtmıştır. 9. yüzyıla kadar direnen Efes Kenti'nin (50 bin kişinin yaşadığı bir şehir) Menderes Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla limanını kaybetmesiyle tarihten silinmesi sonucu (Küçük Menderes’in getirdiği alüvyaller Efes Körfezi'ni doldurmuştur. Deniz ile bağlantısı kapanan Efes Limanı kullanılmaz hale gelmiş ve kentin ekonomik önemi azalmıştır. Bu sebeple Efes kentinin önemi zaman içerisinde azalmış ve yok olmasının önü açılmıştır. Yine Büyük Menderes Nehri de Milet şehrini aynı akibete uğratmıştır. Latmos Körfezi ve Heraklia şehri de benzeri sebeplerle bugünkü haline gelmiştir). MÖ 3000’li yıllarda kurulan Smyrna Kenti önem kazanmaya başlamıştır. Körfez kıyısının yerleşim ve ticaret amacıyla kullanımı özellikle 17. yüzyılda yoğunlaşmıştır. 17. yüzyılda Avrupalılar ticari faaliyetleri için Sakız Adası limanlarını kullanıyorlardı. Yunanistan’ın bağımsızlığını alması ve Osmanlı topraklarını zapt etmesiyle Avrupalı ticaret insanları İzmir’e taşınarak burada faaliyetlerini sürdürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancılara tanınan imtiyazlar sonucu (Fransa, İtalya, Belçika, İngiltere, Almanya vb. ülkelerin insanları devletlerinin desteği ve geleceğe olan emelleri ile adı konmamış bir işgal hareketi ile sömürüye başladılar) faaliyetlerini geliştirmek için Konak-Alsancak arasında 4 km’lik rıhtım inşa ettiler. Bu tarihten itibaren Körfez kirletilmeye başlamıştır.
Gediz; Manisa Boğazı’ndan çıktıktan sonra muhtemelen Menemen’e çok yakın bir kıyı çizgisi üzerinde denize dökülürken yarattığı sığlık delta ve güneyde, günümüzdekinden daha geniş sınırlara sahip olan İzmir Körfezi’nin, insanlara su ürünleri bakımından önemli bir kaynak sağladığı belirtilmektedir. Bugün, güneyde Bostanlı ve Çamaltı Tuzlası’na, batıda Maltepe’nin ötesine ve Bağarası’nın güneyine dek yayılan geniş Menemen Ovası’nın tamamı geçen 7 bin yıl içinde Gediz Nehri’nin getirdiği alüvyonlar ile denizden kazanılmıştır. Batıda Yeditepeler olarak adlandırılan neojen kireç taşı hafif yükseltiler antik dönemde bugün olduğundan daha geniş bir alanı kapsayan İzmir Körfezi’nin içinde, üzerinde pek çok tarihi yerleşim alanları bulunmaktadır. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1671 yılında Bergama’dan gelerek Gediz Nehri'ni kayıkla geçer ve Menemen’e ulaşır. Sonradan yazacağı ünlü seyahatnamesinde ise Gediz Nehri'nden “Gedüs” şeklinde bahseder. Yani 353 yıl önce bugünün Gediz, Gedüs olarak söylenmektedir. Gediz nehri geçmişte yarattığı taşkınlıklar nedeniyle sık sık yatak değiştirmiştir. En son yüzyılı aşkın bir süre önce yön değiştirmiştir. Zaman içerisinde İzmir Körfezi’ndeki bazı adalar da kara ile birleşmiş ve delta ovası içerisinde kalmıştır. Bilinen veriler, Gediz Nehri'nin 1800’li yıllarda büyük bir deprem sonrası yatağını değiştirerek Menemen yakınlarında güneye döndüğünü ve İzmir Körfezi'ne akmaya başladığını göstermektedir. Antik çağda büyük bir ihtimalle Menemen-Foça aksının güneyini İzmir Körfezi oluşturuyordu.
Gediz Nehri 17 bin kilometrekarelik bir havzadan her tür malzemeyi sürükleyerek İzmir Körfezi'ne taşımaktadır. Geçmiş dönemlerde kadim medeniyetlerinde dahi adı bereketle anılan ovaya ve çevresindeki bütün canlılara hayat kaynağı olmuştur. Bu işlevini her zaman sakin bir şekilde yerine getirmemiştir. Zaman zaman hırçınlaşıp önüne geleni yıkıp devirmiş, bazen de ise durgun, sakin ve huzur içinde yolculuğuna devam etmiştir. Tarih boyunca dönemsel taşkınlar yaşanan nehrin, Manisa ve Menemen ovasına zarar verdiği görülmektedir. Bu taşkınlarda ovalardan önüne kattığı alüvyalleri, denize döküldüğü yerde alüvyon olarak biriktirmesi ise ayrı bir soruna neden olmuştur. Öyle ki Gediz’in körfez girişindeki bu biriktirmesi yatağı değiştirilmeden önce deniz ile birleştiği noktadan yani bugünkü Çiğli Atatürk Organize Saniye Bölgesi’nin bulunduğu yerden Yenikale Geçidi’ne kadar yaklaşık 6 km’lik bir doldurma ve sığlaşmaya sebep olmuştur.
1800’li yıllarda yaşanan depremler sonrası yatağını değiştiren Gediz Nehri 1860-1901 yılları arasında 16 defa taştığı tespit edilmiştir (1860, 1864, 1868, 1870, 1873, 1878, 1883, 1887, 1889, 1891, 1892, 1896, 1897, 1900 ve 1901 yıllarında özellikle bol yağışlı kış mevsiminde). Yaşanan taşkınların sel afetlerine yol açması neticesinde İzmir Limanı önemli derecede zarar görmüş, büyük miktarda ekonomik kayıplar yaşanmıştır.
Gediz Nehri’nin 1886 yılında alınan bir kararla yatağının değiştirilmesi gerçekleşerek 1860 yılı öncesindeki yatağına kavuşturularak İzmir Körfezi kurtarılmaya çalışılmıştır.
Gediz Yatağı değiştirilmeden önce İzmir Körfezi'nde bugün Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ve Mavişehir civarında denize kavuşmaktaydı. İzmir Körfezi'ni doldurmaya başlaması ile denizin sığlaşmasına sebep olan Gediz, limana giriş çıkış yapan gemiler için bir tehlike haline gelmeğe başladığından yatağı değiştirilerek Menemen yakınlarında, şimdiki noktadan denize dökülmeye devam etmiştir. Bu dönemlere ait veriler büyük oranda seyyah veya misyoner adıyla gezip ülkelerinin sömürgeci anlayışına hizmet için verileri derlemiştir. J. Arundell (1830), Charles Fellows (1838) ve Charles Texier (1835,1862) bu amaçlara hizmet eden en önemli seyyahlardır. 18.nci yüzyıl sonlarında şehri ziyaret eden Charles Texier şöyle not eder:
"Gediz nehri körfeze etkisi yönünden şimdiden büyük değişimlere sebep olmuştur ve zamanla üzerinde durulması gereken çok daha ciddi değişimler meydana getirecektir. İki yandaki sığ alanlar giderek birbirine yaklaşmak suretiyle, önce çok dar bir geçit yeri bırakacak, daha sonra tamamen kapanacak ve İzmir göl kenarında bir kasaba haline dönüşecektir. Meles Çayı’nın besleyeceği körfez, zamanla bir tatlı su gölü olacak ve haşarat akınına uğrayacak, kaçınılmaz olarak Gediz’in alüvyonları ile körfez Çeşme’ye kadar dolacaktır. Nihayet Gediz’in suladığı bir düzlük haline gelecek araziden, ticaret çekilecek, şehir ya daha uygun bir yere taşınacak veya tamamen boşalıp ıssız bir yerleşime dönüşecektir."
'Artemis’in her gün yıkandığı' Halkapınar
İzmir Körfezi çevresinde çok sayıda çay, dere ve ırmak tatlı sularını Körfeze taşıyarak deniz suyunun temiz kalmasına hizmet etmiştir. Bu tatlı sulardan en önemlilerinden biri de Halkapınar kaynaklarıdır. İzmir’in önemli su kaynaklarından olan Halkapınar Gölü’nün tarihin babası Heredot tarafından “Bereket Tanrıçası güzeller güzeli Artemis’in (Diana) yanındaki perilerle birlikte gelip her gün yıkandığı yer” olarak nitelendirilmesi ve bu nedenle de tarihe “Diana Hamamları” adıyla adlandırılmıştır.
İzmir Limanı’nın gördüğü zarar, Gediz’in 1868 yılında Menemen civarında taşarak yatağını değiştirmesi ve İzmir Limanı’nda Yenikale civarına akmaya başlamasıyla daha fazla artmıştır. Nihat Bey; Gediz’in eski ve yeni yatakları hakkında hazırladığı raporunda, nehrin yatağını değiştirmeden önce döküldüğü yerin derin olması nedeniyle zararının daha az olduğunu, 1868 taşkını sonrasında ise nehir sularıyla birlikte gelen kum ve toprakların limanı daha fazla doldurmaya başladığını belirtmiştir. Nehrin taşkın sonucu yatağını değiştirdiği 1868 yılından 1885 yılına kadar geçen 17 yıllık süreçte İzmir Limanı’nın girişinin kum ve toprakla dolması, hatta limanın bazı mahallerinin gemilerin girişine müsait olmayacak bir hale gelmesi, kuşkusuz
önemsenmesi gereken, ancak ihmal edilmiş bir meseledir. İzmir Limanı’nın maruz kaldığı tehlikenin büyüklüğünü ve ciddiyetinin giderek arttığını gören ilk devlet yetkilisi, 1885 ve 1889 yıllarında iki defa Aydın Valiliğine getirilen Halil Rıfat Paşa olmuştur. Vali Rıfat Paşa, sadece tehlikenin büyüklüğünü görmekle kalmamış, aynı zamanda nehir yatağındaki çalışmaların tamamlanmasına kadar ciddi bir gayret
içerisinde olmuştur.
1884 senesinde ilk kazmanın vurulmasıyla başlanan proje tam 6 yıl sürer. Önce nehrin eski yatağı tekrar oluşturulur, bu esnada nehrin sularını tutmak üzere büyük bir baraj inşa edilir. Nihayet uygulanan bu müdahaleler ile 1891 yılında İzmir Körfezi yok olmaktan kurtarılır.
1900’lü yıllar ve sonrası: Yoğun şehirleşme
İzmir Körfezi'nde 1900’lü yıllar ve sonrası yoğun bir şehirleşme başlamış 1960 ve sonrasında işin içinden çıkılamaz durumlara gelinmiştir. Şehir hinterlandı bu körfez kıyısında 500 bin nüfusun üzerini kaldıramazken şimdilerde bunun on katı nüfusun yarattığı sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum elbette ki bilimden ayrılan, para hırsıyla yanan tutuşan siyasilerin gayretleri ile adı imar olan yağma aracının kullanımı etkin olmuştur.
İzmir kenti ve Körfezi için merkezi hükümetler ve yerel yönetimler özellikle 1944 yılı sonrası çeşitli projeler ve uygulamalar gerçekleştirmiştir. Körfez için en önemli sorunlardan biri evsel ve endüstriyel atıklar ve atıksuların doğrudan ve ya dolaylı olarak deşarj edilmesidir. Atıksu kaynaklarının başında içme suyu kullanımı için düzenlemeler yapılmasına karşın kanalizasyon yapımına özen gösterilmemiştir. Osmanlı döneminde 1894 yılında Halkapınar kaynakları Belçika şirketine verilmiş ve bu durum 1944 yılına kadar devam etmiştir. İçme suyu ve atıksu sorunu 1945 yılında İzmir Belediyesi kurumu olan ESHOT’a verilmiştir. Bu kurum görevini 1987 yılına kadar sürdürmüş ve 1 Nisan 1987'de İZSU teşkilatı kurumsallaşarak bugüne gelinmiştir.
İzmir Körfezi'nin bugünü
1960 yıllarda başlayan nüfus artışı ve sanayileşme hem yeni su kaynakları arayışını hem de suyun kirlenmesine karşı yeni önlemler almayı zorunlu kılmıştır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 1969 yılında Camp-Harris-Massera Grubu’na yeni içme suyu kaynakları ve atıksuların bertarafı konusunda bir İzmir Projesi Master Planı hazırlatmıştır. “Camp Harris Masera Master Planı” adını taşıyan plana göre Göksu, Göldeğirmeni ve Sarıkız pınarlarından kente temiz su sağlanması öngörülürken, atıksu konusunda da İzmir’de oluşan atıksuların bir kuşaklama kanalı yoluyla toplanarak Çiğli’de arıtılması ve orta körfeze derin deşarj yöntemiyle boşaltılması önerilmiştir. Bu plan, “Büyük Kanal Projesi”nin başlangıcını oluşturması bakımından önemlidir.
Bununla birlikte bir diğer çalışma da 1977-1981 yıllarında yaptırılan “Holder-Su Yapı Master Plan Revizyonu”dur. Bu plan revizyonuna göre ise Çiğli Havaalanı’nın kuzeyinde inşa edilecek konvansiyonel bir aktif çamur tesisinden çıkacak arıtılmış suların bir kanal vasıtasıyla Gediz Nehri’ne iletilmesi öngörülmüştür. 1970’li yıllarda daha belirgin bir şekilde gözlenmeye başlayan körfez kirliliği ve bu kirliliğe bağlı olarak ortaya çıkan kötü koku, İzmir’deki su sıkıntısının da önüne geçerek uzunca bir süre kentin ana gündemini işgal etmiştir.
Yukarıdaki çalışmaların yanı sıra İller Bankası tarafından Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümüne bir fizibilite etüdü yapılması için proje verilmiştir. 1986 yılında yapılan İzmir Körfezi Fizibilite Etüdü adını alan projede bende görev alarak çalıştım. Bu proje kapsamında Körfez'de uzun süreli ölçüm ve deneysel çalışmaların yanı sıra arıtma tesisi planlaması yapılmıştır. Bölüm bu raporunda İzmir kentinde farklı bölgelerde 4 adet arıtma tesisi önermiştir. Bu tesisler düşük inşaat maliyeti ve düşük işletme giderlerine dayanan stabilizasyon havuzlarıydı. Ancak bu öneriler dikkate alınmadı. Bunun yerine işler özel sektöre verildi. Su-Yapı-Black & Veatch International şirketlerine bir "Master Plan Raporu" hazırlatıldı. Yapıldığı yıllarda dünyanın en büyük arıtma tesisi yapımına karar verildi. Bu amaçla 1969 yılında Camp-Harris-Massera Master Planı ile başlayan ve 2000 yılına kadar toplam 530 milyon dolar yatırım yapılmış olan "Büyük Kanal Projesi" tamamlandı.
Bu proje dünyanın en büyük projesi olmakla sayısız hataları barındırmaktadır. Bu kadar yüksek inşaat maliyeti, depreme dayanıklılık, tek hattan bütün atıksuyu iletmek, 2 bin 400 mm boruların güvenliği, yağmur suyu ile atıksuyu karıştırıp arıtmak, tamamı sığ olan körfeze bu yetersiz arıtılmış suyu deşarj etmek, işletimi için çok çok yüksek elektrik ve kimyasal madde giderleri, oluşan çamurları işletmeye başladıktan 14 sene sonra arıtılacağını hatırlamak, o tarihe kadar atık çamurları 1. Derece Doğal SİT Alanı'na gömmek ve buradan sızan suları ile körfezi kirletmek. "Büyük Kanal Projesi"nde kullanılan dört adet pompa merkezinde kullanılan 4 m çapındaki pompalar Amerikan şirketi olan Black & Veatch tarafından Japonya’da imal edildi, pompalar satıldıktan sonra şirketi kapattılar. Acaba böylesi boyutlardaki pompaları hangi ülkeler kullanıyor?
İnşaat ve işletmede sayısız sorunları olan bir arıtma tesisi 20 yıla kalmadan çok büyük sorunlar yaşatmaya başlamıştır.
Körfez'de yaşananlar beklenmedik değil
Son günlerde yaşanan sorunlar beklenmedik bir durum değildir. Belediye başkanları, eskiler-yeniler, çevre bakanları ve diğer yetkili-yetkisiz siyasiler akıl dışı söylemleriyle vakti boşa harcıyorlar.
Aylarca körfeze milyonlarca metreküp atıksu doğrudan deşarj edilirken kimse görmedi mi, yetkililer neredeydi, daha da vahimi tesiste çalışan teknik personel bu duruma nasıl tahammül edebildi? Aylarca deşarj edilen arıtılmamış kanalizasyon suları için belge isteyen varsa temin edebilirim. Bu çağda hiçbir şey gizli kalmaz. Bilgisayar kullanabilen herkes bu konuda yüzlerce kanıt bulabilir.
Durum böyle iken bir önceki belediye başkanı kendi zamanında olan bu durumu hiç gündeme getirmeden fotoğraf teknolojilerinin ürünü olan harika su altı fotoğrafları göstererek kendini aklamaya çalışıyor. İzmir Körfezi konusunda doktora yapmış bir kişi olarak 30-40 yıldır bu kıyılarda sualtı dalışı yapıyorum. Son 20 yıldır Çeşme’de bile böyle bir temizlikte su altı fotoğrafına konu bölge görmedim. İzmir Büyükşehir Belediyesi nihayet bazı yanlışların farkına varıyor galiba, bu amaçla “İzmir ili Metropol alanı Atıksu-Yağmursuyu ve Dereler Master Planı” adı altında geleceğe yönelik planlama çalışmaları yapılmaktadır.
Atıksular kadar önemli bir sorun: İçme suyu
Atıksular kadar önemli olan bir diğer konu İzmir’in içme suyu problemleridir. İlk yapılan baraj bir içme suyu barajı değildi. Devlet Su İşleri ile ortaklaşa yürütülen çalışmalarla 1997 yılında tamamlanan Tahtalı Barajı, kentin en önemli su kaynağı haline gelmiştir. Ancak bu baraj bir sulama barajı iken bir gecede verilen kararla içme suyu barajı olarak ilan edildi, köyler boşaltıldı ama saha temizlenmedi. Suları arıtmak için yapılan arıtma tesisi günümüzdeki su kalitesi standartlarını sağlayacak düzeyde bir arıtma yapamayacak şekildedir. Kente kuzeyden önce Menemen havzasından, sonra sırasıyla Manisa Yuntdağı yeraltı suları, Turgutlu, Salihli, Gördes’den bulabildikleri her suyu taşımaya çalışmaktadırlar. Bu suların kaliteleri, iletim ve işletim giderleri ve arıtılmaları çok büyük bir sorun olarak problemleri arttırmaya devam ediyor.
Bu yazımı 24 Eylül'de vefat eden değerli çevreci hocam Prof.Dr. Ümit Erdem’e ithaf ediyorum.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

