Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İzmir depremi büyükşehiri de vurdu: O binada çalışmak istemiyorlar

Depremden zarar gören İzmir Büyükşehir Belediyesi binasında çalışan iki belediye çalışanıyla konuştuk. Anlattıkları sadece merkezi yönetimin değil, yerel yönetimlerin de hazırlıksızlığını gösteriyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 04.11.2020 , 09:57 Güncelleme Tarihi: 04.11.2020 , 14:27

30 Ekim günü yaşanan 6,9 şiddetindeki İzmir depreminin etkileri sürüyor. Artçı sarsıntılar devam ederken, yıkılan bina sayısı depremin şiddetine kıyasla düşük kaldığına sevinen İzmirlileri şimdi önemli bir sorun bekliyor: Yıkılanı kat kat aşan ciddi hasarlı binalar. Belediye Başkanı Tunç Soyer'in açıklamasına göre evleri hasar gördüğü için şu an dışarıda kalan 15 bin civarında İzmirli var. 

İzmir depreminde hasar gören yapılardan birisi de kentin en merkezi meydanında, Konak Meydanı'nda yer alan, şehrin silüetini bozan dev cüssesi ve mimarisiyle uzun yıllardır tepki toplayan ve başka bir yere taşınması talep edilen İzmir Büyükşehir Belediye Binası.

Deprem anında binada bulunan bir belediye görevlisi ve dönüşümlü çalışma nedeniyle şans eseri o gün evde bulunan bir başka belediye görevlisiyle o anları konuştuk. Anlattıkları sadece merkezi yönetimin değil, yerel yönetimlerin de bu tür afet senaryolarına hazırlıksız olduklarını gösteriyor. 

Bina şimdilik boşaltıldı. Hasar tespit çalışması için bekleniyor. Ancak bu sırada belediye çalışanlarından çalışma sırasında kullandıkları belediyenin eşyalarını da almaları isteniyor. Çalışanlar bu tehlikeli duruma tepki gösterirken, sadece hasarın değil, binanın depreme dayanıklı olup olmamasının da tespit edilmesini istiyorlar. 

***

Deprem anında, neredeydiniz?


Z.C.: Ben, belediyenin ana hizmet binasındaydım ve bilgisayar başındaydım.


A.K.: Normalde ana hizmet binasında çalışıyorum ama dönüşümlü çalışmaya geçtiğimiz için, evdeydim. 

O an belediye binasında nasıl yaşandı? 


Z.C.: İlk başta, zeminden tabanlarıma doğru sert bir kuvvet geldi. Önceki depremlerde çok sallandığımız için, hızlıca masanın yanına kapandım. Şiddetli sallanma başladığında da, artık çatırtılar gelmeye başladı. Bu sefer bina yıkılıyor dedim kendi kendime. Sarsıntı durunca, çantamı kaptığım gibi arkadaşlarım ile birlikte dışarıya koştum. Personel çıkışından çıkarken, bir toz bulutu oluştu arkamda. 
Ne yalan söyleyeyim, soluklandığımda, büyük bir rastlantı ile hayatta kaldığımı hissettim. Fiziksel olarak bir zarar görmemiştim belki ama binanın zaten olmayan güvenilirliği, benim için tamamen yok olmuştu. 


A.K.: İlk kez böyle bir sarsıntı yaşadım. Deprem anında, güvenli olduğunu düşündüğüm ve yaşam üçgeni kurabileceğim alana gidip, depremin geçmesini bekledim. Sonrasında ben de kendimi attım dışarı. Önce eşim ile konuştum. İyiyim dedikten sonra ilk söylediğim, “İyi ki belediye binasında değildim" oldu. Çünkü Ocak 2020'deki depremi, ana hizmet binasında geçirmiştim ve o an yaşadıklarım ufak çaplı bir travma olarak kalmıştı. Travmanın da etkisi ile hemen, mesaide olan arkadaşlarım aklıma geldi ve onlara ulaşmaya çalıştım.


Tüm Bel-Sen İzmir 1 No'lu Şube'nin paylaştığı bir fotoğraf.

Tüm Bel-Sen İzmir 1 No'lu Şube'nin paylaştığı bir başka fotoğraf.

İkinizin de konuşmasından binanın depreme dayanıklılığına dair bir tereddütünüz olduğunu anlıyoruz. Hatırladığımız kadarıyla, bu endişe belediye çalışanları için de yaygındı ve 2020 yılının başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, hizmet binasına dair kaygılarınızı, yerel seçimler sonrasında göreve başlayan yeni yönetime de aktarmıştınız, değil mi? 


A.K.: Evet, doğru hatırlıyorsunuz. 2020 Şubat'ında, çok sayıda personel, güvenli bir çalışma yeri talebinde bulundu. Çünkü, binanın durumuna dair söylenti düzeyinde çokça veri vardı ama kimse bu verilerin doğruluğunu teyit edemiyordu. Özellikle de, 2006 yılında yapıldığı söylenen analizi... Bu analizde, binanın depreme dayanıksız olduğunun yazılmasına rağmen, gereğinin yerine getirilmediğine dair büyük bir endişe vardı çalışanlarda. İdareden, gönül rahatlatıcı bir açıklama yapılması beklendi. 


Z.C.: Beklemez olur muyuz? Günde en az 8 saatimizi geçirdiğimiz bir binanın güvenilir olduğunu bilmek hepimizin hakkı. Yapımı, 1971'den 1979'a, 8 yıl sürmüş bir binadan bahsediyoruz. Bu büyüklükte bir yapının inşaatı için 8 yıl uzun bir süre ve o süreçte, binanın temellerinin ve ana iskeletinin hiçbir şekilde deniz suyuna karşı korunmadığı söyleniyor. Binanın yapıldığı dönemde, şimdiki dolgu alanlarının bulunmadığını, binanın neredeyse denize bitişik yapıldığını söylesem, dediklerim biraz daha anlaşılır olur herhalde. 


Bu noktada, sizin de bahsettiğiniz, 2006 yılında, Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yapılan çalışmaya dönmek istiyoruz. Bu çalışmanın sonuçlarına ulaşma şansınız olmadı mı?


Z.C.: Biz çalışanlara, idare tarafından verilen bir bilgi olmadı şimdiye kadar. Spekülatif bir değerlendirmeye konu olmaması, çalışanlar arasında gereksiz bir tedirginlik yaratmaması için, raporun paylaşılmasını talep etmiştik verdiğimiz dilekçelerde. Ama ne raporun hazırlandığı dönemdeki belediye başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından, ne de şimdiki belediye başkanı Tunç Soyer tarafından bu konuya dair, belgeleri ile bir açıklama yapılmadı. 


A.K.: 2006 yılındaki rapor idare tarafından açıklanmadı ama kimi basın organlarında içeriğine dair kimi bilgiler verilmişti. Raporda; binanın temellerinin korozyona neden olabilecek şekilde deniz suyu ile temas içerisinde olduğu, bunun da kazık temellerinin çatlamasına, kırılmasına ya da binanın dengesini etkileyecek şekilde yerinden oynamasına neden olabileceği bilgisi yer alıyormuş. 

Peki, bahsettiğiniz raporu idareciler okumuyor mu? 


Z.C.: O raporu kaç kişi gördü bilmiyorum. Ama uzun bir süredir bilim, kendi tezinizi desteklediği kadar bilim kabul ediliyor artık. Raporu o yüzden bilimsel bulmamış olabilirler. 


A.K.: Biliyorsunuz ki, yeni dönemin kamu yöneticisi profili artık her konuda uzman görüyorlar kendilerini. Bu nedenle, raporu okuma gereği de duymamış olabilirler. Binaya bakıp, hemen analiz etmiş olabilirler dayanıklılığını. Bu tip idarecilerin, çalışanların konuyu abarttığını söyleyip, odalarında oturmaya devam etmeleri ya da “çalışkanlık”larını kanıtlamak ve mükafatını almak için binada çalışmaya devam etmek istemeleri beklenir ki, bu tür söylentiler, çalışanlar arasında yayılmaya başladı bile. 


1 Kasım'da ilk ağızdan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından, ana hizmet binasında hasar olduğu, binanın boşaltılacağı ifade edilmişti. Ardından da, 2 Kasım tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Buğra Gökçe tarafından, binadaki hasar uzmanlar tarafından açıklanıncaya kadar, 'birisinin canını tehlikeye atmanın' doğru olmayacağı vurgulandı. Sizin anlattıklarınız ile yapılan açıklamalar çelişmiyor mu?


Z.C.: Açıklamalardan birini izleme şansım oldu, diğerini ise okudum. Basına verilen demeçler ile gerçekler arasında bir mesafe olduğu açık. Yalan söylüyorlar diyemeyiz. Ancak eksik söylüyorlar. Bu da gerçeğin farklı görülmesine neden oluyor. 
Mesela, açıklamaların hemen ardından, müdürlüklerin taşınacakları yeni hizmet binalarına dair bir liste paylaşıldı bizlerle. Binaya yeniden girmek zorunda kalmayacağımız için derin bir nefes aldık. Ama çok geçmeden, bazı birimlerdeki arkadaşlarımızın, yakın zamanda yemekhane olarak kullanılan binaya taşınacağı, taşıma işlemini de kendilerinin gerçekleştireceği bilgisi geldi. Ve hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, bir sürü arkadaşımız, binaya eşya taşımak için sokuldu. 
Şimdi dönüp açıklamalara yeniden bakıyorum. Hem belediye başkanı hem de genel sekreter tarafından yapılan açıklamada, binanın boşaltılacağı söylenmiş ama nasıl boşaltılacağı söylenmemiş. 


A.K.: Nihayetinde konunun uzmanı değilim. Ama bu büyüklükteki kamu binalarının, normal zamanda taşınması için bile bir taşınma planı olması gerekir. Deprem sonrasında hasar görmüş bir binada ise, bu plan daha önemli hale gelir diye düşünüyorum. Binaya aynı anda kaç kişinin gireceği, hangi koruyucu ekipmanları kullanacağı bilinmeli... Hangi sıra ile ve hangi yöntemler ile binanın taşınacağı belirlenmiş olmalıdır. Ama, hiç öyle bir şey yok. Taşıma işi için binaya girenlerin arasında mesai arkadaşlarım da vardı. Binaya girip, bilgisayar, masa ve evrak çıkarmaları istendi. Binaya girenlere, ne bir koruyucu ekipman verildi, ne bir organizasyon yapıldı. Hatta, 2 Kasım günü, büyük ölçekli bir artçı sarsıntı olduğunda, kimi personel bina içerisindeydi.Hızlıca binayı terk etmeleri istendi, sonrasında kimi idareciler taşıma işlemini durdurdular. Ama, içeride birinin başına bir şey gelseydi, kim hesap verecekti? 


İtiraz eden olmadı mı bu duruma? Oysa 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çok açık. Kanunun özellikle 4. ve 5. maddeleri, işverenin uygunsuzlukların giderilmesini zorunlu kılıyor ve 13. maddesi de, bu uygunsuzlukların giderilmemesi durumunda, çalışanların çalışmaktan kaçınma haklarını kullanabileceğini tanımlıyor. 



A.K. Çağrılan arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu sözleşmeli ya da belediye şirketi çalışanıydı. Açıktan olmasa da, üstü örtülü olarak, iş güvencesi ile tehdit edildiklerini düşünüyorum. Belirli bir toplam için ise, idareci olabilmenin yolu, itaat etmekten geçiyor. O fırsatı kaçırmak istememiş olabilirler. 
Bu noktada, örgütlü davranabilirsek, o binaya bir daha bu şekilde çalışanların sokulmasını engelleyebileceğimizi düşünüyorum. Sizin de hatırlattığınız gibi, kanun maddeleri çok açık.

Z.C. Belediye yöneticileri tarafından yapılan açıklamalara ilişkin önceki sorunuz ile ilgili bir konuyu hatırlattı konuştuklarımız. İzin verirseniz, oraya bir ek yapmak istiyorum. Özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi genel sekreteri Buğra Gökçe tarafından yapılan açıklamada, bina için hasar tespiti yapılacağı söyleniyor. Ama, biz binanın sadece bu depremde ne kadar hasar aldığının değil, yönetmeliklere göre depreme dayanıklı olup olmadığını da öğrenmek istiyoruz. İkisi farklı şeyler. 


A.K. Bu çok doğru... Benim gördüğüm kadarı ile, binada asma tavanların bazıları düştü, çatlayan ve yıkılan duvarlar var. Perde kolonlarda çatlaklar oluşmuş. Merdiven bağlantılarında kırılmalar var. Çevre ve Şehricilik Bakanlığı tarafından yayınlanan ve hasar tespitini anlatan görsele göre, bu hasarlar, orta hasarlı yapıyı tarif ediyor. Orta hasarlı binalarda ise, binaya girilmemesi öneriliyor. Ki, bu durum ihlal edildi. Öte yandan, az ya da orta hasarlı, bu hasara neden olan gerekçelerin incelenmesi için binanın risk durumunun incelenmesi gerektiği açık olmalı. 


Sendikaların bu konudaki tavrı nasıl?


Z.C. Aziz Kocaoğlu döneminde, sendikalar, binanın güvenliğine dair çeşitli eylemler düzenlediler. Ancak, Tunç Soyer dönemi ile birlikte, sadece bu başlıkta değil, birçok konuda sendikaların ve sendika yöneticilerinin tavrı değişti. Tunç Soyer'in kişisel olarak iyi ama çevresinin, yani bürokratların kötü olduğunu düşünüyorlar ve Tunç Soyer'i, zor durumda bırakabilecek açıklamalardan, eylemlerden kaçınıyorlar. Açıklamalarda, suya sabuna dokunmadan, sorumlu bir göstermeden, ortaya konuşuyorlar. 


A.K. Geçmiş dönemde sendikada çeşitli düzeylerde sorumluluk almış kişilerin, yakın zamanda idareci olmaları da işi karmaşık hale getiriyor olsa gerek. Aslında, yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin daha anlaşılır olacağını beklerdik bu tür bir durumda. Ama, gerçekler öyle değilmiş maalesef. Bu konu özellikle memurlar arasında çok sık konuşulur hale geldi. Birçok arkadaşımızın yetkili memur sendikası olan Tüm Bel-Sen'den istifa noktasına geldiğini biliyoruz. 


Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?  

Z.C Depremin hemen sonrasında, ailelerimizin ve kendimizin sağlığından endişe ettiğimiz için, çoğumuzun içe kapandığını içe kapandık. Kafamızı kaldırabildiğimizde de, hızlıca deprem çalışmalarına yardım etmeye koştuk zaten. Orada, örgütlü hareket edebilmenin, insanı nasıl ayakta tutabildiğini gördük. Hizmet binasında, enkaz altında kalmak istemiyorsak, sadece deprem sonrasında değil, deprem öncesinde de birlikte hareket etmemiz gerekli. 


soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.