Sayfa yolu
İsrail'deki seçim sonuçları Ortadoğu'yu nasıl etkileyecek?
Yayın Tarihi: 10.11.2022 , 09:46 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
İsrail'de geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen seçimlerde Netanyahu'nun sağcı koalisyonu en yüksek oyu toplayarak 120 sandalyeli meclise 64 vekil yolladı. Dört yılda bir gerçekleştirilen İsrail seçimlerinin bu sonucu ile İsrail'in başbakanlık görevinde en uzun kalan isimlerinden Netanyahu, Knesset'teki çalışma ofisine geri dönüyor.
Sandıktan aşırı sağcı, siyonist ittifak çıktı
Netanyahu hali hazırdaki çizgisi ile İsrail'in sağcı seçmenini temsil ediyor. Filistin ve Arap düşmanlığıyla bilinen İsrail'deki sağ siyaset uzunca bir zamandır yolsuzluk ve kamu kaynaklarının talanıyla anılıyor. Mevcut Başbakan Yair Lapid zaten böyle bir problemler silsilesine düzen cephesinden verilen bir cevap olarak iktidara gelmişti. Ancak dünya genelinde işçi sınıfının ekonomik sorunlarıyla birlikte paralel giden sağcı yükseliş İsrail'de de kendini gösterdi ve İsrail'in tarihteki en sağcı koalisyonlarından biri olan Netanyahu liderliğindeki sağcı ittifak seçimi kazandı.
Peki kimler var bu koalisyonda?
Öncelikle Netanyahu'yu destekleyen seçmenlerin hali hazırda bir bütünlük oluşturmadığını, İsrail'deki çeşitli siyonist toplulukların, bir takım cemaatlerin ve "tarikatların" bu kitle içinde yer aldığını söyleyebiliriz.
Seçimlerde Netanyahu'nun partisi Likud, kurduğu koalisyonun meclise gönderdiği 64 vekilin 32'sini belirliyor. Yani sağcı koalisyonun tam ortasında Netanyahu var. Netanyahu'dan sonra ismi en çok anılan kişi ise "Yahudi Gücü Partisi" lideri Ben-Gvir. Yahudi Gücü'nü ise Noam Partisi takip ediyor.
Netanyahu'nun kurduğu koalisyonundaki isimler seçim sürecinde çok fazla tepki çeken ifadelere imza attılar. Örnek olsun Netanyahu'nın seçim zaferi ilan ettiği günün ertesinde birçok yabancı diplomat bu ifadelerden duydukları kaygıları dile getirdi ve olası bir Arap düşmanlığı ve Filistin nefreti karşısında uyarılarda bulundu. Ve bunu takip eden sol karşıtlığı ve özellikle de Noam Partisi'nin sesinin en yüksek çıktığı konu olan LGBT düşmanlığı gündemi işgal ediyor. Seçimleri kazanan siyonist-sağcı koalisyonda yer alan siyonist liderlerinin kabinede de görev alacağı düşünülüyor.

Barajı geçme hedefi ve etnik siyaset sola güç kaybettirdi
İsrail'de seçim barajı 2015 yılına kadar yüzde 2 idi. 2015 yılında yapılan düzenleme ile bu oran yüzde 3,25'e çekildi. Bu değişik "meclisten solcuları tasfiye etme" girişimi olarak değerlendirildi. Akabinde de İsrail'de sol blok tüm seçim yatırımını barajı geçmek üzere örgütledi demek yanlış olmayacaktır.
Barajı geçmenin bir başarı ölçütü olması İsrail'de yeni bir şey değil. Ancak bu yaklaşımın bariz bir hat haline gelmesi, başarısızlığı ve siyasal çalışmaların varlığını da seçimlere endekslemiş oldu. Dolayısıyla seçimlerle belirlenen sol özneler gün geçtikçe İsrailli emekçilerin gümdelerinin dışında parlementodan belirlenen bir hatta doğru kaymaya başladı.
Arap ve Yahudi komünistlerin de desteklediği Hadash Ta'al, Arap Değişim Hareketi ve Demokratik Barış ve Eşitlik Cephesi ile birlikte anılıyor. Geçmiş zamanlarda meclisteki en büyük üçüncü grup olma şansını da yakalayan bu grup daha çok İsrail'deki Filistinlilerden, Araplardan oy alıyordu. Bu hareketin terazisi çoğu zaman etnik gündemlerle ve Filistin başlığı ile sınırlı kalsa da İsrail'deki birçok kesim tarafından sol olarak kabul ediliyor. Bunun yanı sıra merkez sol denilebilecek sol siyonist parti Meretz de bu sol yelpazedeki oluşumlardan biri.
Son süreçte Netanyahu'nun adının yolsuzluklarla anılması, İsrail halkının yaşadığı ekonomik sıkıntıların sol siyasete güç kazandırması bekleniyordu ancak sonuç öyle olmadı. Barajı geçmesi kesin gözüyle bakılan Meretz yüzde 3,25 oranını yakalayamadı.
Bunun yanı sıra sol blok içindeki Arap milliyetçileri ve etnik siyaset yapan ekiplerin 2021 yılında ittifaktan ayrılarak seçimlere bağımsız olarak girmesi de sol blokta güç kaybına neden oldu. Ra'am ve Balad'ın "sol listeden" ayrılarak daha çok Arap etnik vurgusu ile siyaset yapması İsrail soluna güç kaybettirdi.
Oysa İsrail'deki Filistinlilerin meclis bileşeninin nasıl şekilleneceği konusundan daha yakıcı sorunları var. İsrail'deki Arapların ve Yahudi emekçilerin her gün yaşadığı ekonomik sorunlar ve siyonistlerin baskı ve şiddet siyaseti, solun kitleler nezdinde büyümesi için bir sürü kanal açıyor. Ancak halk sandıktan gelecek bir umuda sırtını dönmüş durumda. Bu seçimde geçmiş seçimlere kıyasla seçmen sayısında artış gözlemlense de Arap mahallelerinde sandığa gidenlerin oranı yüzde 50 civarında kaldı
Sonuçlar Ortadoğu'yu nasıl etkileyecek?
Birçok uzman sandıktan sağ-siyonist koalisyonun çıkmasının, İsrail'in ana hattında bir değişiklik yaratmayacağı görüşünde. Ya da farklı bir ifade ile söyleyecek olursak İsrail'in hali hazırdaki mevcut politikaları zaten Ortadoğulu emekçiler için sorun yaratmaya yetiyor.
Ancak esas konu Netanyahu'nun süreci ilerletmesi için kurduğu ittifak ile sürdüreceği ilişkilerden belirlenecek gibi duruyor.
Netanyahu'nun meclise getireceği gündemleri yürürlüğe koyabilmesi için, meclisin yarısını geçen ittifakını sürdürmesi gerekiyor. Bir çok açında "güvenilmez" ve aldığı kararlar ile kendi içinde uyumsuzluk gösteren bir siyasi figür olsa da Netanyahu için bu iktidar dönemi geçmişte adının karıştığı yolsuzlukların üstüne kapatmak için belki de son şans. Netanyahu'nun bu şansı iyi değerlendirmek istediği kesin.
Filistin
Seçimi kazanan sağ koalisyonun Filistin başlığında radikal söylemler üreteceği bekleniyor. Geçmişte de benzer bir devinim içinde olan Netanyahu'nun partisi Likud, aşırı sağcılarla kurduğu ittifak neticesinde buradaki baskıyı arttırabilir. Aşırı sağcı siyonist partisi olarak bilinen Yahudi Gücü'nin lideri Ben-Gvir'in ise kolluk kuvvetlerini belirleyecek bir görevde bakanlık alması bekleniyor. Bu da Filistin halkını siyonist-ırkçı birine teslim etmek manasına geliyor.
Uluslararası kuruluşlar ve bazı diplomatlar olası sorunlara karşı dikkat çekiyor. Özellikle de Batı Şeria'da yaşanabilecek sorunlar ve Filistinlilerin "geri itilmesi" konusunda uyaran uzmanlar Filistin konusunda yaşanacak sorunlar başlığında kaygılı. Netanyahu'nun hem seçmen tabınını hem de kurduğu ittifakı ayakta tutması için üreteceği Filistin düşmanlığı, koalisyonun sürekliliği açısından can simidi olarak görülüyor.
Ayrıca Ben-Gvir'in Filistin başlığındaki işgalci tutumu desteklemesi ve açıkça Filistinlilerin yerlerinden edilmesi çağrısı yapması, İsrail'in da masada olduğu Oslo Barış Görüşmeleri programıyla çelişiyor.
İran ve Suriye
Ortadoğu'daki Şii hareketler ile arasında çatışma olan İsrail dış politikasının bu süreçte daha da sertleşeceği tahmin ediliyor. Geçtiğimiz gün İsrailli yayın kuruluşu İsrail 12 TV'ye konuşan Netanyahu'nun en yakın isimlerinden biri olan Tzachi Hangbi, İsrail'in geçmişte olduğu gibi Ortadoğu'daki kimi nükleer merkezlere askeri operasyon düzenleyebileceğini ifade etti.
İsrail'in Ortadoğu'da güvenlik stratejisinin ana unsurunu kendisi dışında bir nükleer gücün yer almaması belirliyor. Dolayısıyla da geçmişte 1981'de İran 2007'de Suriye'ye yaptığı saldırıların benzerlerini nükleer güç bulundurduğunu iddia ettiği yerlere yapabileceği ihtimali üzerine duruluyor.
Netanyahu yönetimindeki İsrail'in önümüzdeki dört yıl boyunca Ortadoğu'da kimi askeri başlıklarda kendini hissettireceğini düşünen uzmanlar aynı zamanda İsrail'in geçmişte yaptığı bu operasyonların, İsrail'in umut ettiği gibi İran'ın nükleer çalışmalarını sona erdirmeye yetmediğinin altını çiziyor.
Türkiye
Ağustos ayında Türkiye'ye gelerek diplomatik temaslarda bulunan İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog ile birlikte anılan normalleşme sürecinin Netanyahu ile birlikte devam etmesi bekleniyor. Geçmiş başbakanlığı süreçlerinde Türkiye ile yaşanan sıkıntıların ve sorunların benzer şekillerde tekrar etmeceği düşünülürken aşırısı sağcı-siyonist bloğun seçim kampanyasında Türkiye karşıtı söylem takınmaması da dikkat çekti. Ayrıca günümüz konjonktüründe hem İsrail'in hem de Türkiye'nin on yıl öncesindeki dış politika ile devam edemeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Her iki ülkenin de yeni(den) ittifaklara ihtiyacı var
Öte yandan İsrail'in Türkiye ile ilişkileri diplomatik temasların en aza çekildiği dönemlerde dahi davam etmişti. soL okurlarının yazılarına aşina olduğu soL yazarlarından Musa Özuğurlu'nun daha önce yayınladığı köşe yazısında, İsrail ile ilişkilerin her süreçte ekonomik, askeri ve istihbarat açısından devam ettirdiği biliniyor.
Önümüzdeki süreçte de zaman zaman Filistin başlığında bazı gerilim konularının yaşanabilmesi ihtimali olsa da iki ülke arasındaki ilişkinin son düzlükte kazandığı "normalleşme" ile birlikte kaldığı yerden devam etmesi bekleniyor. Hem Türkiye'de Erdoğan'ın hem de İsrail'ide Netanyahu'nun radikal söylemler taşıyan ifadelerinin yanı sıra pragmatik siyaset tarzlarının birbirine çok benzediğini söyleyen Dr. Selin Nasi, bu benzerliklerin aradaki ilişkileri sürmesi için zemin yaratacağı görüşünde.
Aynı zamanda Erdoğan'ın "Karşılıklı temaslarla süreci devam ettirerek ilişkileri tüm alanlarda ilerletme ümidimizi koruyoruz" ifadesi de bu yorumları destekliyor.
Netanyahu'nun elindeli bir diğer olanak ise Trump döneminde başlayan İbrahim Anlaşmaları olduğu düşünülüyor. Bu süreçte Arap ülkelerinin peş peşe İsrail ile imzaladığı protokoller ve İsrail'in bu devletler nezdinde resmen tanındığı örnekler Netanyahu'nun Ortadoğu başlığında elini yer yer rahatlatabilecek bir faktör olarak okunuyor.
Tüm faktörlerin bunların yanı sıra ABD'nin Biden dönemiden Ortadoğu'daki askeri süreci zamana yayarak görece temaslar kurarak süreci yönetme çabası ile Netanyahu'nun özellikle İran konusundaki yaklaşımlarında açı oluşuyor. Bu süreçte Netanyahu'nun ittifak kurduğu sağcı liderleri nasıl yanında tutacağını da zaman gösterecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
