Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İsrail Kudüs'teki Paskalya ayinine niçin sınırlama getiriyor?

İran'a yapılan haydutça saldırıyı meşru bir zeminde konumlandırmakta güçlük çeken ABD/İsrail çetesi, belli ki, en iyi bildiği şey olan sopa gösterme yöntemi ile Hıristiyan dünyasının ''ikna olmayan'' unsurlarını terbiye edebileceğini umuyor olmalı.

Patrik Pizzaballa'nın Palmiye Pazarı Ayini için Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişi engellendi

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 04.04.2026 , 12:16

Papa Francis'in İsrail'in Gazze'de başlayan soykırımcı uygulamalarına dair ''iddia özenle araştırılmalı'' sözlerine en sert tepki yine Katolik Kilisesi içinden gelmişti. Avusturya Katolik Kilisesi'nden Salzburglu teolog Gregor Maria Hoff, Papa'yı ağır bir dille eleştirerek onun sınırı aştığını ve tarafsızlığını yitirerek antisemitizm lehine tutum aldığını iddia etmişti. Hoff, "Francis'in İsrail'e yönelik soykırım suçlamasının soruşturulmasına ilişkin son açıklamaları bir çizgiyi aşıyor: Tarafsızlık çizgisini. Çünkü Francis suçlamayı açıkça dikkate alıyor. Dahası, Papa İsrail'in davranışlarını soykırıma yaklaştırıyor" sözleriyle Papa Francis'e tepkisini dile getirmişti. Hem de bunu Avusturya'daki ''katolisch.de'' sayfasında dillendirerek Katolik Kilisesi içinde ABD/İsrail çizgisinin ne oranda güç sahibi olduğunu göstermiş oluyordu. Katolik teolog Hoff, adeta Netanyahu'nun maaşlı hahambaşı gibi rol üstlenerek, Papa'yı Yahudiler açısından güvenilmez ilan etmekten geri kalmıyor, "Dünya çapındaki Yahudiler açısından Mesih'in temsilcisinin nerede durduğu sorusu ortaya çıkıyor. Bu Papa onlar için güvenilir bir ortak değil" diyerek adeta Papa'ya  meydan okuyordu. Avusturya Katolikliğinin geleneksel antisemit geleneği içinde yer alan teolog Hoff'un asıl sorunu, hiç kuşkuya yer yok ki, Yahudi sevgisi değil, Hristiyan sağcılığının İsrail haydutluğu ile kurduğu uğursuz ittifak ile ilgilidir.

Papa Francis'in hastalığı ve ileri yaşı nedeniyle ömrü, soykırım iddialarının araştırılmasını sürdürmeye yetmedi. Derken yerine Amerikalı Papa XIV. Leo seçildi. Bu arada İsrail soykırıma devam ederek, kıyıcılıkta yeni bir eşik atladı. Fakat her ne hikmetse Vatikan kurmaylığı soykırım üzerine somut bir netlik kazanamadı. 17 Eylül 2025'de Amerikalı Papa, "Soykırımın ne olduğuna dair çok teknik bir tanım var. Ancak giderek daha fazla insan bu konuyu gündeme getiriyor; İsrail'deki iki insan hakları grubu da bu açıklamayı yaptı'' diyerek soykırım kavramının 'teknik tanımı' üzerine sahasında anlamsız top çevirmeyi tercih ettiğini ifade ediyordu. Dünya alem İsrail devletinin Filistin'de soykırım yaptığını görüp kabul ederken, hatta İtalya'da liman işçilerinin İsrail'in Filistin'de sürdürdüğü soykırımı engellemeye dönük tedarik zincirini durdurma mücadelesi sürerken Roma'da oturan Papa'nın kelime oyunları ile süreci geçiştirmeye çalışması onun kişiliği ve izleyeceği siyasal hat hakkında yeterince veri sunuyordu.

Trump: Hiçbir başkanın yapmadığı kadar Hristiyanlık için mücadele ediyorum

Tüm bu üç maymunu oynama egzersizleri sürerken İsrail Cumhurbaşkanı Vatikan'ı ziyaret etti. 4 Eylül 2025'te yapılan İsaak Herzog ziyareti, Papa'nın Gazze konusunda kilise tabanından gelen tepkiler karşısında geri basmasını engellemeye dönüktü. Durumun farkında olan Papa, İsrail – ABD ekseninin incitmeden ama aynı zamanda da kilise tabanından gelen tepkileri de yumuşatmayı hedefliyordu. Vatikan News muhabiri Mario Galgano'nun aktardığına göre, Papa, ''İsrail Cumhurbaşkanı'na Gazze'deki insani durumun gelişmesinden duyduğu endişeyi ilettiğini ve kendisinden insani durumu önemli ölçüde iyileştirmenin ve kıtlığın ortaya çıkmasını önlemenin yollarını arayıp, uygulamasını istediğini bildirdi." 4 Eylül'de Vatikan'ı ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog'a Papa IV. Leo'nun tavsiyesi bu minvaldeydi.

Birlemiş Milletler'in Gazze'da görevlendirdiği tarafsız komisyonca hazırlanan raporda İsrail'in soykırım yaptığı açıkça ifade ediliyordu: "Bahane üretmeye zaman yok: İsrail'in soykırımına ilişkin giderek artan kanıtlar veri  alındığında, uluslararası toplum artık bilgi sahibi olmadığını iddia edemez." Gerçekler hem fiili olarak hem de hazırlanan objektif raporlarla göz önünde olmasına karşın Papa XIV. Leo, İsrail'in soykırım yaptığını dillendirmekten ısrarla sakınmaya devam etti. Ancak ABD/İsrail çetesinin 28 Şubat 2026'da İran'a saldırması ile başlayan süreç ile Vatikan – ABD/İsrail ilişkilerinde önemli değişiklikler oldu. ABD yurttaşı yeni Papa'nın duayla yetinen isteksiz barışseverliği Katolik Kilisesi tabanında hoşnutsuzluklara yol açtığı gibi, hiçbir kural tanımayan ABD/İsrail terör devletlerini de mutlu etmiyordu. İsrail'in Filistin, Lübnan ve Suriye işgal bölgelerinde Hristiyan yerleşkelerine de saldırması Katolik Kilisesi tabanda tepki ile karşılandığı oranda İsrail'in kural tanımazlığı ivme kazanıyordu. Katolik ve Ortodoks Kiliselerine bağlı yurtsever kitlelerin İsrail terörüne karşı dua ile yetinmeyen direnci güç kazandığı oranda İsrail, sözü geçen ülkelerde yaşayan Hristiyanlar üzerindeki baskısını daha da artırdı.

Bu arada Trump kaçığı, ''Hiçbir başkanın yapmadığı kadar Hristiyanlık için mücadele ediyorum'' nutukları atarak, dinsel farklılıkları emperyalist siyasetlerine daha fazla araç edinme programıyla hareket ettiğini açıklamaktan geri durmuyordu. 13 Temmuz 2024'de büyük bir talihsizlik eseri olarak yalnızca kulağını sıyıran bahtsız mermi sonrasında, ''İnanmak istiyorum ki, tanrı beni bir amaç için kurtardı. Bu amaç, Hristiyanlığın kurtuluşuydu'' demagojisini dillendirerek aklî melekeleri yerlerde sürünen hayranlarını mutlu ediyordu. Ancak emperyalist siyasete karşı direnip, ülkelerine sahip çıkan Hristiyanları zerre kadar mutlu etmeyen bu din tüccarlığı haklı ve güçlü bir öfkeye de alan açıyordu. İsrail ve ABD'nin barbarlığına doğrudan muhatap olan Hristiyan kitleler, nihayetinde Epstein çetesinin kanlı planlarına dolgu malzemesi olmayacaklarını dillendirmeye başladılar. Vatikan'ı da açık tutum almaya iten bu direnç Papa'ya, ''Savaşlara neden olan ölüm ve acı, insanlık ailesine yapılan bir skandal ve göğe yükselen çığlıktır'' sözlerini ettirdi.

İsrail kural tanımazlığı bu kez Hristiyanlar için de Kudüs'ün statüsünü keyfi biçimde altüst etti

İsrail polisi ''İran tehdidini" gerekçe göstererek bu yıl kutlanması planlanan geleneksel Paskalya Ayinlerine sınırlamalar getirdi. Paskalya Bayramı öncesine denk gelen Pazar günü geleneksel olduğu üzere Palmiye Pazarı Ayini olarak kutlanırken bu yıl İsrail'in kural tanımazlığı sonucu ciddi gerilimlere yol açtı. Kudüs'ün statüsünü hiçe sayan bu keyfiyet, Vatikan ile ciddi bir sürtüşmeye neden olurken, İsrail Hristiyan kiliselerini karşısına alan bir zorbalığa kaynaklık etti. Katolik Kilisesi adına Kardinal Pizzaballa, Kudüs Patrikliği adına rahip Francesco Ielpo'nun Kutsal Kabir Kilisesi'ndeki geleneksel ayine katılımlarının keyfi bir şekilde sınırlanıp, engellenmesi Vatikan ile İsrail arasında diplomatik krize yol açtı.

İran'ın ''saldırılarını" gerekçe gösteren İsrail terör devleti, sözü geçen ayinin keyfi biçimde kısıtlanmasının kendilerine bir faturası olacağını bilmelerine karşın niçin böylesi bir tutum içine girdi?

Her ne kadar Vatikan'ın iki numarası Pietro Parolin, Vatikan Dış İlişkiler Özel Temsilcisi Başpiskopos Paul Richard Gallagher ve İsrail Vatikan Büyükelçisi Yaron Siedeman arasında yapılan özel görüşme sonucu ''sorun'' çözülmüş olsa da çok açık ki, İsrail Vatikan'a ve Kudüs Patrikliğine gözdağı vermek istedi. İran'a yapılan haydutça saldırıyı meşru bir zeminde konumlandırmakta güçlük çeken ABD/İsrail çetesi, belli ki, en iyi bildiği şey olan sopa gösterme yöntemi ile Hristiyan dünyasının ''ikna olmayan'' unsurlarını terbiye edebileceğini umuyor olmalı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.