Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İŞÇİ HİKAYELERİ | Madımak merdivenindeki üçüncü şair: Uğur Kaynar

'En görünür fotoğrafta bile gizlenen Uğur Kaynar’ı olanca zorluğa rağmen, kıyıdan yaşama kattığı onlarca söz işçiliği, şiir ve hepsini buluşturan vakur boyun eğmeyişiyle anacağız.'

Sancak Yıldız

Yayın Tarihi: 02.07.2022 , 09:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

"Sen ey denizin oğlu
deli rüzgâr, batık gemi
İnsan azıya aldı mı gemi
Aşkın gümüşten oltasına takılı
sudan yeni çıkmış balık gibi
güneşin altındayken ölmeli
ölmek yeter mi?"

2Temmuz geldi çattı yine.

Geldi çattı diye anlatılır; zira yarım kalmış aydınlık gülüşlerimizi, silinmez kalemlerle yazılmış, insan biriktiren dizelerimizi, türkülerimizi anlatır bugün.

İçimizden yükselen inatçı bir direnci de anlatır. 

Hüzünlüdür, ancak umutludur kaybettiklerimizin bize bıraktığı her satır, her dize, her söz.

'Gecenin kör vaktidir, fırtınalar yedeğimde yürürüm'

Aydınlığımızın heybesinden doğru eksildiğimiz 2 Temmuz '93 Madımak Katliamı'nın 29. yıldönümünde Metin Altıoklu, Behçet Aysanlı masanın kıyıda kalmış devrimci şairi Uğur Kaynar’ı taşımak istedik işçi hikayelerine. 

Kıyıdaki sessiz şairin kaleminde, Karanfil Sokak’tan gelip geçen mütevazı yaşamında resmedilen yürekli işçiliğin içinde çok fırça izi var. 

Eli, yıpranmış ceketinde, Ankara sokaklarına sinmiş Uğur Kaynar’ı anlatır.

1957 yılında, Sivas/Zara’da, Alevi bir ailenin çocuğu olarak merhaba dediği yaşamı ailesinin yoksulluğu, şartlar derken, onu 70’lerde Ankara’ya taşıyor. 

Gelirken de gerisinde kısa ömrünün en büyük yokluklarından birini getiriyor yanında.

Annesini kaybediyor Zara’da.

Okul hayatı yarıda kalıyor sonra Uğur Kaynar’ın, 77 yılında evleniyor. 

Ankara’da nerede hak arayışı varsa ,orada, sessiz ancak düzenli bir devrimci bir de.

ODTÜ İşgali’nde de var, Şentepe kavgalarında da.. 

Yolu bu patikadan geçenlerin çoğu gibi Mamak Cezaevi'ne düşüyor Uğur Kaynar’ın. Kaynar 2 Temmuz’a gelene kadar da kısa hayatına uzun bir karşı koyuşlar listesini koyanlardan ortaya, Hasret gibi…

'Denizin oğul verme zamanıdır'

Böylesi dönemlerinin anlatan yerde bir yanıyla Kaynar’ın işçiliği. Hapislik yıllarından sonra kendini şiire adadı. Ankara’da kurduğu “Elyazıları Yayıncılık”ta uzanabildiği şairlerin şairlerin şiirlerini basmaya başlıyor sonra da. 

1988’den sonra kendini adadığı yoldan yürüdü Uğur Kaynar. 

Yıllar yılları takip ederken, hapisten önce ne yaptı ise onda ısrarcı olmaya devam etti.

Zira, bugüne öğretecek çok şeyi olan yanı da orası. 

Sessiz de kalsa yaşam karşısında, boğulsa da tankların altında, umut boyun eğer mi?

Ercan Kesal yıllar evvel yazdığı bir köşe yazısında tam da burayı anlatıyor Uğur Kaynar’dan ve onu elimizden alan katliama giden öyküsünden bahsederken:

"Ömrünün bilmem kaç senesini cezaevlerinde geçirmiş, mahpusta iken çocuğunun doğumu ile annesinin ölüm haberini aynı anda alan bir adamdı Uğur. Bütün bunları hak edecek ne yapmıştı bu ülkeye? Niye Sivas’a gitmişti? Niye cezaevine girmişse işte o yüzden Sivas’a gitmişti. 12 Eylül’den önce ODTÜ işgaline, Şentepe Direnişi’ne, Tuzluçayır’a niye gittiyse, ondan gitmişti Sivas’a. 12 Eylül faşist darbesinden sonra niye yattıysa Mamak’ta, o yüzden yatmıştı Madımak Oteli’nin dumana kesmiş ucuz halılarının serildiği koridorlarına… İnsan olmaktan başka bir şey bilmiyor ve elinden başka bir şey gelmiyordu işte."

***

'Öldüğümde doğduğum yere gidiyorum…'

1992’deki Pir Sultan Şenlikleri’ne de gidiyor Uğur Kaynar ve elbette 1993’te de, Ankara’dan kadim masa arkadaşları Metin ve Behçet ile birlikte Sivas’a varıyor.

Kıyıdaki şairi gece 3 sularında, otelin merdiveninde verdiği görüntüyle anımsıyoruz bu katliam her aklımıza düştüğünde. 

O hazin fotoğrafta, Hasret Gültekin ile karıştırılan kişi aslında Uğur Kaynar.

37 yaşında yakıldığında arkasında ‘çiçekler halaya durdu’, ‘aşkınam’, ‘gizemya’ kitaplarını Ankara’ya sinmiş bir halk şairini bıraktı hayata. İlk gençliğinin geçtiği Zara’yı hep yazdı, söyledi, anlattı Kaynar.

Belki de onu en sahici anlatan, yangından geriye kalan çantasından çıktığı söylenen bir paket Bafra sigarası, bir mendil, notlar düşülmüş şair defteri ve dumana boğulmuş iki yorgun dizeydi.

"Öldüğümde 
 doğduğum yere gidiyorum.
 Yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği 
 işte böylesine yeniyorum…"

***

Uğur Kaynar, Metin Altıok, Behçet Aysan

Boyun eğmeyenlerin vakur umudu

O merdivende, karanlığın azgın yobazlığı karşısında sıkışmışken bile vakur olanlardan, bizim tarafın söz işçilerinden Uğur Kaynar.

En görünür fotoğrafta bile gizlenen Uğur Kaynar’ı olanca zorluğa rağmen, kıyıdan yaşama kattığı onlarca söz işçiliği, şiir ve hepsini buluşturan vakur boyun eğmeyişiyle anacağız.

Zira en çok da bugün hüzünlerimizi heybemize alıp, Temmuz ateşine rağmen ayağa kalkmanın vaktidir…

"Bir acı zeytin yerim,
tadı damağımda söyleşir durur.
Dilimde onlarca söz aç/açıktır.
Ak kâğıttan yapraklıdır isyanım.
Sağılır gelir mavi uçuşlarıyla martılar,
sözcükler süzülür de kanat tutar 
kıraç toprağına dizenin..."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.