Sayfa yolu
İşçi Hikayeleri | Komünist tekstil işçisi Hüseyin Duman...
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Sancak Yıldız
Yayın Tarihi: 17.04.2022 , 09:25 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Bugün işçi hikayeleri dizisinde 17 Nisan 1999’da faşist bir saldırıda kaybettiğimiz, komünist tekstil işçisi Hüseyin Duman'ı anıyoruz.
İnsanlığın önünde, yaşamak için aşması gereken koca bir sömürü düzeni var. Eşitsizlikten, çağdışılıktan, baskıdan, ölümden, yani kötülüğün her türlüsünden beslenen düzen, insana insanca yaşayabilmeyi çok görüyor.
Hüseyin’in yaşamı bu sömürüye karşı inatçı ve örgütlü bir karşı çıkışın portresidir.
Patronların kirli iştahı kendi sınıfının karakterini yansıtır. Hüseyin Duman’ın yaşamı ise emekçi aydınlığını.
Ya patronların elinde her gün daha kötü olanı çağıran dünya ya da Hüseyin Duman'ın aydınlık dünyası.
1971 yılında Gaziantep’te hayata merhaba der Hüseyin. Yedi kardeşli ailesiyle birlikte yoksulluk onları ilçeden şehir merkezine taşır. Burada başlar okumaya. Okumak onun ikinci meselesi olur, zira çocuk yaştan itibaren ekmek parasının peşindedir. Yoksulluğa karşı hayat kavgası Hüseyin’in ailesini İstanbul’a taşır. Tekstilden ekmek çıkarmaya başlarlar ailece. Makinacı Hüseyin olur bir zaman sonra. Çalışkandır, üretkendir...
İşçilikte usta olduğu kadar yaşamakta da ustadır. Çevresinde dokunmadığı ne işçi vardır Hüseyin’in ne de darda kalmış bir insan. Elinin değdiği yere kadar dokunarak yaşamaktır onunkisi.
Söze başlarken dediğimiz gibi; Hüseyin’in yaşamı, yalnızlığı ve kötüyü çağıran yağma düzenine karşı emekçi aydınlığını temsil eden yaşamlardandır diye.
Zira onu büyüten annesinden yan yana dövüşen yoldaşlarına kadar hepsinin anlattıklarında bu portre beliriyor.
'Oğlum Hüseyin bir anasına bir de Partisine çok düşkündü'
Hüseyin Duman’ın hikayesinin izini sürerken, ailesine konuk olduk. Fadime Ana ve Haydar Amca kapıda karşıladı bizi.
Fadime Ana hazırlık yapmaya sabahtan başlamış, öğlen Hüseyin’i konuşmaya geleceğiz diye. Daha merdiven başından başlayan kokuların içinde sarıldık Fadime Ana’yla. Kapıdan girerken kim olduğumu soran komşusuna ‘oğullarımdan biri’ diye tanıtıyor. Sofraya geçiyoruz ve Hüseyin’in fotoğraflarına karşı anlatıyor annesi Fadime Duman:
"Daha çocukken Hüseyin koca adam gibiydi. Bazen gelip kulağıma sessizce; 'Kardeşlerim arasında ayrım yapma anne, hepsini bir gör derdi.' Öyle bir çocuk büyüyünce ne olur, devrimci olur tabii. Hep haksıza karşıydı benim oğlum. Okulda hocaları şikayet ederdi 'çocuğun her şeye karışıyor, itiraz ediyor, anarşisttir senin oğlun’ diye. Sonra polisler kapımıza gelmeye başladı çocuklarınıza sahip çıkın diye. Sanırsın çocuklarım başkaları gibi katil, onlar gibi toprağı satmış benim evladım.’’
Fadime Ana, tüm yorgunluğunu bir köşeye bırakıp hafif ayaklanarak bir anısını anlatıyor Hüseyin’le ilgili. Biraz da bugün ihtiyacımız olan mücadelede inadı hatırlatıyor:
‘’Bizim aileler hep İngiltere’de. Zamanında giden gidene. Bizim aileden de var gidenler, çoktur. Hüseyin’e bir gün dedim ki, ’Oğlum, kurban olayım, İngiltere’ye gitsen belki daha az çalışırsın, yorulursun, güzel hayatın olur.’ diye. Önceden böyle deyince yüzü düşerdi ‘Burada Parti var, mücadele var, hem ayıp değil mi onları yalnız bırakıp kendimi kurtarmak?’ diyordu. Bu sefer güldü, ben de sandım ‘tamam Hüseyin’in gönlü var.’’
Kalktı, gitti elini yüzün yıkadı. Geldi salona yanıma. Dedi ki, ‘Ana ben gidiyorum ha, haberin olsun. Dedim bu kadar çabuk mu Hüseyin’im. Evrakların var mı ki?
Meğer beni kızdırıyormuşum. Ayakkabılarına giyerken uzağa kaçıp dedi ki; ’İngiltere’ye değil, yoldaşların yanına gidiyorum. Ben bir tek oraya giderim.’’
Anlatırken gösterdiği fotoğraflarda en çok üç şey dikkatimi çekiyor. Tekstil makinası, Hüseyin’in gülümseyen hali, bir de elinde tuttuğu Parti bayrağı.
'Komünistliği de işçiliği gibiydi; paktı, bizimdi Hüseyin…’
Elini uzatmak insana dokunmak, zorluğu birlikte aşmak.. Fadime Ana ile Haydar Amca’nın anlattıklarında Hüseyin hep ezilenin, kıyıda bırakılanın, hak ederek kazananın ses edip ulaşabileceği biri olmayı yeğler. Hal böyle olunca, Hüseyin’in yolu, kendiyle bir düşünenlerle kesişir bir zaman sonra, Sosyalist İktidar Partisi’ne katılır.
Tabii, emekçiliği, direnci ve heyecanı da kendisiyle birlikte katılır Parti’ye.
O dönem Avcılar, İkitelli, Yenibosna’nın yoksul ve emekçi havzalarında, Hüseyin’le birlikte çalışma yürüten yoldaşlarıyla sohbet ederken bir yoldaşı şöyle başlıyor söze:
‘’Bugün aramızda değil diye söylemiyorum. Farklıydı Hüseyin. Yani başka güzeldi, paktı, bizimdi. İlk partili olduğu zamanlar okuduklarını daha fazla anlamak , daha hızlı kavramak için yaptıkları akıma geliyor. İlk işi her zaman bir çözüm bulmaktı.
Tertemizdi o yüzden, komünistliği de işçiliği gibiydi.’’
Hüseyin Duman’ı tanıma fırsatı bulan ve aynı dönem birlikte mücadele edenlerin anlattıklarında iki şey çok yansıyor. Çalışkanlık ve mücadeleye bağlılık. Bu çıkarımda yanılıyor muyum?
‘’Yanılmak bir yana eklenecekler olur. Hüseyin Kürt-Alevi bir aileden geldiğinden, özellikle o yıllarda, baskı ve zorlukları sıkı yaşayan bir toplumsal yapıdan geliyordu. Bunun da sıkı ve dirençli olmasında etkileri yadsınmamalı. Ancak bir o kadar politik kavrayışı da ayrıca yazılmalı. Duygularıyla aklı arasında iyi ilişki kurmuş olduğunu birinci sıraya tüm sorunların çözümü için sınıfın kurtuluşunu yazmasından da anlıyoruz aslında.
O yüzden hem çalışkandı hem de hakikaten o mücadele heyecanını hepimize yansıtan da bir yoldaşımızdı.’’
‘Terek önde Hüseyin arkasında geliyor’
Sermaye düzeni, her gün biraz daha fazla insana yılgınlık kancasını atmaya devam ediyor. Güvencesizlik, mobbing, baskı derken çok yönlü bir şiddettin sarmalında intiharlara sürüklenen bir toplum yarattılar. Daha fazla sömürü daha yılgın insan demek zira.
Sömürünün zayıf karnı ise inatçı ve umutlu insan oldu hep. İsyan eden, dayanışan, mücadele eden emekçiden hep korktu patronlar, hala çok korkuyorlar.
Tanıyanlar anlattıkça ,sohbetin devamında, sık sık anlıyoruz. Hüseyin, ne mutlu ki, patronları korkutanların bahçesine, yorulmadan toprak taşıyanlardan.
‘’Seçim zamanındayız (1999 seçimleri). Daha o zaman SİP Avcılar İlçe Örgütünü yeni yeni kuruyoruz. Tabii imkanların kısıtından dolayı el birliği ile yeni imkanlar vs. yaratmaya çalışıyoruz. Bir yoldaşımız sandalyesini, diğerini masasını getiriyor. Öyle öyle yol alıyoruz.
Hüseyin de durur mu hiç? Bütün her yerde partiye yarayacak ne bulurum ne yaratırım diye dolanırken, bir baktık ‘terek’ önde Hüseyin arkasında geliyor.
-Bildiğimiz terek mi?
'Evet bildiğimiz, daha çok köy mutfaklarında gördüğümüz. Tabak çanakları koymak için kullandığımız duvara asılan tahtadan bahsediyorum. Dedik ki ,’Hüseyin bu nereden çıktı allasen? Hiç unutmam, dönüp; ‘Abla bir şey bulamadım, bunu kaptım getirdim. Elbet bir işimize yarar diye.’ demişti.
O terek sonrasında yıllarca ilçe örgütünün duvarında asılı kaldı. En anlamlı duvarlarından oldu parti binamızın. Küçücük imkanların yan yana gelip birikmesiyle partinin adını gösterecek tabelayı taktığımız günlerdi.
Belki o gün daha normaldi bu kabul ederim, ama bugünden bakınca farklı bir yere oturuyor.’’
'Hüseyin’in hakkı her gün daha fazla mücadeleyle ve Parti’sini büyüterek verilir’
-Ne gibi farklı bir yere, biraz açar mısın?
‘’Şöyle aslında. Hüseyin bizim için genç yaşta kaybettiğimiz kıymetli bir yoldaşımızdır. Hüseyin’i konuşurken burada olduğu gibi hüzün ister istemez olur bizde ama Hüseyin’in diğer yönü de çok çok önemlidir. Umutlu ve motive eden, sürekli insanlara dokunan ve bu açıdan örnek gösterilen bir komünist olmak. Hüseyin örnek bir komünistti.
Söz bence böyle bitmeli. Bu da farklı olan kısmı ile ilgili. Çünkü; günümüzde umutsuzluk, geleceksizlik çok yaygın vaziyette. Hüseyin’in örnek yaşamından bugünkü umutsuzluğa karşı direnci ve inadı öne çıkmalı. O inadın hakkı da daha fazla mücadele ederek, Hüseyin’in partisini daha fazla büyüterek verilir.’’
Hüseyin’in Fadime Ana’ya şaka yapıp ‘ben ancak yoldaşlarımın yanına giderim’ deyip kapıdan koşarak çıktığı gün 17 Nisan 1999 günü. O gün, üyesi olduğu Sosyalist İktidar Partisi’nin İstanbul’daki seçim konvoyuna MHP’li faşistler tarafından yapılan saldırıda 28 yaşında hayatını kaybediyor Hüseyin Duman.
Son sözleri de mücadeleye ve kavgaya koşarak gitmek oluyor Hüseyin'in.
Ailesinin, yoldaşlarının, tanıyanların anlattıklarından çıkan bu portre daha fazla mücadeleye çağırıyor bizi, daha fazla emekçinin katıldığı bir yürüyüşü çağırıyor bir yanıyla da.
Emekçi halkın kurtuluş öyküsü için her gün bir fazlasını yaparak yaşamayı öğreten komünist tekstil işçisi Hüseyin’in, Fadime Ana’nın söylediğine göre, pek sevdiği bir deyişin son mısralarıyla bitirelim.
‘’Pir Sultan Abdal’ım sürem bu yolu
İnsan-ı kamilin olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Daha ben ummana daldıktan sonra..’’
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

