Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İran'da ateşkes: ABD neredeyse tüm başlıklarda geri adım attı

ABD’nin İran’ı askeri baskı ve abluka yoluyla hizaya getirme planı sonuç vermedi. Cenevre’de imzalanması beklenen anlaşmayla Washington geri adım atarken, Tahran Hürmüz ve yaptırımlar başlığında masaya güçlü oturdu. Lübnan'dan çekilme başlığına ise İsrail'den tepki geldi.

Dış Haberler

Yayın Tarihi: 15.06.2026 , 09:26 Güncelleme Tarihi: 15.06.2026 , 22:15

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.


ABD ve İran’ın aylardır süren savaşı sona erdirmeyi hedefleyen bir mutabakat zaptı üzerinde anlaştığı ve anlaşmanın cuma günü İsviçre’nin Cenevre kentinde imzalanacağı açıklandı.

Anlaşmaya ilişkin ilk açıklama Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’ten geldi. Şerif, Washington ve Tahran arasında “tüm cephelerde askeri operasyonların kalıcı olarak sona erdirilmesi” konusunda uzlaşmaya varıldığını, Lübnan’ın da bu çerçevenin içinde yer aldığını duyurdu. Katar da süreci destekleyen arabulucu ülkeler arasında yer aldı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social hesabından yaptığı açıklamada İran’la anlaşmanın “tamamlandığını” belirterek Hürmüz Boğazı’nın “ücretsiz geçişe” açılacağını ve ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasının kaldırılacağını ileri sürdü.

İran tarafı da askeri operasyonların sona erdirilmesine dönük süreci doğruladı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, savaşın ve çeşitli cephelerdeki askeri operasyonların “yakında” sona ermesinin beklendiğini söyledi. İran basınına yansıyan bilgilere göre nihai anlaşma için 60 günlük bir müzakere dönemi öngörülüyor. Bu sürecin ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirdiğinin Tahran tarafından doğrulanmasına bağlı olacağı belirtiliyor.

ABD istediğini alamadı

İlk açıklamalar, Washington’ın savaş boyunca dile getirdiği hedeflerin önemli bir bölümünü masada alamadığını gösteriyor. ABD ve İsrail saldırılarının başından bu yana İran’ın uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, Hürmüz’ün ABD denetimine bırakılması, İran petrolü üzerinde kontrol kurulması, füze programının ve bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerinin müzakere masasına yatırılması gibi başlıklar gündeme getirilmişti.

İran medyasına yansıyan taslak maddelerde ise bu başlıkların önemli bölümünün yer almadığı, füze programı ve direniş gruplarına destek konusunun müzakere gündeminden çıkarıldığı öne sürüldü. Bu tablo, “yenilmez İsrail” ve “mutlak üstün ABD teknolojisi” anlatısının da savaş sonunda Tahran’a koşulsuz teslimiyet dayatmaya yetmediğini gösteriyor.

Hürmüz pazarlığı anlaşmanın merkezinde

Anlaşmanın en kritik başlıklarından birini Hürmüz Boğazı oluşturuyor. Savaş boyunca küresel enerji piyasalarını sarsan gerilimin merkezinde yer alan Boğaz’ın yeniden deniz trafiğine açılması, hem Washington hem de bölge ülkeleri açısından temel başlıklardan biri haline gelmişti.

Trump, Hürmüz’ün “ücretsiz” biçimde açılacağını savunurken, İran’a yakın kaynaklarda Boğaz’ın hangi koşullarda ve nasıl yönetileceğine ilişkin farklı ifadeler dikkat çekiyor. İran’dan gelen İran-Umman denetimi sinyalleri de bu belirsizliği artırıyor.

İran, olası bir ateşkes için Hürmüz’ün statüsünün değişmesi talebini sürekli dile getiriyordu. Boğaz üzerinde İran denetimi şart koşuluyor, ayrıca İran’ın Boğaz’dan geçiş için ücret almasını sağlayacak bir çerçeve kurulması isteği de sıklıkla gündeme getiriliyordu. Ateşkesin ardından İran medyasında yer verilen “Hürmüz üzerinde İran-Umman denetimi” vurgusu, anlaşmanın bu başlıkta henüz netleşmeyen maddeler içerdiğine işaret ediyor.

İran haber ajansı Mehr, taslak anlaşmanın 14 maddeden oluştuğunu, bu maddeler arasında ABD deniz ablukasının kaldırılması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, ABD güçlerinin İran çevresinden çekilmesi, petrol satışlarına dönük yaptırımların askıya alınması ve İran’ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması gibi başlıkların bulunduğunu yazdı.

Mehr'in iddiasına göre, 14 maddelik mutabakat taslağında ABD’nin nihai müzakereler başlamadan önce İran’ın dondurulan varlıklarının 12 milyar dolarlık bölümünü serbest bırakması öngörülüyor.

Nükleer başlık 60 günlük müzakereye bırakıldı

Mutabakatın İran’ın nükleer programına ilişkin nihai bir çözüm anlamına gelmediği, bu başlığın 60 günlük ek müzakere sürecine bırakıldığı belirtiliyor. Reuters’a konuşan kaynaklara göre ön anlaşma, savaşın sona erdirilmesi ve askeri operasyonların durdurulmasına odaklanıyor. İran’ın nükleer programı ve yaptırımlar gibi başlıklarda ise nihai çerçevenin daha sonra netleşmesi bekleniyor.

İran basınındaki haberlerde, Tahran’ın nihai görüşmelere başlamadan önce dondurulan varlıklarının bir bölümünün serbest bırakılmasını ve Hürmüz’e ilişkin kısıtlamaların kaldırılmasını şart koştuğu öne sürüldü. Aynı haberlerde İran’ın füze programı ve bölgedeki direniş örgütlerine desteğinin müzakere gündeminden çıkarıldığı iddia edildi. Bu başlıklar henüz taraflarca resmen doğrulanmış değil.

Vance: Ortadoğu’yu kökten değiştirebilir

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Fox’a yaptığı açıklamada anlaşmanın Ortadoğu’yu “kökten değiştirme” potansiyeli taşıdığını savundu. Vance, Trump’ın bölge ülkeleriyle yürüttüğü diplomasi sayesinde “İranlılarla yeni bir dönemin” önünün açıldığını söyledi.

Vance’in “Trump, Ortadoğu’da yeni bir refah ve başarı dönemi yaratmamıza olanak sağladı. Böylece ABD Ortadoğu’ya pek fazla kafa yormak zorunda kalmayacak ve Amerika halkına refah sağlayabilecek” sözleri de dikkat çekti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise anlaşma duyurusunun ardından Trump’ı kutlayarak gelişmeyi başkanın “liderliğiyle” ilişkilendirdi.

Lübnan’ın dahil edilmesi İran açısından kritik kazanım

Mutabakatın en dikkat çekici başlıklarından biri, askeri operasyonların “Lübnan dahil tüm cephelerde” sona erdirileceği yönündeki açıklama oldu.

Bu madde, İran açısından yalnızca diplomatik değil, stratejik bir kazanım anlamına geliyor. Çünkü savaş boyunca İsrail’in Lübnan’a dönük saldırıları, İran’ın bölgesel caydırıcılığı açısından ayrı bir başlık haline gelmişti. Tahran, ABD ile yürütülen görüşmeleri yalnızca kendi topraklarına dönük saldırıların durdurulmasıyla sınırlamayıp Lübnan cephesini de masaya taşıyarak savaşın bölgesel karakterini kabul ettirmiş oldu.

Bu durum, özellikle İsrail’in Beyrut’un Dahiye bölgesine düzenlediği saldırının ardından daha da kritik hale geldi. İran basınında yer alan haberlerde, İsrail’in bu saldırısının ardından Tahran’ın görüşmeleri askıya aldığı ve İsrail’e karşı yeni bir saldırı hazırlığına başladığı yazıldı.

Devrim Muhafızları’na yakın Fars Haber Ajansı’na göre İran, Beyrut saldırısının ardından misilleme hazırlığına geçti. Haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın son dakika tavizleriyle İran’ın saldırıdan vazgeçmeye ikna edildiği, bu tavizler arasında Lübnan’ın toprak bütünlüğüne güvence verilmesi, İsrail’in Lübnan sınırından çekilmesi ve ablukanın kaldırılması başlıklarının bulunduğu öne sürüldü.

Bu iddia doğrulanmış değil. Ancak anlaşma duyurusunun zamanlaması dikkat çekici. İsrail’in Dahiye saldırısının ardından İran’ın yanıt vermeden, kısa süre içinde mutabakata varıldığının açıklanması, Washington’ın Tahran’ı masada tutmak için Lübnan başlığında ek güvenceler vermiş olabileceği yorumlarını güçlendirdi.

İsrail mutabakata yan çiziyor: 'Bizi bağlamaz, ABD'nin sömürgesi değiliz'

Ateşkesi binlerce kez ihlal eden ve geçtiğimiz hafta tüm uyarılara rağmen Lübnan'ın başkenti Beyrut'a saldırarak yeni bir çatışma dalgasını tetikleyen İsrail, mutabakata şimdiden yan çizmeye başladı.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Washington ile Tahran arasında varılan mutabakata tepki gösterdi.

Sosyal medya üzerinden ABD ile İran arasında varılan anlaşmaya ilişkin yaptığı paylaşımda Ben-Gvir, "Trump'ın anlaşması bizi bağlamaz. İsrail, ABD'nin bir sömürgesi (tebaası) değil" ifadesini kullandı.

İsrail ordusunun Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmemesi gerektiğini iddia eden Ben-Gvir, şunları kaydetti:

"Güvenliğimizi güvence altına almayan bu anlaşmaya ortak değiliz ve bu anlaşma bizi hiçbir şekilde bağlamaz. Hizbullah'ın tamamen dağıtılmasından daha az hiçbir şeye razı olmamalıyız. Kesinlikle İsrail'e yönelen ateş karşısında bir an bile sessiz kalmamalıyız."

Aşırı sağcı Bakan, Lübnan'dan İsrail'e fırlatılan her bir insansız hava aracı (İHA) veya füzenin, "Lübnan'ın başkenti Beyrut'un Dahiye bölgesinde bir İsrail saldırısıyla sonuçlanacağını" öne sürdü.

'İsrail ordusunun Lübnan'dan geri çekilmesine karşı çıkıyoruz'

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da Washington ile Tahran arasında varılan mutabakata rağmen, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde, Suriye ve Gazze'de işgal ettiği bölgelerde ucu açık bir süreyle kalmaya devam edeceğini açıkladı.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Katz, Lübnan'ın güneyinde İsrail'in işgal ettiği bölgelerin yerel halktan "arındırılacağını" iddia etti.

Katz işgal edilen bölgelerde ucu açık bir süreyle kalmaya devam edileceğini belirterek, "Bu nedenle, mevcut ve gelecekte oluşacak tüm baskılara rağmen, İsrail ordusunun Lübnan'dan geri çekilmesine karşı çıkıyoruz."

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun bu durumu ABD Başkanı Donald Trump'a ve diğer üst düzey ABD'li yetkililere açıkça ifade ettiğini öne süren Katz, "Ben de dün bunu ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'e net bir şekilde aktardım" iddiasında bulundu.

Katz, "İsrail'in güvenlik çıkarlarından taviz vermeyeceklerini" söyleyerek şunları kaydetti:

Eğer İran, Lübnan'daki olaylar nedeniyle İsrail'e saldırırsa, (İran'a) ona tüm gücümüzle saldıracağız ve aradaki güç farkını kendisine çok iyi hissettireceğiz. Biz sadece vatandaşlarımıza ve İsrail'in güvenliğine karşı sorumluyuz.

Irakçi’den Türkiye, Irak ve Mısır’la 'Lübnan' teması

İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin anlaşma duyurusunun ardından yürüttüğü telefon diplomasisi de Tahran’ın Lübnan başlığını öne çıkardığını gösterdi. Irakçi, Mısır, Irak ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptı.

İran Dışişleri Bakanı’nın resmi Telegram kanalından yapılan açıklamaya göre görüşmelerde İran-ABD mutabakatı ele alındı. Irakçi, İsrail’in saldırganlığının ve Lübnan’a dönük istikrarsızlaştırıcı saldırıların derhal durdurulması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, üç ülkenin dışişleri bakanlarının da “bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanmasına dönük diplomatik çabaları” memnuniyetle karşıladığı belirtildi.

İran Dışişleri: Lübnan'ın egemenliğine saygı, anlaşmanın bir parçası

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de anlaşmanın bu hafta İsviçre’de imzalanmasından önce bölgesel temasların gündemde olduğunu söyledi. Bekayi, Lübnan’ın mutabakatın kritik bir parçası olduğunu belirterek Tahran’ın bu ülkedeki gelişmeleri yakından izleyeceğini vurguladı.

Bekayi, “Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, ABD ile varılan geçici anlaşmanın parçasıdır” dedi.

İranlı sözcü, İsrail’in Lübnan’a dönük saldırılarına da tepki göstererek, “Tüm Lübnan halkına başsağlığı diliyorum. Lübnan’a karşı Siyonist oluşumun bu terör saldırıları nedeniyle kararlarımızı belirli ölçütlere göre alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bekayi, ABD ile varılan mutabakata rağmen Washington’a duyulan güvensizliğin sürdüğünü de söyledi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bu güvensizliğin köklerinin 1953’e uzandığını belirterek, ABD ve İngiltere’nin İran’da demokratik olarak seçilmiş Muhammed Musaddık hükümetini deviren darbeyi hatırlattı.

Amerikalılardan şüphe ediyoruz çünkü onlarla 1953’e kadar uzanan deneyimlerimiz var” diyen Bekayi, “O andan itibaren Amerika ile İran arasında güven ortadan kalktı ve bu güvensizlik derin köklere sahip. ABD’nin bizim güvenimizi kazanması için önünde uzun bir yol var” ifadelerini kullandı.

Bekayi’ye göre Lübnan’ın güvenliği ve toprak bağımsızlığı için kapsamlı güvenceler sağlanmadan hiçbir anlaşmanın sürdürülebilir olması mümkün değil.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, anlaşmaya varılmasının İran’a karşı işlenen suçların unutulacağı anlamına gelmediğini de dile getirdi. Bekayi, savaşta yaşamını yitirenler için adalet ve tazminat talebinin “kalıcı, sürekli ve affedilemez” bir başlık olduğunu söyledi.

“İran halkına karşı işlenen büyük suçlar hiçbir koşulda unutulamaz” diyen Bekayi, Dışişleri Bakanlığı’nın bu suçları belgelemek, kayda geçirmek ve uluslararası platformlarda gündeme taşımak için tüm imkanları kullanacağını belirtti.

Bekayi, bu nedenle savaşı sona erdirmeye ve gerilimi azaltmaya dönük herhangi bir uzlaşmanın, “karşı tarafın İran halkına karşı işlediği suçları görmezden gelmek, unutmak ya da affetmek” anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Gantz'tan anlaşmaya tepki: ‘Stratejik başarısızlık’

İran-ABD mutabakatına İsrail siyasetinden de tepki geldi. Mavi-Beyaz Partisi lideri ve eski Savunma Bakanı Benny Gantz, anlaşmayı İsrail açısından “stratejik başarısızlık” olarak niteledi.

Gantz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İran’la şekillenen anlaşma, İsrail’in önümüzdeki yıllarda diplomatik, askeri ve hukuki mücadeleler yürütmesini gerektirecek stratejik bir başarısızlık gibi görünüyor” dedi.

Eski Savunma Bakanı, özellikle Lübnan başlığına işaret ederek, “Hiçbir koşulda İsrail’in Lübnan’daki hareket serbestisinin kısıtlanması ya da kuzeyde yaşayanları tehlikeye atacak bir çekilmeyi kabul etmek yasaktır” ifadelerini kullandı.

Lübnan Başbakanı: İsrail’in tamamen çekilmesi için çalışacağız

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da ABD-İran mutabakatının duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi için çabalarını artıracağını söyledi.

Selam, Lübnan’ın “topraklarından İsrail’in tamamen çekilmesini ve esirlerin serbest bırakılmasını sağlamak” için çalışmalarını yoğunlaştıracağını belirtti.

Lübnan Başbakanı, anlaşmanın “bu savaşı sona erdirmesini; Lübnan halkına yaşatılan ölüm, yıkım, yerinden edilme, trajedi ve acıların durdurulmasını” umduklarını ifade etti.

Selam, bu sonucun elde edilmesine katkı sunanlara teşekkür ederken, Lübnan halkının “kentlerine ve köylerine güvenli ve onurlu biçimde en kısa sürede dönebilmesini” beklediklerini söyledi. Selam ayrıca, yeniden inşa için gerekli koşulların sağlanması amacıyla ortaklarla yürütülen çabaların artırılacağını belirtti.

JD Vance: Hürmüz’ün uzun vadede ücretsiz geçişe açılmasını bekliyoruz

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in CNBC’ye yaptığı açıklama da Hürmüz başlığındaki belirsizliğin sürdüğünü gösterdi. Vance, Hürmüz Boğazı’nın nasıl işletileceğine ilişkin teknik ayrıntıların görüşmelerde netleşeceğini söyledi.

CNBC’de Hürmüz’ün yalnızca ilk 60 günlük süreç için mi yoksa daha uzun vadede mi ücretsiz geçişe açılacağının sorulması üzerine Vance, “Beklentimiz, Boğaz’ın uzun vadede ücretsiz geçişe açık olması. Bu, teknik müzakerelerde netleştireceğimiz konulardan biri” dedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, daha önce Hürmüz’den geçen ticari gemilerden “tam hizmet ücreti” alınacağını söylemişti.

Son söz henüz söylenmedi

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, savaşın ve çeşitli cephelerdeki askeri operasyonların sona erdirilmesinin beklendiğini, nihai anlaşma için 60 günlük bir müzakere süreci yürütüleceğini duyurdu. İran basınına göre bu süreç, ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesine bağlı olacak.

Taslakta, deniz ablukasının kaldırılması, İran’ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması, petrol satışlarına dönük yaptırımların askıya alınması ve nükleer başlıkta nihai anlaşmaya varılması gibi maddelerin bulunduğu bildiriliyor.

Ancak anlaşmanın resmen yayımlanmamış olması, İsrail’in tutumu, Hürmüz Boğazı’nın statüsü ve ABD’nin taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceği nedeniyle belirsizlik sürüyor.

Şimdilik görünen şu: ABD ve İsrail, savaşın başında ilan ettikleri hedeflerin tamamını elde edemedi. İran ise askeri ve ekonomik baskı altında, en azından masada, Lübnan’ı anlaşmanın parçası haline getirmeyi ve Hürmüz başlığında kendi rolünü korumayı başardı. Fakat bu kazanımların sahada karşılık bulup bulmayacağı, Cuma günü imzalanması beklenen metnin gerçek içeriği ve İsrail’in bundan sonraki hamleleriyle netleşecek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.