Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İlk uçuş, ilk eylem: Deniz Gezmiş ve yoldaşlarını kurtarmak için gökyüzüne çıkan devrimci

Denizlerin idamını engellemek amacıyla 3 Mayıs 1972 günü Ankara-İstanbul uçağını Sofya'ya kaçıranlar arasında yer alan Mehmet Yılmaz, o tarihi anları yıllar sonra soL Haber'e anlattı. Ölümü göze alarak yola çıkan devrimciler, hedefine ulaşamayan bu son eylemin derin hüznünü yıllar sonra dahi üzerlerinde taşıyorlar.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 01.09.2026 , 12:17 Güncelleme Tarihi: 01.09.2026 , 14:53

Takvimler 3 Mayıs 1972'yi gösterdiğinde Ankara-İstanbul seferini yapacak Boğaziçi adlı yolcu uçağı, sıradan bir uçuşa sahne olmayacaktı. Ancak henüz yolcular bunu bilmiyordu...

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararına karşı etkili bir eylem yapıp idamları engellemek isteyen dört devrimci, uçağı kaçırarak güçlü bir kamuoyu oluşturmak istedi.

Eylemi gerçekleştirenler Sefer Şimşek, Aynullah Akça, Mehmet Yılmaz ve Yaşar Aydın isimli dört gençti.

Eylemciler arasındaki Mehmet Yılmaz henüz 18 yaşındaydı.

Hayatında daha önce hiç uçağa binmemişti.

On sekiz yaşında idamları durdurma iddiasıyla uçağa binen dört isimden biriydi Mehmet Yılmaz.

Mehmet Yılmaz

Kırşehir'in bozkırından gökyüzünün maviliğine

Elinde tuttuğu ince belli çay bardağını sıkıca kavrayan Yılmaz'ın gözleri o günleri anlatırken parlıyor. 

"Ucunda en fazla ölüm vardı. Ne olacak! Ama başarırsak Denizleri kurtarabilirdik." diyor.

"Beni devrimcileştiren şey yoksulluk oldu. Kendi köyümde ekmek dahi bulamayan insanlar, Kırşehir'de yokluk içinde okumaya gelen öğrenciler. Ben de onlardan biriydim işte. Bir yanda kuru ekmek için çalışan işçiler ve köylüler, diğer yanda gününü gün eden zenginler."

Mehmet Yılmaz devrimci mücadelenin parçası oluşunu bu sözlerle anlatıyor. "Bu böyle gitmez" demiş kısacası.

Eşitsizliğin sebebini düşünmüş ve bu düşünceler onu sorunu çözmeye itmiş. Devrimci mücadelenin içine atılmış sonra da. Yüzüne baktığı yoksul insanlar için bunu bir vazife bilmiş.

O dönemler her taşralı devrimci öğrencide olduğu gibi Mehmet Yılmaz'ın da yolu Ankara'dan geçmiş.

Lise ikinci sınıfta siyasallaşan Mehmet Yılmaz'ın serüveni, Ankara'da o dönemler Maltepe Mimarlık Mühendislik Fakültesi olarak faaliyet gösteren ve sonraki yıllarda Gazi Üniversitesine bağlanacak olan okulda başlıyor.

"Yurtlar, okullar fıkır fıkırdı. Her yerde tartışmalar, ülkenin nereye gideceğine dair sohbetler, kitaplar, dergiler, gazeteler vardı. Biz de okulda ve yurtlarda tartışıyor, okuyor, kendimizi geliştiriyor ve memlekete dair sohbet ediyorduk" diyor Yılmaz.

Üniversitede Deniz Gezmişlerin etkisi ve sosyalist mücadelenin yükselişi, Mehmet Yılmaz'ın da bu kavganın içinde yer edinmesini sağlamış.

Deniz Gezmişlerin yakalanması ve akabinde yargılanma süreciyle birlikte idam cezasına çarptırılmaları dönemin gençliğinde derin bir etki yaratıyor. 

Bunun üzerine Mehmet Yılmaz da üç arkadaşı ile kafa kafaya veriyor...

Yılmaz eylem kararı aldıkları o anı şu sözlerle anlatıyor:

"Sefer Şimşek, Aynullah Akça ve Yaşar Aydın ile bir araya geldik. Bir evdeydik. Oturduk konuştuk, nasıl yaparız, nasıl ederiz diye. Kafaya koyduk. Uçak kaçırma eylemi yapacaktık. Bunun ses getireceğini, idamları engelleyeceğini, Türkiye kamuoyunda etki yaratacağını ve dönemin iktidar yetkililerinin Denizleri idam etmek konusunda tereddüt edeceğini düşündük."

Ve yavaştan planlar hayata geçirilmeye başlanır.

Defalarca aynı uçuşu tekrar ettik

Mehmet Yılmaz, Ankara-İstanbul uçuşu için defalarca aynı yolculuğu tekrar ettiklerini, giriş çıkış noktalarına ve uçağa binişlere dair provalar yapıldığını anlatıyor. Elindeki çay bardağına bakıp biraz nefes alıp ve anlatmaya devam ediyor:

"Şimdi tabii her ayrıntıyı anlatmam doğru olmaz. Ama Yaşar'ın benim bildiğim üç, belki daha fazla bu uçuşu tekrar ettiğini biliyorum. Sefer de havalimanını defalarca kolaçan etti. Ben daha önce hiç uçağa binmemiştim. O gün kararlaştırdığımız saatte evden çıktık, farklı noktalardan geçtik havalimanına. Üzerimizde el bombaları ve silahlar. Tabii o zamanlar böyle güvenlik önlemleri yok, yine her tarafta polis falan var ama şüphelilere bakıyorlardı daha çok."

Yaptıkları provalar ve hazırlıklar başarıya ulaşınca geriye uçağa binmek kalıyor. 

Uçağa binip yerlerine oturan eylemciler derin bir nefes aldıktan sonra uçağın kalkmasını beklemeye başlıyorlar.

'Ölümü göze almıştık, o yüzden de pek heyecanımız yoktu'

Bunu ilk duyunca kulağa tuhaf geliyor doğal olarak. Mehmet Yılmaz'a "Peki hiç dikkat çekmediniz mi, hiç mi heyecanlanmadınız?" diye sorduğumda şu yanıtı veriyor:

"Yakalanırsak öldürülürdük. Oracıkta vururlardı hepimizi. Bunu biliyorduk, o yüzden de pek heyecanlanmadık."

O anı yeniden düşünürken şu sözlerle devam ediyor:

"Tek hedefimiz Denizlerin idamını engellemekti. Kendimizi, sonrasında ne oluruz, cezaevinde mi yatarız yoksa orada hedef olur vurulur muyuz diye pek düşünmedik."

O günlerde ellerindeki tek örnek Leyla Halid'in kaçırdığı uçaktı. Tel Aviv uçuşunu yapan uçağı kaçıran Leyla Halid ilk uçak kaçırma eylemini gerçekleştirmişti. Tel Aviv semalarından Filistin'e uçağı çeviren Halid, çocukluğunun geçtiği yerleri Filistin semalarında ışıltılar içinde izlemişti gökyüzünde. 

Mehmet Yılmaz ve üç arkadaşının elindeki tek örnek de bu eylemdi.

Uçak havalandıktan sonra derin bir nefes alan eylemciler sonrasında harekete geçecekleri zamanı kollamaya başlamışlar. En etkili anın İstanbul'a inişe geçmeden önceki an olduğunu kararlaştırdıkları için biraz sürenin geçmesine ihtiyaçları var. Diğer yolcular gibi yollarına devam etmişler. Ve sonra da eylemin saati gelip çatmış.

'Dikkat dikkat, bu bir eylemdir. Denizlerin idamını engellemek için uçağa el koyuyoruz'

Uçakta çocuklar, kadınlar, yaşlılar, herkes vardı. Mehmet Yılmaz arada birkaç boş koltuğun da olduğunu söyledi ve gülümsedi.

 "Tesadüf işte, haberimiz yoktu tabii. Uçakta İsmet İnönü'nün oğlu da varmış o uçuş sırasında."

Ayağa kalkan eylemciler uçağa seslenmiş:

 "Dikkat dikkat. Bu bir eylemdir, Denizlerin idamını engellemek için uçağa el koyuyoruz. Kimse canından endişe etmesin. Sizlerle bir derdimiz, kastımız yok. Rahatça yolculuğunuza devam edebilirsiniz."

Tam o sırada eylemcilerden birinin kokpite geçtiğini ve pilotu rehin aldığını ifade eden Mehmet Yılmaz, "Hedefimiz belliydi, rotayı değiştireceğiz ve Denizlerin idamını engellemek için müzakere yapacağız" diye anlatyor o anları.

Yolcuların hali ahvali nasıldı diye sorulduğunda biraz düşünüp ve yanıtlamaya devam etti:

"Korktular haliyle. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, normal bir uçuş işte. Ama biz 'Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına uçağa el koyuyoruz' deyince birçoğunun yüzündeki ifadeyi hatırlıyorum. 'Devrimci bunlar, bunlar halka zarar vermez' bakışıydı o. Onlarla bir derdimizin, kastımızın olmadığını onlar da biliyordu. Onlara kast edilecek bir durum yaşansaydı kendimizi gözden çıkarırdık. Hiçbir an, hiçbir biçimde yolcuları canlı kalkan yapmak, rehin almak gibi bir durumumuz da olmadı düşüncemiz de."

'Sofya'ya iniyoruz'

Mehmet Yılmaz, daha önce kararlaştırdıkları üzere uçağın İstanbul yerine Sofya'ya indirilmesi talimatını verdiklerini ifade ediyor

"Pilot sakindi. Uçağı Sofya'ya doğru çevirdi. Sofya'yı daha önce düşünmüştük zira Bulgaristan o dönemler sosyalistti ve sosyalist bir ülkede yargılanmak istiyorduk eğer bir şey olacaksa."

Bulgaristan'a indikten sonra yetkililerle iletişime geçen eylemciler, daha sonra adli süreçlerin takibinde gözetim altına alınmışlar.

"Hiçbir yolcuya zarar vermedik. Kimseyi tehdit de etmedik. Yolcuları rehin de almadık. Zaten onlarla bir derdimiz de yoktu. Yetkililere uçak kaçırma eylemimizin sebebini, Denizlerin idam kararını aktardık. O dönemler zor dönemlerdi işte, Nihat Erim hükümeti vardı. Bulgaristan'dan hükümete bir mesaj yollamak istemiştik."

Sonrası nasıldı? Sonrasını uzaklara bakarak anlattı Mehmet Yılmaz.

"Baskı gördüğümüzü söyleyemem. Bulgaristan'da bir tür konuk gibi ağırlandık. Bugün bakınca ev hapsi dedikleri şeydi. Bahçesi olan bir evde kalıyorduk. Yaptığımız eylem yalnızca iki gün geciktirmişti Denizlerin idamını. Sonra televizyonları açınca kalakaldık."

Bugün olsa yine yaparım elbette

Mehmet Yılmaz'ın sade, mütevazı yaşamı ve tavırları dikkat çekti söyleşimizin her anında. Türkiye'nin ilk uçak kaçırma eylemini yapmış, yirmi yıl kadar Türkiye'ye girememiş olan Yılmaz, ilk kez 1993'te tekrar gelebilmiş Kırşehir'e. 

Bugün, eylemden elli dört yıl sonra geriye dönüp baktığında ise en ufak bir pişmanlık duymadığını ifade ediyor.

"Pişmanlığım var elbette. Ama eylemden dolayı değil. Denizlerin idamını engelleyemediğimiz içindir. Keşke daha etkili, daha başka bir şey yapmak aklımıza gelse, başarma şansımız olsaydı." 

Ne anılarını pazarlamak ne de yaptıklarından pişmanlık duymak geçmişti akıllarından.

"Bugün olsa yine yapar mıydın?" diye sorulduğunda, "Şimdiki aklımla daha farklı şeyler yapardım belki ama o gün, o durum ve o şartlarda hiç tereddüt etmezdim. Yine olsa yine yapardım" diyor.

Bulgaristan'da bir televizyon ekranında idam haberlerini görünce yaşadıkları duyguyu anlatırken gözleri dolan Yılmaz, "Gidemiyorum mezarlarına hâlâ. Yalan yok, bir kere gittim. Ama çok duramadım" diyor.

Söyleşi yaparken bir gözü sürekli saate dalan Mehmet Yılmaz, "Bu akşam uçağım var. Almanya'ya gideceğim." diyor ve gülümsüyor. 

"Yine Esenboğa'dan" diye ekliyor muzipçe.

"Kaçırır mısın peki?" diye sorulunca da kahkaha atıyor. 

"Yok, artık yaşım ilerledi. Artık uçak kaçırınca sadece biletim yanıyor." 

Yüzünde bahtiyarlık ve hedefe ulaşsa da başarıya ulaşamayan bir eylemin, Denizleri kaybetmenin hüznü var.

"Azrail'i atlatırsam bu sene de, seneye Karşıyaka'da Denizlerin mezarında buluşalım, olur mu?" diyor. Sözleşerek vedalaşıyoruz. 


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.