Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İktidarın ‘Kurtuluş Savaşı’ korkusu: NATO Zirvesi öncesi Yusuf Tekin'in sözleri tesadüf mü?

Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Milli Eğitim Bakanı Kurtuluş Savaşı’nı müfredattan silme girişiminde bulunduğunu duyurdu. Tekin’in "Neyden kurtulduk? Öncesinde koskoca Osmanlı vardı" sözlerine tepkiler büyürken bu hamlenin NATO Zirvesi'ne denk gelmesinin tesadüf olmadığı yorumları öne çıkıyor. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi GYK üyesi Erhan Nalçacı, gazeteci yazarlar Zülâl Kalkandelen, Orhan Gökdemir, Barış Doster ve Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’la konuştuk.

NATO Zirvesi kapsamında Saray'da ağırlanan ABD Başkanı Donald Trump'ı, cumhuriyetten önceki Türk devletlerini temsil eden kıyafetler giydirilmiş Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı karşıladı.

Burcu Günüşen

Yayın Tarihi: 07.07.2026 , 20:39

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kurtuluş Savaşı’nı müfredattan çıkarıp yerine “Milli Mücadele” ifadesinin konacağını açıklamasına tepkiler büyüyor.

soL’un görüşüne başvurduğu yazar, akademisyen, gazeteci ve sendikacılar Tekin’in bu sözleri başkent Ankara’da NATO Zirvesi toplanırken dile getirmesinin tesadüf olmadığına dikkat çekti.

Hürriyet gazetesi dünkü haberinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kurtuluş Savaşı'nın isminin müfredatta “Milli Mücadele” olarak değiştirileceğini söylediğini aktardı. Habere göre Tekin “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi.

Bu sözlerin yayınlanmasından 24 saati aşkın süre geçti. Ne Milli Eğitim Bakanlığı ne de Yusuf Tekin bu açıklamayı yalanladı.

Tekin’in açıklamasına tepkiler ise büyüyor.

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Genel Yürütme Kurulu üyesi Erhan Nalçacı, Bakan Tekin’in “Neyden kurtuluyoruz?” sorusuna yanıt verdi. 1923 Cumhuriyeti’nin feodal egemenlikten, Hanedan’dan, emperyalist devletlere bağımlı olmaktan, karanlıktan ve başkalarının savaşlarına sürüklenmekten kurtuluş anlamına geldiğini söyledi. 

Şimdi ülkenin haline bakıldığında bu “kurtuluş”ların “bir üst düzeyde tekrarlanması gerektiği”nin görüleceğine işaret eden Nalçacı “Sayın Bakanın neden ‘kurtuluş’ kavramından korktuğu da anlaşılır böylece” dedi.

Cumhuriyetçiler Kurultayı katkıcılarından, yazar, akademisyen Barış Doster ise tarihi çarpıtmaya çalışan bu Milli Eğitim Bakanı’na bir Osmanlı Maarif Nâzırı bile denemeyeceğini söyledi. Doster “Böylesi bir adım Yunanistan Milli Eğitim Bakanı’ndan, Ermenistan Milli Eğitim Bakanı’ndan bile gelmez” ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı ve THTM Genel Kurul delegesi Zülâl Kalkandelen ise Tekin’in bu sözleri Ankara’daki NATO toplantısı öncesinde söylemesinin rastlantı olmadığını vurgulayarak “Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımları tümüyle yok edilerek, bizzat ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın deyişiyle 'hayırsever bir monarşi' yaratılmaya çalışılmaktadır” dedi.

THTM Genel Kurul Delegesi ve soL yazarı Orhan Gökdemir de bu sözlerin Ankara'daki NATO Zirvesi'nin bir gün öncesine ve FSM Köprüsüne ABD bayrağı renklerinin yansıtıldığı güne denk gelmesine dikkat çekti. “Ümmetçi veya kimlikçi, Tom Barrack’ın adamları bunlar, ulus devletleri istemiyorlar” ifadesini kullanan Gökdemir "Peki ne istiyorlar? Amerikan sömürgesi istiyorlar, ümmetçi-cihatçı bir neo osmanlı istiyorlar, kimliklere göre bölmelenmiş bir imparatorluk taklidi istiyorlar… Yusuf Tekin ‘neyden kurtulduk’ diyor. İşte bunlardan kurtulduk!” dedi.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ise Tekin’in açıklamasının şahsi bir yanılgı ya da basit bir müfredat tartışması olmadığına dikkat çekti. Özbay da Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ne işaret ederek “Bugün ‘dostum Trump’ diliyle yürütülen dış politika anlayışı da, Millî Eğitim Bakanı’nın ‘Kurtuluş’ kavramını tartışmaya açması da aynı siyasal iklimin ürünüdür” dedi.

Milli Eğitim Bakanı’nın sözlerine tepki gösteren Barış Doster, Zülâl Kalkandelen, Orhan Gökdemir, Erhan Nalçacı ve Kadem Özbay şunları söyledi.

'Hiçbir ciddi devlet tarihsel belleğinde yerleşmiş, halkta içselleştirilmiş kavramlarla oynamaz'

Barış Doster (Yazar, Akademisyen, Cumhuriyetçiler Kurultayı katkıcısı):

Milli Eğitim Bakanı’na bir Osmanlı Maarif Nâzırı bile diyemiyoruz. Neden diyemiyoruz? Şundan diyemiyoruz. Çünkü bu kafa, Cumhuriyetle, Atatürk’le mesafenin de ötesinde sorunu olan zihniyet Kurtuluş Savaşı karşıtlığıyla, Cumhuriyet karşıtlığıyla tarihin gerisine düşüyor. Ve iși sadece bir basit Türk-Yunan Savaşı’na indirgiyor. Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist boyutunu, Kurtuluş Savaşı’nın bütün üçüncü dünyaya, mazlum milletlere örnek olan boyutunu yok sayarak, kasıtlı olarak görmezden gelerek işi basit bir silahlı mücadeleye indirgiyor.

Bu bakış açısı hem sorunludur, hem Cumhuriyetle ve Atatürk’le kavgalı bir bakış açısıdır, hem de hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Böylesi bir adım Yunanistan Milli Eğitim Bakanı’ndan, Ermenistan Milli Eğitim Bakanı’ndan bile gelmez, bir.

İkincisi şimdiye kadar AKP’li bakanlar da dahil olmak üzere hiçbir Milli Eğitim Bakanı’nın aklına gelmeyen bu fikir, bu yaklaşım ne olmuştur da Yusuf Tekin’in aklına gelmiştir?

Üçüncüsü bu, Milli Eğitim Bakanı’nın kendi kafasına, kendi dünya görüşüne göre bir alternatif tarih yazma çabasıdır.

Dört, hiçbir ciddi devlet, hiçbir köklü devlet tarihsel belleğinde, ulusal hafızasında, akademik dilinde, kavram setinde yerleşmiş ve kökleşmiş, halkta içselleştirilmiş kavramlarla oynamaz. Oynamaya kalkanların milliyetçilikle, muhafazakarlıkla ilgisi olmadığı gibi bilimle de ilgisi yoktur.

‘O sözleri Ankara’daki NATO toplantısı sırasında söylemesi tesadüf değil’

Zülâl Kalkandelen (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı, THTM Genel Kurul Delegesi):

AKP, Cumhuriyet Devrimi’nin karşıtı bir partidir. 23 yılda buna ilişkin pek çok kanıt ortaya çıktı. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan şahıs da, karşıdevrime mürit yetiştirmeyi kafasına koymuş biri olduğunu defalarca kanıtladı.

Son olarak Kurtuluş Savaşı hakkında yaptığı yorum çok net olarak, 1923 Cumhuriyeti’ni tasfiye etmeyi amaçlayan bir iktidarın bakış açısını yansıtıyor. Kurtuluş Savaşı’nda neye karşı mücadele edildiğini çocuklar bile bilirken, bir bakanın bunu bilmemesi olanaklı olmadığına göre, yaratmaya çalıştığı kafa karışıklığının bir amacı olmalı.

O sözleri Ankara’daki NATO toplantısı sırasında söylemesi de rastlantı değildir. Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun toplantısı, AKP iktidarına “yeni bir dış destek” olarak gösterilmekte, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımları tümüyle yok edilerek, bizzat ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın deyişiyle “hayırsever bir monarşi” yaratılmaya çalışılmaktadır.

Milli Eğitim Bakanı, Kurtuluş Savaşı’nın bu ülkeyi paramparça edip aralarında paylaşarak sömürge durumuna getirmeyi aklına koymuş emperyalizme, onun işbirlikçisi saltanat ve hilafete karşı verilmiş olduğu gerçeğini örtmeye çalışıyor. Yapmaya çalıştığı, emperyalizme karşı verilen tam bağımsızlık mücadelesini, o mücadele sayesinde gerçekleşen 1923 Devrimi’ni ve laik Cumhuriyeti sinsice değersizleştirmektir. Yeni Osmanlıcı hırsları hortlatan siyasal İslamcı bir iktidarın, tarikat savunucusu bir bakanıdır sonuçta.

‘Kurtuluş Savaşı yoksa Cumhuriyet de yoktur’

Orhan Gökdemir (soL yazarı, THTM Genel Kurul Delegesi):

Yusuf Tekin olağan bir Milli Eğitim Bakanı değil. Birlik içindeki öğretimi, tevhid-i tedrisat, parçalama-bölme-dinselleştirme bakanı. Bölüyor ama bununla yetinemez. Sorunu sadece imam hatipleri, dinsel eğitimi çoğaltmak değil, içini de cumhuriyet karşıtlığı ile doldurması lazım. Türkiye’de cumhuriyet karşıtlığı tarikatlarda vücut bulmuştur. Eğitimi onlara açıyor, tarikatlar arasında paylaşıyor. Asıl görevi de budur, eğitimi tarikatlar arasında paylaştırmaktır.

Kurtuluş Savaşı kurtuluş savaşı değildir diyor. Bu lakırdıyı Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde ve Boğazdaki şehit olmayan köprüde Amerikan Bağımsızlık Günü kutlaması yapılırken etti. Laik cumhuriyete kolektif bir saldırı saymamız için yeterlidir. Planlı hareketlerdendir. Daha önce sol atık Taner Akçam gündeme getirmişti, “Kurtuluş Savaşı değildir, apartheid rejiminin inşasıdır” demişti. Kurtuluş savaşı yoksa cumhuriyet de yoktur. Cumhuriyet yoksa şu anda var olan sınırlar da meşruiyetini yitirmiştir. Tabii ilki genişlemesini, ikincisi küçülmesini istiyor. Ümmetçi veya kimlikçi, Tom Barrack’ın adamları bunlar, ulus devletleri istemiyorlar.
Peki ne istiyorlar? Amerikan sömürgesi istiyorlar, ümmetçi-cihatçı bir neo osmanlı istiyorlar, kimliklere göre bölmelenmiş bir imparatorluk taklidi istiyorlar… Yusuf Tekin “neyden kurtulduk” diyor. İşte bunlardan kurtulduk! 

‘Osmanlı sevicilerin anlamadığı en önemli şey tarihin sınıfsal yorumudur’

Erhan Nalçacı (THTM Genel Yürütme Kurulu Üyesi):

Sayın Yusuf Tekin’e neyden kurtulduğumuzu açıklayalım en iyisi!

Osmanlı sevicilerin anlamadığı en önemli şey tarihin sınıfsal yorumudur ve bu açıdan insanlığın geliştirdiği toplumu anlayabilmek için gerekli olan düşünce yönteminden yoksundurlar. 1923 Cumhuriyeti Fransız Devrimi gibi bir toplumun feodal egemenlikten, halkın hanedanın tebaası, mülkü gibi görüldüğü bir düzenden kurtuluşu anlamına gelmiştir. 

Ancak emperyalizm çağında Hanedan denilen toplumsal olgu öylece kendi başına kalmaz, genellikle emperyalist devletlerin işbirlikçisi haline gelir. 1923 Cumhuriyeti İngiliz emperyalizminin işbirlikçisi durumuna düşen bir Hanedan’dan kurtulmak anlamına gelmiştir. Vahdettin’in İngiliz gemisiyle İstanbul’dan ayrılması bir kurtuluştur.

Devletin egemenlerinin yine emperyalizm çağında işbirlikçi olması da öylece bir kişisel bağımlılık değil, bütün ülkenin emperyalizm tarafından sömürülmesi anlamına gelir. Ülkenin doğal gelişme yolu raydan çıkarılır, sanayisi geriler, doğal kaynakları sömürü konusu olur, sadece Osmanlı dış borçlarını ödemek için sülük gibi ülkeye yapışan Reji İdaresine bakmak yeterlidir. 1923’te ülke emperyalist devletlere bağımlı olmaktan kurtulmuştur.

Yine iktisadi bağımlılık da öylece durmaz, bu sömürü düzenini devam ettirebilmek aydınlığı tarikatlarla, cahillikle boğmakla sürdürülebilir. 1923 Cumhuriyeti karanlıktan kurtuluştur.

İktisadi bağımlılık ve kitlelerin geri bırakılmışlığı da öylece durmaz ve ülke halkı kendine ait olmayan savaşlara sürüklenir. Birinci Dünya Savaşı’na sürüklenmek tam da böyle bir dinamiğe oturur. 1923 Cumhuriyeti kendi iradesi dışında başkalarının savaşlarına sürüklenmekten kurtuluştur.

Şimdi ülkenin haline bakınca yukarıdaki “kurtuluş”ların bir üst düzeyde tekrarlanması gerektiği hemen görülecektir. Sayın Bakanın neden “kurtuluş” kavramından korktuğu da anlaşılır böylece.

‘Millî Eğitim Bakanı’nın 'Kurtuluş' kavramını tartışmaya açması da tesadüf değildir’

Kadem Özbay (Eğitim-İş Genel Başkanı):

Yusuf Tekin’in açıklaması şahsi bir yanılgı ya da basit bir müfredat tartışması değildir.

“Kurtuluş” kavramını tartışmaya açmak, Cumhuriyet’in hangi mücadele sonunda kurulduğunu, nasıl bir siyasal iradenin ürünü olduğunu ve bu ülkenin geleceğinin hangi değerler üzerine inşa edileceğini tartışmaya açmaktır.

Çünkü Kurtuluş; yalnızca işgal ordularının Anadolu’dan çıkarılması değildir. Kurtuluş; emperyalizme karşı tam bağımsızlıktır. Mandanın ve mandacıların reddidir. Saltanat düzeninin yerine millet egemenliğinin kurulmasıdır.

Yurttaşlıktır. Laik, bilimsel ve demokratik Cumhuriyet’in kuruluşudur. Ve bütün bu büyük dönüşümün askeri ve siyasal önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Tam da bu nedenle “Kurtuluş”tan rahatsız olanlar, gerçekte Kurtuluş’un ulaştığı Cumhuriyet’ten, Atatürk’ten ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden rahatsızdır.

Bu sözlerin, Ankara’nın NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı; Ortadoğu’nun emperyalist müdahalelerle yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı, bölge ülkelerinin egemenlik haklarının açıkça tartışıldığı bir dönemde söylenmiş olması da dikkat çekicidir. Bu tablo, iktidarın Türkiye’yi Cumhuriyet’in tam bağımsızlık ekseninden uzaklaştıran; dış politikada bağımlılığı olağanlaştıran, içeride ise Cumhuriyet’in kurucu hafızasını aşındıran yeni bir siyasal yönelimin işaretlerini vermektedir.

Bugün “dostum Trump” diliyle yürütülen dış politika anlayışı da, Millî Eğitim Bakanı’nın “Kurtuluş” kavramını tartışmaya açması da aynı siyasal iklimin ürünüdür. Biri dış politikada bağımlılığı meşrulaştırırken, diğeri eğitim yoluyla tam bağımsızlık fikrini besleyen tarihsel bilinci zayıflatmaya çalışmaktadır.

Çünkü tam bağımsızlık yalnızca dış politikaya ilişkin bir ilke değildir; Cumhuriyet’in eğitim anlayışının da temelidir.
Bir milleti bağımsız kılan yalnızca sınırları değildir.

Nasıl bir tarih öğrettiği…

Nasıl bir yurttaş yetiştirdiği…

Çocuklarına hangi ortak hafızayı aktardığıdır.

Bugün öğretmenin yoksulluğunu ve itibarsızlaştırılmasını, öğrencinin açlığını ve geleceksizliğini, kamusal eğitimin gerici ve piyasacı politikalarla kuşatılmasını dert edinmeyen bir Millî Eğitim Bakanı’nın “Kurtuluş” kavramını tartışmaya açması da tesadüf değildir. Çünkü amaç eğitim sisteminin sorunlarını çözmek özgür bireyler, yurttaşlar yetiştirmek değildir.

Amaç; eğitimi ideolojik bir araç hâline getirerek Cumhuriyet’in kurucu siyasal fikrini aşındırmak, Atatürk’ün tam bağımsızlık, millî egemenlik ve yurttaşlık anlayışını yeni kuşakların hafızasından silikleştirmektir.

Biz ise bu ülkenin geleceğini Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesinde, Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışında, millî egemenlikte, laik ve bilimsel eğitimde görüyoruz. Bu nedenle “Kurtuluş”u savunmak yalnızca bir tarih kavramını savunmak değildir. Cumhuriyet’i savunmaktır.

Tam bağımsız Türkiye idealini savunmaktır.

Emperyalizmin her tür müdahalesine karşı ulusal egemenliği ve bağımsızlığı savunmaktır.

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini savunmaktır.

Çünkü tam bağımsız bir Türkiye mücadelesi ile barış içinde bir dünya mücadelesi birbirinden ayrı değil, aynı tarihsel ve insani sorumluluğun iki ayrılmaz parçasıdır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.