Sayfa yolu
İktidar ‘sokak çağrısı’ suçu uydurma çabasında: Hukukçular ‘Anayasal hakka müdahale edilemez’ diyor
Yayın Tarihi: 11.09.2025 , 13:57 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:09
CHP İstanbul İl Yönetimine kayyım atanan Gürsel Tekin’in binlerce polis eşliğinde il binasına girdiği gün iktidar ve iktidar yanlısı medya bir kez daha halkın sokağa çıkmasını "suç" gibi gösterme yolunu seçti.
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “sokakların karıştırılmasına asla müsaade etmeyiz” dedi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Erdoğan’a “Sokağa çağırmak icap ettiği gün hiç tereddüt etmem. Gün o gün değil. Onu yaptırmasınlar. Yapmaya niyetli değiliz” diye yanıt verdi. İktidar ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bugün bir açıklama yaptı, “kaybettiği siyasi itibar ve ahlakı sokakların karanlığında arayan kriz ve kaos meraklıları”nın provokasyon arayışında olduğunu iddia etti.
Milyonların AKP karanlığına karşı sokağa çıktığı Gezi Direnişi’nden beri iktidar ve yandaşları her fırsatta halkın direnme hakkını hedef almayı sürdürüyor. Halkın iktidara tepkisini sokakta dile getirmesi adeta bir suç gibi sunulmaya çalışılıyor.
Oysa toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ve buna katılmak Anayasal güvence altına alınmış bir temel hak.
Kanadoğlu: Devlete düşen yükümlülük bu hakka müdahalenin engellenmesi
Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu soL’a yaptığı açıklamada “Anayasa’nın 34. maddesi herkesin, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü, silahsız ve saldırısız olmak kaydıyla önceden izin alınmaksızın düzenlenebilir” dedi.
Bu hakkın kullanımını daha baştan engellemeye yönelik söylemlerinse “temel hakların kullanımı açısından potansiyel bir müdahale niteliğinde” olduğunu vurgulayan Kanadoğlu devletin bu konudaki yükümlülüğünü şöyle anlattı:
“Temel hak yükümlüsü olarak devletin, anayasal sınırlar içerisinde kalan bir temel hakkın kullanımını zorlaştırma değil, tam tersine önündeki engelleri kaldırması gerekir. Devlete düşen yükümlülük, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik müdahalelerin engellenmesi ve toplantı ve gösteri sırasındaki güvenliğin sağlanmasıdır.”
'Doğabilecek gerilimin varlığı, bu hakkın ortadan kaldırılması için yeterli değil'
Bu hakka müdahale edilmesine dair AYM kararlarını hatırlatan Kanadoğlu şunları kaydetti:
“Nitekim Anayasa Mahkemesi yalnızca toplumun büyük bir kısmı tarafından gösterilebilecek bir tepki veya doğabilecek bir gerilimin varlığını, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ortadan kaldırılması için tek başına yeterli olmadığını belirtmektedir. Bu tür durumların varlığı otomatik olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale edilmesini haklı göstermez (Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 49).
Devletten koruma yükümlülüğü olarak adlandırılabilecek olan pozitif yükümlülüğü kapsamında, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanmak isteyenlerin güvenliğini sağlaması ve üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi beklenir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 122).
Ayrıca, barışçıl amaçlarla toplanan kişilerin, kamu düzenini tehdit etmeyen ve şiddet içermeyen eylemlerine devletin sabır ve hoşgörüyle yaklaşması, çoğulcu demokrasinin zorunlu bir unsurudur.”
Direnme hakkı ve Almanya'daki anayasa maddesi
Konunun “direnme hakkı” açısından nasıl ele alınabileceğini sorduğumuz Kanadoğlu kamuoyunun “direnme hakkı”ndan anladığıyla Anayasal bir hak olarak “direnme hakkı” arasındaki farkı şöyle anlattı:
“Hiç kuşkusuz kişilerin gerek bireysel gerekse toplu olarak siyasal kararlara karşı protesto etme hakları saklıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü de bunun bir uzantısıdır. Fakat bir hak olarak ‘direnme hakkının’ içeriği farklıdır. Örneğin Almanya’da Federal Anayasa’da 1968 yılında yapılan değişiklik ile direnme hakkıyla birlikte Anayasa’ya belirli acil durumlarda; belirli olağanüstü koşullarda tedbir alınabilmesine yönelik maddeler eklenmiştir. Buna göre ‘Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir çözümün bulunmaması halinde, bütün Almanlar direniş hakkına sahiptir.’”
Kanadoğlu “Sonuç olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurudur. Devletin yükümlülüğü ise bu hakkın barışçıl biçimde kullanılmasını güvence altına almak ve keyfi sınırlamalardan kaçınmaktır” dedi.
TİHAK YK üyesi Kansu: Temel insan haklarında geriye gidiş son derece kaygı verici
Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK) Yönetim Kurulu üyesi ve genel kamu hukukçusu Dr. Akasya Kansu da barışçıl bir biçimde "silahsız ve saldırısız" toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmanın bir hak olduğunu vurguladı.
Kansu “Bu hak hem anayasada hem de Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düzenlenmiştir. 2006 yılında Oya Ataman kararıyla AİHM Türkiye’nin barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiğine dair karar vermişti. Daha başka benzer kararlar da var. Bütün bu kararlara ve ödenen tazminata rağmen her defasında aynı uygulamaların sürmesi, temel insan haklarına erişimde geriye gidilmesi son derece kaygı verici” dedi.
| Kemal Okuyan: AKP Türkiye’yi seçimsiz yönetebilecek güçte değil | ![]() |
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
