Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İçişleri'nde 'derin' tahkimat: Yeni bakanın ilk konukları Mehmet Ağar ve Muhterem İnce oldu

Kabinedeki nöbet değişiminin ardından İçişleri Bakanlığı’nda ağırlanan ilk isimler, yeni dönemin rengini vakit kaybetmeden belli etti. 90’lı yılların karanlık figürü Mehmet Ağar ile Soylu döneminin öne çıkan ismi Muhterem İnce peş peşe yeni bakan Mustafa Çiftçi'yi ziyaret etti.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 14.02.2026 , 20:13 Güncelleme Tarihi: 15.02.2026 , 08:17

Kabinede yaşanan iki kritik değişikliğin ardından gözler yeni bakanların atacağı ilk adımlara çevrilmişti.

İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Mustafa Çiftçi, görevine kabul ziyaretleriyle başladı. Bugün, taze bakanı makamında ziyaret eden isimlerden ikisi Çiftçi'nin iktidar içerisindeki konumuna dair ipuçları verdi.

Soylu'nun sağ koluydu

Bunlardan ilki Anayasa Mahkemesi üyesi Muhterem İnce oldu. 

Uzun yıllar İçişleri Bakanlığı bünyesinde kritik görevlerde bulunan İnce, Süleyman Soylu’ya yakın isimlerden biriydi. Özellikle HDP’li belediyelere yönelik kayyım atamaları sürecinde aktif rol oynamıştı.

İnce, İçişleri Bakan Yardımcısı'yken doğrudan AYM'ye gidemeyeceği için, yasaların tanıdığı bir boşluğu kullanarak önce Sayıştay üyesi yapılmış, orada sadece birkaç ay kaldıktan sonra Meclis tarafından AYM'ye gönderilmişti.

Muhterem İnce, yüksek yargı içerisinde de kritik davalarda kullandığı oylarla rengini bellini etmişti. 

AYM’nin Can Atalay hakkında verdiği hak ihlali kararlarına karşı oy kullanan üyeler arasında yer almış, Yargıtay ile AYM arasındaki krizi körüklemişti.

Cumartesi Anneleri için Galatasaray Meydanı'ndaki yasaklara karşı verilen ihlal kararlarında ise kolluk güçlerinin müdahalesini savunan veya ihlal olmadığı yönünde oy kullanan isimlerden biri olmuştu.

Yıllar sonra yeniden İçişleri'nde

İnce'nin hemen ardından Çiftçi'yi ziyaret eden isim, aynı kanadın temsilcilerinden eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar oldu. 

1990’lı yılların en karanlık figürlerinden biri olan Ağar yargısız infazların, faili meçhul cinayetlerin ve cezaevlerindeki baskıların odağında yer aldı. 

Susurluk skandalıyla birlikte devlet-mafya-siyaset ilişkilerinin merkezinde olduğu belgelendi.

Süleyman Soylu'nun İçişleri Bakanlığı döneminde Yalıkavak Marina'ya çöktüğünü itiraf ederek hâlâ bir güç odağı olduğunu gösterdi.

soL, bugün bir kez daha İçişleri Bakanlığı'nda kendini gösteren Mehmet Ağar'ın karanlık sicilini detaylarıyla hatırlatıyor...

Unutanlar için Mehmet Ağar

1972'de Emniyet Genel Müdürlüğü adına okuduğu Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra polis teşkilatına katıldı. Çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptıktan sonra İstanbul Siyasi Şube Müdür Muavinliği'ne getirildi. 1988 yılı başlarında Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne atandı. Bu dönemde Semra Özal'ın hiçbir programını kaçırmaması, Ankara dışına çıkışı ve gelişlerinde her zaman havaalanında hazır bulunması nedeniyle adı, "Papatya Bürokrat" olarak anıldı.

Aynı dönemde Turgut Özal'a karşı düzenlenen suikastın soruşturulmasını görevini yürüttü. Korkut Özal, Ağar'ın suikastın arkasındaki isimleri bildiğini ileri sürdü.

Ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine atanan Mehmet Ağar birçok gözaltında infaz olayına karıştı, birçok devrimcinin ev baskınlarıyla öldürülmesinin faili oldu.

1992'de de Erzurum Valisi oldu. Bu görevi sırasında 1 Ağustos 1992'de gıyabi tutuklu olarak aranan Bahçelievler katliamı sanığı Haluk Kırcı'nın nikahında şahitlik yaptı. 1993 Temmuz ayında Tansu Çiller'in DYP Genel Başkanı ve Başbakan olmasından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getirildi.

Faili meçhul cinayetler onun döneminde zirve yaptı

Bu göreve gelir gelmez, Milli Güvenlik Kurulu'na özel timin güçlendirilmesi ve PKK'nin büyük şehirlerdeki finans kaynaklarını kurutmak gibi önlemleri içeren "Terörü 1 yılda yok edecek" bir plan hazırlayıp sundu. Özel Harekat Timi'nin PKK'yi bir yılda sileceğini ileri sürdü. "PKK'ye karşı ülkücü ordusu kurulduğu" iddialarını yalanladı.

Bu konuşmasından 40 gün sonra ise "Özel ordu çok yakında hazır" açıklamasını yaptı.

Görev döneminde yargısız infazlarda büyük bir artış oldu.

Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 1994 yılında Başbakan Tansu Çiller'in emriyle Mehmet Ağar'ın yönetimindeki "Özel Büro" tarafından gerçekleştirildiği iddiaları MİT raporlarında yer aldı.

Bu dönemde ABD'yle kurduğu ilişkileri Ağar daha sonra şöyle anlatacaktı: "Biz 1993-96 döneminde oturduk, strateji konusunda Amerika'yla meselemizi çözdük. Bürokrat anlamında konuştuk tabii. Ben Emniyet Genel Müdürü olarak, onların en üstleriyle görüşüyordum, karşılıklı."

Mafyaya silah verdiği belgelendi

Mülkiye müfettişlerinin incelemesiyle ortaya çıkan bir skandalda kimi sabıkalı mafya üyelerine yasalara aykırı bir biçimde silah ruhsatı verildiği ve ruhsat dosyalarında o zamanki İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun imzası bulunduğu ortaya çıktı. Müfettişler 400 silahın dosyasının kaybolduğunu ortaya koydu ve mafya üyelerine verilen ruhsat sayısının 2 binden fazla olduğu belirlendi.

Ağar, Başbakan Tansu Çiller'e büyük destek verdi, onu yurtiçi, yurtdışı tüm gezilerinde yalnız bırakmadı.

Ağar, bu dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir ile büyük bir çekişmenin de içinde oldu. Aralık 1995 seçimlerinden sonra 28 ay sürdürdüğü Emniyet Genel Müdürlüğü görevinden ayrıldı ve DYP milletvekili olarak Meclis'e girdi.

Adalet Bakanlığı yaptığı bu dönemde cezaevlerindeki devrimcilere karşı baskıları artırdı. Daha sonra İçişleri Bakanı oldu. Bu dönemde cezaevlerinde 12 devrimci açlık grevlerinde öldü.

Yüce Divan'dan kaçırıldı

1996 Eylül ayında açıklanan ikinci MİT raporunda bizzat Ağar tarafından verilen yeşil pasaportlar ve silah taşıma belgeleriyle özel bir örgüt kurduğu, bu örgütün adam kaçırma, uyuşturucu kaçakçılığı gibi işlere bulaştığı iddia edildi.

Mehmet Ağar, Susurluk olayından hemen sonra polis müdürü Hüseyin Kocadağ'ı savunarak, Kocadağ'ın Abdullah Çatlı'yı teslim olmaya götürdüğünü söyledi. Abdullah Çatlı'nın üzerinde çıkan silah taşıma belgesindeki imzanın Ağar'a ait olduğu Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından tespit edildi.

İstanbul DGM Başsavcılığı tarafından hazırlanan fezlekede, Sedat Edip Bucak ile "Cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak" suçlamalarıyla 6'yla 12 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması istendi.

11 Aralık 1997'de dokunulmazlığı kaldırılan Ağar, Anayasa Mahkemesi'nin itirazını reddetmesinden sonra, DGM'de 10 Ocak 1998'de sanık sıfatıyla ifade verdi. Hospro silahlarıyla ilgili yaptığı yazılı savunmada, silahları Korkut Eken'e senet karşılığı verdiğini ve konunun devlet sırrı olduğunu söyledi.

15 Haziran 2000 tarihinde "Suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" iddiasıyla hakkında oluşturulan Meclis Soruşturma Komisyonu 8'e karşı 6 oyla Ağar'ın Yüce Divan'a sevkine gerek olmadığına karar verdi ve böylece aklandı.

Patronlar sıraya girdi

Susurluk davası kapsamında "cürüm işlemek için çete kurmak" suçundan yargılanan Ağar, yıllarca milletvekilliği dokunulmazlığının arkasına sığındı. 

2011'de aldığı 5 yıllık hapis cezasıysa adaletin tecellisinden ziyade, "sistemi koruma altına alma" operasyonuna dönüştü. 

Aydın Yenipazar Cezaevi’nde yattığı süreçte Mustafa Koç, Ferit Şahenk, Fatih Terim, Yıldırım Demirören ve Mehmet Cengiz gibi sermaye ve siyaset dünyasının önde gelen isimleri tarafından ziyaret edildi. Kendisi için özel helikopter pisti dahi yapıldı.

Sicili kabarmaya devam ediyor 

Son olarak ülkücü mafya Sedat Peker’in ifşalarıyla gündeme gelen Bodrum Yalıkavak Marina meselesi, Ağar’ın sicilinin sadece 90’larla sınırlı olmadığını, çökme ve el koyma faaliyetlerinin günümüzde de devam ettiğini gösterdi.

Azeri iş insanı Mübariz Mansimov’u "FETÖ" soruşturmalarıyla baskı altına alarak saf dışı bıraktığı ve değeri milyar dolarları bulan marinayı kontrolü altına aldığı iddia edildi. Bu marinanın ise uyuşturucu sevkiyatında kullanıldığı öne sürüldü.

Ağar’ın hakkındaki iddiaları "Biz olmasak buraya mafya çökecekti" sözüyle doğrulamış oldu.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.