Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Homo Sovieticus: Sovyet sporunda ilk zamanlar 

Sovyet insanı, uzun erimli bir seferberlik sonucunda yeni bir toplum yarattı ve bu toplumun görünür yüzlerinden birisi, toplumcu bir içerikle yeniden üretilen, ‘bolşevize edilen’ spor oldu.

İsmail Sarp Aykurt

Yayın Tarihi: 06.11.2020 , 22:00 Güncelleme Tarihi: 07.11.2020 , 00:34

Henüz ihtilal olmamıştı. Bolşevik Devrim öncesindeki Çarlık manzarası da pek iç açıcı görünmüyordu. Rus toplumu fiziki olarak spor için uygun bir zemin de içermiyor; bütün fiziki faaliyetler de aristokrat sınıfa zimmetlenmiş gibi duruyordu. Eskrim, yatçılık, binicilik gibi spor dalları da halk için biraz ‘marjinal’ kaçıyordu. Ancak futbol, boks, güreş, hokey, bisiklet gibi dallar ise halkın daha çok takip edebileceği branşlar olarak öne çıkabilirdi. Ekim Devrimi öncesinde Bolşevikler de kimi hamleler yapıyorlar; işçileri burjuva sporu olarak gördükleri branşlardan da uzaklaştırıp, işçi sınıfının sporunu yaptıklarını söyledikleri işçi kulüplerini adres gösteriyorlardı, işçilere… 

Ülkede halkın oluşturduğu sportif örgütler de genellikle kentli burjuvaziye açık faaliyet yapan, köylü ve işçileri dışlayan bir görünümdeydi. Bu nedenle 1905 yılında oluşan ilk devrimci dalga ve genel grevin yaşandığı bir süreçte kimi işçi kulüpleri de ortaya çıkmıştı. Bu dönemde Moskova’nın 100 km doğusunda bulunan endüstri şehri Orekhevo-Zeyevo’da ilk Sovyet (istişare kurulu) kurulmuş ve bu kurul bir yıl sonra da kendi işçi sporları kulübünü oluşturmuştu.

Sovyet sporunun emekleme dönemleridir.

İlerlemenin sportif tarihine notlar

Moskova, Kharkov, Oryol ve tekstil şehri Ivanovo-Vozesensk gibi sanayileşmiş bölgelerde bulunan fabrikalar bünyesinde benzeri spor kulüpleri açılıyor ve bu kulüplerde örgütlü spor etkinliklerinin yanı sıra, beden eğitimi ve geleneksel oyunlar da yapılıyordu.

İşçi sınıfı kitleselliği ise genel olarak sanayinin yoğunlaştığı yerlerde, yani St. Petersburg ve Moskova’daydı. Bu kentlerde işçiler, fabrikalarda sportif faaliyet yapar hale geliyorlardı. Örneğin 1905 yılında Rostov kentindeki bir fabrikada Bolşevik bir spor kulübüne mensup işçiler, bir yandan boks faaliyeti ile iştigal ediyor, öte yandan ise nişan alma ve ateş etme talimleri alıyorlardı. Tabii, işçi sınıfı bunları yaparken bir şeyi daha yapıyor, eksik kalmıyordu: 

Marksist literatürün eserlerini okumadan bunları yapmak yoktu!

1917’deki devrime ise henüz vardı…

Devrimden 3 sene sonra, 1920’de ise Lenin şöyle seslendi: “Genç neslin kültür-fizik çalışmaları, onları iyi birer komünist olarak yetiştirme sistemi içinde hayati bir unsurdur.

Uyum içinde gelişen insanlar ve komünist toplumun yaratıcı vatandaşlarını elde etmeyi hedefler”. O gün için esas gündem, ‘devrimi muhafaza etmek’ oldu. O gün için belirlenmiş iki zorunlu hedef vardı:

1-Genç insanları çalışmaya hazırlama.

2-Onları Sovyet iktidarının askeri olarak savunulmasına hazırlama.

İşçi sınıfının anayurdu her şeye rağmen savunulmak ve emperyalist kuşatmayı yarmak zorundaydı.

Genç Sovyet Devrimi buna mecburdu ve bunu sonuna kadar zorladı. Başardı da… 

1917 ile 1923 yılları ise arasında beden eğitimi ve askeri eğitimin birbirine yaklaşması, spor ve beden eğitimi alanında ilk kadroların yetiştirilmesi, halkın genç Sovyet Devleti’ni savunmasına dönük atılmış adımlar oluyordu.

Sovyet spor sisteminin genel hatları ise 1920’lerin başlarından itibaren olgunlaşmaya başlamıştı. Sovyet devlet aygıtının kurulması ile birlikte evrensel normlar çerçevesinde emekçilerin fiziksel ve zihinsel eğitimine önemli bir yer ayrıldı. Spora dair birçok yeni gelişme, Sovyet iktidarının kurulup yerleşmesiyle ancak başlayabilmişti.

Bu, toplumsal devrimin ve yeni bir insanın, Sovyet halkının (Sovetskij Narod), yaratılması süreci ile de hiç kuşkusuz ki uyum gösteriyordu. Araştırmacı Zilbermann, o zamanki Sovyet sistemini açıklarken şöyle yazıyordu: “Sovyet hükümeti, yaratılan yeni insanın komünist toplumun temelini oluşturacak bireyin, ne kadar hayati bir önem üstlendiğinin farkında; Sovyet okulları genç neslin komünist bir anlayışla yetişmesinde önemli bir rol oynuyor”.

Gerçekten de öyleydi ve spor, bu eğitimin başında yer alan başat öğelerden birisi oldu. Her işin başında ise tükenmek bilmeyen, devrimci enerjisi ile Lenin bitiyordu. O da sporu severdi. Sporun çoklu özelliklerini toplumsal fayda için, dönemsel koşulları soyutlayarak kullanmayı hedefledi. 

Lenin: Sovyet sporun en görkemli sporcusu

Pek bilinmez ama iyi de bir sporcuydu Lenin. “Özellikle genç insanların yaşama coşkusuna sahip olmaları, keyifli olmaları gerekiyor. Jimnastik, yüzme, yürüyüş yapma, her türden bedensel egzersiz, entelektüel merak, çalışma, analiz ve araştırmayla birlikte yürütülmelidir” derken, spor yapmayı hiç de ihmal etmemişti.

Devrimi önceleyen İstibdat günlerinde, Lenin’in İsviçre’den Rus topraklarına döndükten sonra devrimin ön gününe kadar geçen yeraltı günlerinin aktarıldığı belgesel-roman Mavi Defter’de, Lenin’in kendisine ve vücuduna hükmetmeyi, spor yapmayı sürdürdüğünden bahsedilirdi. Lenin, satranç, atıcılık, yüzme, buz pateni, yürüyüş, bisiklet ve dağcılık gibi sporlar yapabiliyordu. 

Diğer Sovyet spor emekçilerine haksızlık etmeyelim ama bu anlamda Sovyet spor tarihinin ilk ve hiç kuşkusuz en büyük sporcusunun Lenin olduğunu söylemek pekâlâ mümkündü.

Bolşevik Devrimi’nden bir sene sonra, 1918’de burjuva spor örgütlerinin tasfiyesine girişildi. Yılsonu itibariyle, tam 350 işçi spor kulübü oluşturulmuştu bile. Spor, genelde beden eğitimi bağlamında ele alınıyordu. Çok uluslu olan Sovyet yurdunda spor, bir çimento görevi edindi. Gençlik örgütü Komsomol, yine 1918’de bütün gençliği bir araya getirecek bir adım attı. Genç Komünistler Ligi… Örgüt, 14 ile 28 yaşındaki gençleri bünyesinde toplayan ve 1920’li yıllar boyunca burjuvazi spor örgütlerine karşı mücadele eden, dinamik bir örgüt olarak faaliyete başlıyordu.

Lenin ise 25 Mayıs 1919’da toplu spor gösterisini sıcak bir tebessümle izledi. Bir temaşa olduğu kadar, emekçi tevazunun da adresi olan Sovyet spor festivallerinin atasıydı, bu ilk gösteri.

Günler ilerledi. Sovyetler Birliği, gittikçe gelişen spor yaşamına yeni ilaveler yapmaya devam etti. “Sovyet ürünü gibi sağlam” sloganında olduğu gibi bir spor aygıtı oluşturdu, işçi sınıfı. 1931’de yeni bir kamusal yapılanmaya gidildi. Gönüllü spor dernekleri kuruldu, spora erişim yaygınlaştı. Neredeyse her sportif branşın becerikli sporcuları yetiştirildi ve devlet tarafından desteklendi. Ama öyle kapitalist ülkelerdeki gibi ‘birilerine ait’ değildi spor…

Spor, herkese ait, kamusal bir hak olmayı ilerleterek, sürdürdü.

Sen, ben, herkes, Sovyetler Birliği’nin batısı Smolensk’ten, en doğudaki Vladivostok Limanı’na kadar her insanın spora erişimi mevcuttu. Bu, o ana kadar görülmemiş, tarihsel bir ilerleme ve olaydı. 

Üç yıl önce, 1928 Ağustos’unda ise Spartakiad’ı (işçi sporları olimpiyatı) toplamıştı, Sovyetler Birliği. Herkes mutlu ve heyecanlıydı. Dostça, amatörce gerçekleşen, dayanışmanın esas alındığı ve evrensel işçi birliğini ortaya koyacak bir etkinlikti bu. Komünist Partiden bir yönetici yoldaş şöyle açıklıyordu, yaptıklarını ve seçtikleri ismin gerekçesini:

“Spartakiad ismini Spartaküs’ten aldık. Antik Çağda isyan eden kölelerin kahraman lideri olan Spartaküs’ten… Hem Komünist Enternasyonal Kongresi hem de Spartakiad, işçileri sosyalizm ve komünizm için verdikleri savaşta birleştirecektir. Devrimin ortak mücadelesinde, klasik beden kültürü ve spor ile Marksist-Leninist devrimci militan kültür birbirlerinden ayrılmaz bir bütündürler.”

Güç kazanmanın öyküsü

Sovyet sporu gün geçtikçe güç kazanıyordu. 1933’de bir ralli yarışı düzenleniyordu örneğin. “Moskova-Karakum-Moskova” rallisi bayağı dikkat çeken boyutlarda gerçekleşti. Karakum rallisiyle birlikte Bolşevikler, daha önceden teknolojinin giremediği Orta Asya’yı da heyecanlandıran ve kalkındıran işlere giriştiler. Ralliden sonra ise Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan gibi Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde yol yapımı teşvik edilmiş ve otomobil sporları da hızlı bir biçimde yaygınlaşmıştı.

Sonrasında, 1936-1938 yıllarında sendikalar bünyesinde oluşturulan gönüllü spor toplulukları vasıtasıyla, sanat ve endüstri meslek okulları sporcuları da yetiştirilmeye başlandı. 

İşçi sınıfının ülkesinde spor, olağan ve gündelik faaliyetlerden birine dönüştü.
Sovyetler Birliği, işçi sınıfının iktidarında ve spor alanında belli ki başka bir şey deniyordu. Bolşevikler, kamusal, eşitlikçi ve dayanışmacı spor anlayışını, emekçi halkın yaşantısından ve birikiminden ürettiği sporu, yeniden halkın, emekçilerin kontrolüne bırakmayı vaat etmişti. 

Anlaşılan o ki, işler yolundaydı…  

İnsanlık, sporun tarihsel ilerleyişinde hiç tanıklık etmediği günlerden geçiyordu.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.