Sayfa yolu
Halkbank parantezi kapanırken Hakan Atilla konuştu: Davadaki İsrail gölgesi, Ankara'dan müdahale iddiaları...
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 16.03.2026 , 12:02 Güncelleme Tarihi: 16.03.2026 , 12:17
İran’a karşı ABD yaptırımlarını deldiği iddiasıyla Halkbank hakkında 2019’dan beri süren davanın düşmesi muhtemel. ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank arasında varılan uzlaşma haberi bu ayın en dikkat çekici olaylarından.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı günlerde gelen bu karar hükümetin tutumunu nasıl değiştirecek sorusu akıl kurcalarken, protokol metninde AKP’nin Gazze’de Trump planına verdiği desteğin bu uzlaşmaya varılmasında en önemli etken olduğunu belirtiliyor. Davanın bu şekilde çözülmesinin “ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politika menfaatlerine uygun olduğu” vurgulanırken, Türkiye’nin Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasındaki “yardımları” da uzlaşmada önemli noktalardan biri olmuş.
İmzalanan protokolde adı geçmeyen önemli bir isim var, Halkbank davası kapsamında ABD'de 28 ay hapis yatan bankanın eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla. T24’ten Cansu Çamlıbel “New York’taki mahkeme sürecinde tanıştığı” ve “o gün bugündür iletişimi koparmadığı” Atilla ile davayı ve sonuçlarını konuştu.
Atilla Türkiye’ye döndüğünde rüşvet ve kara para aklama iddialarının merkezindeyken, bizzat Berat Albayrak tarafından havalimanında karşılanmıştı. Sonrasında Borsa İstanbul'un başına geçmiş, 1 buçuk sene görev yapmıştı. Şimdilerde İzmir'de inzivada. Atilla’nın Çamlıbel’e verdiği mülakat oldukça dikkat çekici.
Atilla, davanın düşürülmesi için öne sürülen “Hamas rehineleri” gerekçesinin bir kılıf olduğunu, sürecin “İsrail ile başlayıp İsrail ile bittiğini” vurguluyor.
Savunma yapmasının bizzat Ankara tarafından engellendiğini ve suçsuz olduğunu bildikleri halde kendisini “ateşe atanlara” hakkını helal etmediğini ifade ediyor.
Kısa bir hatırlatma: Dava neden önemli?
Erdoğan’ın son Beyaz Saray ziyaretiyle gündeme gelen 100 milyon dolarlık "uzlaşma" iddiası, bir zamanlar beklenen milyarlarca dolarlık ceza ihtimalleri göz önüne alındığında, "ABD'nin AKP'ye verdiği Halkbank hediyesinin karşılığı ne olacak?" sorusunu sorduyor.
Halkbank dosyası doğrudan Erdoğan’ın ve birçok kritik AKP kadrosunun hedefte olduğu bir süreçti. Ötesinde, Halkbank’a çok ağır bir mali yaptırım ve ceza gelmesi bekleniyordu. 2 milyar dolarlık bir ceza öngörülürken anlaşma ayrıntılarında ceza olarak 100 milyon dolar belirlendiği iddia ediliyor. Durum pek çok yönüyle soru işaretleri barındırıyor.

Hakan Atilla: Halkbank davası ABD’nin siyasi kararıyla kadük oldu; Türkiye Sarraf’ın malvarlığını iadeyi kabul etti, benimle ilgili talepte bulunmak akıllara gelmedi
Atilla verdiği mülakatta “ABD ile ticaret yasağı devam eden, kariyeri karartılmış ve bizzat kendi devleti tarafından savunması sabote edilmiş” bir figür olarak konuşuyor.
Söyleşinin en çarpıcı kısımlarından biri, bir dönem “casuslukla” suçlanan Rıza Sarraf’ın sistem tarafından nasıl yeniden absorbe edildiği. Atilla, bu ironiyi şu sözlerle dile getiriyor:
“Sarraf yarın Türkiye’ye dönse benden daha muteber olacağı kesin. Yine Türkiye’de muteber bir iş adamı olabilir. Şaşırmam.”
Atilla, davanın düşürülme kararının hukuki değil siyasi bir lütuf olduğunun altını çizerken, Ankara'nın neden sadece “belirli” isimleri ve “belirli” varlıkları kurtarmaya odaklandığını sorguluyor:
Orada benimle birlikte ismi geçen başka kamu görevlileri de vardı. İşte Zafer Çağlayan, işte Süleyman Aslan, işte Ali Fuat Taşkesenlioğlu… Yani ben ceza aldım ama bu isimler de orada suçlanmaya devam ediyor. Onlarla ilgili suçlamaların düşürülmesine dönük de bir şey yok imzalanan protokolde. Madem dava ABD yönetiminin siyasi bir kararıyla kadük oldu, Türkiye’nin bizlerle ilgili suçlamaların da düşürülmesini talep etmesi lazım.
Atilla’nın anlatımıyla Sarraf, Miami’de tutuklandığında iddianamede Halkbank’ın adı bile geçmezken, süreç İsrail yanlısı düşünce kuruluşları ve FBI’ın manipülasyonuyla bankaya ve hükümete yönelmiş. Bu süreçte, Atilla’nın lehindeki tanıklıklar engellenmiş, hatta ondan "hâkimi FETÖ’cü ilan ederek reddi hâkim talep etmesini" istenmiş. Hakan Atilla “Bu müdahaleyi yapan hükümet mi?” sorusuna “Hükümet demeyelim de… Hükümet içinde birileri diyelim” şeklinde yanıt veriyor.
Atilla bu istekleri reddederken, aynı hamleyi Sarraf’ın yapmasının, o dönem Sarraf ile kurulan simbiyotik ilişkinin ne denli derin olduğunu kanıtladığını belirtiyor.
Öte yandan açık açık “Ankara benim kuvvetli bir savunma yapmamı engelledi” diyor. Halkbank’ın ABD’deki savcılıkla imzaladığı protokolde Sarraf’ın Türkiye’deki davalarının iptal edilip mal varlığını iade edilmesinin kabulüne imza atılırken kendisiyle ilgili suçlamaların düşürülmesinin istenmemesine de tepkili.
Atilla, “MASAK, bu kişinin usulsüz işler çevirdiğini, paravan şirketler üstünden para transferi yaptığını tespit etmiş. Fakat bu raporu ne BDDK’ya ne Bankalar Birliği'ne ne Hazine’ye iletmiş” bilgisini de paylaşıyor.
Döndükten sonra 1 buçuk sene Borsa İstanbul’da Genel Müdürlük yapan Atilla’nın şu an çalışmadığı ve nasıl geçindiği sorusuna Çamlıbel şöyle bir vurgu da ekliyor:
-Ailece sizlerin hiçbir dahlinin olmadığı bir konuda bu kadar ağır bedeller ödemiş olmanıza rağmen Halkbank davasının son düzlüğünde ABD’yle pazarlık yapılırken kimsenin aklına gelmemiş gibi gözüküyorsunuz. “Devlet bize sahip çıkmadı” hissi var mı sizlerde?
İşte ben onu “devlet” olarak görmüyorum. Ben bu işleri yürütenleri “devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar” diye düşünüyorum. “Devlet” diye görsek zaten bu ülkede kalmamızın bir anlamı yok. Ben onları “devlet” olarak görmüyorum. Onlara hakkımı da helal etmiyorum elbette.
-“Devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar” kim? Otomatikman hükümetten birilerini kastetmiş olmuyor musunuz?
Yok hükümetten değil, devlet içindeki bazı kişilerden bahsediyorum ben. Onlar da biliyor kendilerinin kim olduğunu.
-Ama bana söylemeyeceksiniz.
Şimdi değil, belki ilerde.
-“Onlara hakkımı helal etmiyorum” dediğinize göre bu sadece hükümete bilgiyi ulaştıranlar olamaz herhalde. Hükümet onayından bağımsız, kendi başına uluslararası müzakerenin içeriğine karar verebilecek kimse var mı ki bu sistem içinde? Dolayısıyla ben Türkiye’yi yöneten kimseye hakkınızı helal etmediğinizi anlıyorum.
Orada şöyle bir detay olduğu için bir şey söylerken tereddüt ediyorum. İletilen bilgilerin ne kadarı doğru bilmiyoruz. Doğruyu bildiği halde yanlış karar veren ve yanlış yönlendirenler var. Bir de kendisine iletilen bilgiyle karar süreçlerine dahil olanlar var. O yüzden arada tereddüt ediyorum. Ama sonuçta ben, benim suçsuz olduğumu bilen, oradaki çevrilen işlerin ne olduğunu bilen ve buna karşı kendilerini korumak için beni orada ateşe atanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum. Onlar da kendilerini biliyor zaten. Bunu onların yüzüne de vurdum ama burası Türkiye, alınmadılar üzerlerine.
-Bu insanların bürokrat mı?
Yani üst düzey diyelim ama hepsi bürokrat değil.
‘İsrail ile başladı, İsrail ile bitti’
Davanın düşürülmesine gerekçe gösterilen “Hamas rehineleri” başlığı, Atilla’ya göre sadece bir kılıf.
Atilla, zamanlamaya dikkat çekerek, imzanın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından hemen önce atıldığını hatırlatıyor:
-Amerikan Dışişleri’nin Adalet Bakanlığı’na sunduğu ABD ulusal çıkarları gereği davanın düşürülmesinin uygun olduğu yazısındaki en dikkat çeken şey Hamas vurgusu oldu. Yani Türkiye’nin Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin kurtarılması için ortaya koyduğu çabanın “ABD’nin üstün çıkarlarına hizmet ettiği” söylenmiş oldu bir anlamda. Bu size normal geliyor mu?
Türkiye’nin İsrailli rehinelerin kurtarılmasına yardımcı olması nasıl oluyor da Amerika’nın yaptırımların delinmesi davasını kapatmasına vesile oluyor ben anlamadım... İşte o yüzden de “İsrail ile başladı, İsrail ile bitti” diyorum. Anlattım ya, Sarraf ilk tutuklandığında işin Halkbank ile alakası yoktu. Sonrasında İsrail yanlısı düşünce kuruluşu FDD ve FBI’ın ortak çalışması sonucunda iş Halkbank’a döndürüldü. Ben böyle okuyorum süreci.
-O halde sizin okumanıza göre bugün artık İsrail’in de ABD’deki Halkbank davasının düşürülmesine rızası var çünkü belki dava onlar açısından fonksiyonunu yerine getirdi. Dahası, İsrail’in bugün Türkiye’nin Trump tarafından hizada tutulması gibi bir hesabı da olabilir pekâlâ.
Ben öyle anlıyorum. Tabii İsrail lobisinin kritik noktalarından bazı itirazlar da gelebilir ama neticede bence İsrail’in bu noktaya gelinmesine rızası var. Aksi takdirde Trump’ın bu mutabakatı kabul etmesi zor olurdu.
Atilla mülakatın sonunda yeniden Hamas rehine noktasına dönüyor ve Sarraf hakkındaki tüm davaların düşüp mal varlığının iade edilebileceği bir sürece girmesine ilişkin şunları söylüyor:
“Zaten ben bu davanın zaten başka manalara geldiğini ilk baştan fark ettiğim için hiçbir aşamada mantık aramadım. Kendi içinde tutarsız çok şey oldu. Ama bugün gelinen noktada en tutarsız olan biraz önce konuştuğumuz şey; Hamas’ın tuttuğu rehinelerin Türkiye’nin ABD ile olan dış ticaret yaptırımı problemiyle ne alakası var? Bence bu hikaye tamamen iki ülke liderleri arasında varılan mutabakata bir kılıf için üretilmiş bir şey. “Gel bu işi kapatalım” kararı alınmış sonra ona uygun prosedür aranmış ve bulunmuş. Artık bu aşamadan sonra mahkeme yeniden işi uzatma noktasına giderse o zaman ben anlarım ki İsrail uzatmak istiyor ve işi bozmak istiyor.”
'Onlar hakimi FETÖ'cü ilan edip, reddi hakim talep etmemi istiyordu'
Hakan Atilla, davanın sonunda ortaya çıkan tablodan memnuniyetsiz. Kendisi ABD ile iş yapma potansiyeli olan hiçbir şirketin kapısından bile geçemezken, milyarlarca dolarlık rüşvet ağının merkezindeki Sarraf’ın, 90 gün sonra Türkiye’deki mallarına ve parasına kavuşabilmesine de öfkeli. Bu final, Atilla’ya göre tesadüf değil; bizzat Ankara’nın eliyle örülmüş bir süreç.
Atilla’nın mülakatta öne sürdüğü en çarpıcı detaylardan biri, Ankara’nın kendisine dayattığı "intihar" niteliğindeki hukuk stratejisi. Atilla, mahkeme sürecinde gelen baskıları şöyle anlatıyor:
“Onlar benim, hâkim Richard Berman’ın FETÖ’cü olduğuna dair delillerin, belgelerin olduğunu dair bir argümanla reddi hâkim talebinde bulunmamı istiyordu. Ben bunu yapmadım ama Rıza Sarraf yaptı.”
Atilla, bu saçma hamleyi reddederek aslında kendisini daha büyük bir felaketten kurtardığını kabul ediyor: “Vallahi iyi ki yapmamışım. Yapsaydık daha orada yatıyor olurduk herhalde.”
Sarraf’ın o dönem Ankara’nın bu talimatlarını harfiyen yerine getirdiğini de hatırlatıyor. Öte yandan Ankara'nın Halkbank personelinin tanıklık yapmasına müsaade etmediğini ve hükümet içinden birilerinin engellediği iddialarını da yineliyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.