Sayfa yolu
Halk Sağlığı Haftası: Kamuda hekim yok, malzeme yok, yaşlılar yoğun bakımlarda rehin
Yayın Tarihi: 05.09.2025 , 12:12 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Eylül ayının ilk günlerinde, Halk Sağlığı Haftası’nda yurttaşların gündeminde sağlık sisteminin sorunları var: Randevu alamayan hastalar, hastane kapılarında bekleyen uzun kuyruklar ve hekimlerin reçetelerine "mücadele" yazmak zorunda kaldığı bir tablo.
AKP’nin “sağlıkta dönüşüm” diye övündüğü sistem, hastaneleri ticarethaneye, hastaları müşteriye, sağlık emekçilerini ise ücretli kölelere dönüştürdü. Yenidoğan çetesinin karanlık gölgesi tüm ülkeyi sarsarken, halk sağlığının para etmediği bu sistemin para için her şeyi göze alabileceği bir kez daha gün yüzüne çıktı.
Bu sorunları ve sağlık emekçilerinin mücadelesini konuşmak için Genel Sağlık-İş Sendikası Başkanı Dr. Derya Uğur ile bir araya geldik.
'Yerli ve milli diye bir dertleri olsaydı, askeri hastaneleri kapatmazlardı'
Gözlerinde hem öfke hem de kararlılıkla sorularımızı yanıtlayan Dr. Derya Uğur, Genel Sağlık İş Sendikası başkanı. Kendisi uzun yıllar hekimlik yapmış. İlk önce Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’na (TÜSEB) bağlı şirketlerin Kamu İhale Kanunu’ndan muaf tutulmasını soruyoruz. “Yerli ve milli” ilaç ve tıbbi cihaz geliştirme iddiasıyla savunuluyor bu durum.
"Siz bu adımı nasıl değerlendiriyorsunuz? İhale süreçleri gerçekten de sorgulanmalı mı?" diye sorunca önce derin bir iç çekiyor.
"Yerli ve milli diye bir dertleri yok, bunu net söyleyeyim. Eğer böyle bir dertleri olsaydı, devletin üretim alanlarını kapatmazlardı. İlaç sanayisini sahipsiz bırakmaz, teknolojik cihaz üretimine yatırım yaparlardı. Askeri hastanelerin kapatılması bile bu iddianın ne kadar boş olduğunu gösteriyor. İhalelerle yandaşlarının cebini dolduruyorlar. Sayıştay raporları eksiklikleri, yanlışları ortaya koyuyor ama bir sonraki raporda hiçbir şey değişmiyor. Denetim mekanizmaları yokmuş gibi davranıyorlar." diye yanıtlıyor ve ekliyor. Bu sefer sesinde haklı bir öfke beliriyor:
"Kamu kaynaklarını tüketip, çalışanın emeğini sömürüyorlar. Bu, onların mantığına uygun bir plan: Danışıklı dövüş. Bizim için tahammül edilemez, ama onlar için her şey kâr."
'Kamu hastanelerinde ameliyat için malzeme bulunamıyor. Özel hastanelerde ise her şey var'
Kamuda çalışan hekimlerin özel sektörde de çalışmasının önünü açan yeni düzenleme tartışma yaratmıştı. AKP, geçmişte “Muayenehaneleri kapattık” diye övünüyordu, şimdi ise özel zincir hastaneler her yeri sarmış durumda.
Dr. Derya Uğur alınan kararı ve olası sorunları anlatırken gayet net bir ifadeyle giriyor söze: "Yerli ve milli dedikleri şey bir palavra."
"Eğer öyle olsaydı, ilaç ve cihaz üretimine önem verirlerdi. Ama ne yaptılar? Kamu hastanelerinde çalışma koşullarını öyle kötüleştirdiler ki, hekimler istifa etmeye başladı. Kamuda hekim bulmak artık imkânsız hale geldi. Uzman hekimler gidiyor, tıp fakültesi mezunları uzmanlık yoluna bile girmiyor. Neden? Çünkü geçim derdi, çünkü emeklerinin karşılığını alamıyorlar."
Kamuda yaşanan sorunları anlatırken özel hastanelerdeki duruma dikkat çekiyor Uğur.
"Özel hastanelerde malzeme sorunu yok, hekimler mesleğini daha rahat icra edebiliyor. Ama orada da emek sömürüsü var. Kamudaki hekim eksikliğini özel sektörle kapatmaya çalışıyorlar, ama bu sistem halka fayda sağlamıyor. (Ses tonu yükseliyor) Pandemi döneminde de aynısını yaşadık. O dönemde herkes canla başla çalıştı ama istatistikler çarpıtıldı, testler engellendi. Depremde de aynı koordinasyonsuzluk... Sağlık emekçileri, yönetimle meslekleri arasında sıkışıp kaldı."
'Organ ticaretinin önünü açacak her yolu deniyorlar'
Organ bağışı konusunda yeni bir düzenleme dikkat çekiyor. Ölüm anında hastanın herhangi bir yakınının organ bağışına onay verebilmesi, kötüye kullanıma açık bir adım olarak görülüyor.
Düzenlemenin risklerini anlatırken kaşlarını çatıyor Dr. Derya Uğur. Endişeli bir ses tonuyla anlatıyor bu planlamayı.
"Organ bağışı ciddi bir ihtiyaç, evet. Ama bu düzenlemenin iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. (Başını iki yana sallıyor) Organ mafyalarının varlığı, özel hastanelerdeki skandallar ortada. Yoksulluktan organını satılığa çıkaran insanlar var. Sosyal medyada bu tür ilanlar gündem oluyor sürekli. Sizler de fark ediyorsunuzdur.
İktidar yaptığı düzenlemelerle, para kazandıracak her kapıyı açıyor. Bu düzenleme masum gibi görünüyor ama şüphe uyandırıyor. Toplumsal mücadeleyle organ bağışı teşvik edilmeli, ama önce güven ortamı lazım. Şu an o güven yok."

'Yaşlılar huzurevi bulamadığı için yoğun bakımlarda rehin kalıyor'
Yoğun bakım ünitelerinde yaşlı ve engelli hastaların rehin kaldığı, huzurevlerinin yetersiz olduğu sürekli kendini tekrar eden bir gündem haline geldi. Hal böyle olunca bu durum diğer hastaların tedaviye erişimini de engelliyor.
Sorun hem halk sağlığını hem de hekimleri yakından ilgilendiriyor.
Sağlıkta dönüşüm planı çöktüğünde iktidar sahneden çekildi, hasta ile hekimleri karşı karşıya bıraktı. Sorunları göremeyen ve çöken sistemin kaosuyla baş başa kalan insanlar da hekimleri muhatap olarak görüyor.
Dr. Derya Uğur söz buraya ve hekime yönelik şiddete gelince hafif bir yorgunlukla, ama kararlı bir şekilde giriyor söze:
"Yoğun bakımlarda yaşlı hastalar bakıma muhtaç olduğu için kalıyor. Huzurevlerinde yer yok, bazı illerde sekiz yıl sonrasına sıra veriliyor. (Elini masaya koyarak) Devlet bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Yoğun bakımlar zaten yetersiz, bu durum diğer hastaları da mağdur ediyor. Huzurevi kapasiteleri artırılmalı, bu bizim için çok önemli. Aile Bakanlığı’na çağrımız net: Yaşlıların barınabileceği, insan onuruna yakışır alanlar yaratılsın. Bu, halk sağlığı için de kritik.
Yaşlı insanlar yoğun bakımlarda aylarca, hatta yıllarca kalıyor çünkü bakım görecek başka bir yer yok. Oysa yoğun bakım, kısa süreli tedavi için ayrılmış bir birim olmalı.
Yaşlı ve engelli yurttaşlarımızın, yaşamlarının son döneminde rehin gibi tutulduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Aileler çaresiz, sağlık çalışanları çaresiz. Çünkü herkes biliyor ki bu insanlar aslında tıbbi olarak yoğun bakımda tutulmak zorunda değil, sadece barınacak yerleri olmadığı için oradalar. Devlet bu konuda hiçbir adım atmıyor.
Yaşlıların güvenle yaşayabileceği, insanca koşullarda barınabileceği huzurevleri açılmalı, kapasite artırılmalı. Ama iktidar için mesele yine para. Sosyal devletin en temel görevi olan bakım hizmetleri, ticaretin konusu haline getirilmiş durumda."
'Kimse toplu sözleşme süreci bitti ortalık sakin diye düşünmesin. Mücadelemiz büyüyor'
Ek ödemelerin sağlık emekçilerini gerçekte yoksullaştırdığı ve sınıf mücadelesini gerilettiği konuşulurken söz sendikanın sağlık emekçileri için verdiği mücadeleye ve sağlık emekçilerinin haklarına geliyor.
Genel Sağlık İş Sendikası, tek kalem maaş talebini yineliyor.
"Sağlık emekçileri çok çalışıyor, az kazanıyor. Maaşlarımız taban maaş, teşvik, nöbet ücreti gibi birden fazla kalemden oluşuyor. Her ay ne alacağımız belli değil. Kesintiler, disiplin soruşturmaları, nöbet saatleri... Hepsi maaşı belirsizleştiriyor. Biz yoksulluk sınırı üzerinde, tamamı emekliliğe yansıyan tek kalem maaş istiyoruz. Şu an sadece taban maaş emekliliğe yansıyor. Bir hemşire 35-40 bin TL alıyorsa, emekli olunca bu 15 bin TL’ye düşüyor. Bu koşullarda geçim mümkün mü?"
Geçtiğimiz haftalarda sona eren toplu iş sözleşmesi sürecine değinen Dr. Derya Uğur, bu sürecin sona ermesinin sağlık emekçilerinin mücadelesi açısından bir son değil yeni bir aşamanın başlangıcı olarak tarif ediyor ve kararlılıkla söylüyor:
"Kimse toplu sözleşme süreci bitti ortalık sakin diye düşünmesin. Mücadelemiz büyüyor. Sağlık emekçilerine sefaleti reva görenler hak ettikleri yanıtı elbette alacaklar."
"40 gün iş bırakma eylemleri yaptık, sendikalarla birleştik, yürüyüşler düzenledik. İdareciler 'Eylem yaparsanız maaşınızı keserim' diye tehdit etti, ama Genel Sağlık-İş olarak üyelerimizin yanındayız. Sendikamızla haklarımızı savunmaya devam edeceğiz. Bütçe görüşmelerine kadar ve gerekirse sonrasında eylemler sürecek. Haklarımıza saldıran yönetmeliklere karşı davalar açıyoruz, hekime şiddet dâhil her alanda mücadele ediyoruz. Genel Sağlık-İş büyüyor, bu sorumluluğu taşıyarak hak alma mücadelesini sürdüreceğiz."
Halk sağlığı haftasında hekimler hem yurttaşlar hem de sağlık emekçileri için reçeteye mücadeleyi yazıyor. Görünen o ki durum kötüleştikçe mücadelenin kendisi de büyüyecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.