Sayfa yolu
GÖRÜŞ | Piyano çalan kurye videosunun bir müzik emekçisine düşündürdükleri
Kardelen Pınar
Yayın Tarihi: 16.01.2023 , 08:36 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Biz kuryelik yapan yurttaşlarımızı; kötü çalışma koşullarıyla, hiçbir zaman yetmeyen maaşlarıyla, iş cinayetleriyle ve ayrıca direnişleriyle tanıyoruz ve hatırlıyoruz. Fakat geçtiğimiz günlerde bir kurye arkadaşımız, piyano çaldığı video ile viral oldu ve sosyal medyada çok yetenekli olduğu, elinden tutulması gerektiği ile ilgili yorumlar yapıldı. Hatta sanırım Gülsin Onay kendisine piyano dersi verecekmiş. 'Ne güzel umut oldu bizlere, içimizdeki iyiliği hatırladık’ deniyor olabilir. Bu video kötü mü? Hayır, değil. İnsanın içini ısıtmıyor mu? Evet, ısıtıyor. Gülsin Onay bu arkadaşımıza ders vermesin mi? Versin tabii, ne güzel. Ama acaba bu gerçekten iyilik mi? Biz buradan umut çıkarabilir miyiz? Veya bu iyilik yapma hali, gerçeklerin üzerini örterek büyük bir kötülüğün devamını sağlıyor olabilir mi?
Her şeyi yerli yerine oturtmak gerekir. Öncelikle bu arkadaşımızın çalışma yaşamı ile ilgili gerçeklerden bahsedelim.
Ülkemizde, hizmet sektöründe çalışma koşulları gittikçe kötüleşirken, bu işlerde çalışmak insana insan olduğunu unutturabiliyor. Fırtına, kar demeden sipariş götüren kuryeler, siparişi götürdüklerinde azar yiyince, kim bilir belki insanlığa olan inancını bile sorguluyorlardır. Adı üzerinde ‘hizmet sektörü’. Bu sektörde çalışan yurttaşlarımızla ilgili çoğu kişinin bilincinde, ‘parasını verdim, hizmetimi alacağım’ yanılsaması oluşmuş durumda. Kuryelik, garsonluk, temizlik işçiliği yapan yurttaşlarımız, o işleri yaparken diğerlerine ‘hizmet ettikleri’ için adeta gözlere başka bir kimlikle görünüp bir insan oldukları unutulabiliyor ve hizmet alan kişi sadece kendisi tatmin oldu mu, olmadı mı; bununla ilgileniyor, hayatındaki tüm olumsuzlukları bir anda, tatmin olamadığı hizmeti veren kişiye boca edebiliyor. Burada işini doğru yapmamayı normalleştirmiyorum, adeta bir fetiş haline gelmiş olan hizmet alma-verme halini eleştiriyorum. Hal böyleyken hizmet alan-veren arasındaki insani ilişki zedelenebiliyor. Ayrıca hizmet veren kişi, kendini çok kolay değersiz hissedebiliyor. Bunun adını koymak lazım, buna dürüstçe ‘bu sistem insanı insana yabancılaştırıyor’ demek lazım. Üstüne bir de her gün maruz kaldığı; mobbing, geç maaş ödemeleri, maaş kesintileri, ücretsiz fazla mesailer, iş kazası tehlikeleri ve iş kazalarında işverenin asla sorumluluk almaması gibi olumsuzluklar eklenince, hizmet sektöründe çalışanlar kendilerini daha da değersiz hissedebiliyorlar. Bu değersizlik hissi kavga etmemiz gereken bir his. Yüz yıllardır insanın gündeminde olan, insanın kimi zaman kaçarak, dayatılan değersiz yaşamı ‘tercih ettiği’ kimi zaman ise, cesaret edip yaptığı bir şey var: örgütlenmek ve mücadele etmek. Hizmet veren arkadaşlarımız birlikte mücadele ettiklerinde,‘maaşımızı zamanında ödeyeceksiniz, iş kazaları için önlemler alacaksınız’ dediklerinde sanki güneş yeniden doğuyor. Hizmet alan yurttaşlarımız yaşadıkları tüm olumsuzlukları, hizmet aldıkları ve tatmin olamadıkları yerde değil de, olumsuzluğu yaşadıkları yerde, yani büyük olasılıkla iş yerlerinde yansıtsalar ve örgütlenip hakları için mücadele etseler, büyük ihtimalle kendi sınıflarının farkına varıp, hizmet aldıkları yerde çalışanları bir araç değil, kendi sınıflarının parçası olarak görebilirler. Yani kendini değerli hissetmek, bu sistemde çok çabuk yerle bir edilen, ama kol kola girmeyle ve mücadeleyle yeniden hissedilebilen bir şey.
Hepimizin aradığı şeyin kendimizi değerli hissetmek olduğunu, bu videonun viral olmasıyla birlikte yeniden düşündüm. Videoda gördüğümüz şeylerden biri, kuryenin araç olmaktan çıkıp insanlaşmasıydı sanırım. Evet, sanatın böyle bir gücü var ve bunu yadsımayı bırakın, biz zaten bunu istiyoruz. Fakat bizim istediğimiz başka bir şey daha var: sanat üreticilerinin, müzik emekçilerinin, konservatuvarda ve güzel sanatlarda okuyan gençlerin, konservatuvarlardan ve güzel sanatlardan mezun olmuş gençlerin ne durumda olduklarını konuşmak istiyoruz.
Bahsedelim biraz…
Konsere, tiyatroya, operaya, baleye gitmek veya sergi gezmek, birkaç resim veya heykel görüp içimizin açılması hepimizin ihtiyacı. Sanat insan için gerçek bir ihtiyaç. Bu, yüz yıllar içinde kendini kanıtlamış. Sadece içimiz açılmıyor; hayata başka bakabiliyoruz ve ufkumuz genişleyebiliyor, hayal gücümüz besleniyor. Böyle bir ihtiyacın, zaten bir kamu hizmeti olması ve sanatla iç içe bireyler olabilmemiz için herkesin sanat öğrenimine kolayca ulaşabilmesi gerekir. Yani sanat yapabilmek için veya öğrenebilmek için kılı kırk yarmaya gerek olmamalı, devletin bu konuyu önceliğine alıp okullardaki eğitimden tutun düzenlenen festivallere kadar ciddi bir planlama yapması gerekir. Bunu böyle savunmaktan asla vazgeçemeyiz.
Bununla beraber bir de, bu işe küçüklüğünden beri emek vermiş, tekniğini geliştirmek için saatlerce çalışmış ve üretimi için ağır düşünsel süreçler geçirmiş olan sanatçılar var. İnsanı iyileştiren, sanatı öğrenmenin toplumdaki yaygınlığının önemi kadar, savunulması gereken bir diğer şey de, sanatçıların hakları. Şu anda Türkiye’de, yüzlerce binlerce konservatuvar ve güzel sanatlar mezunu genç, kara kara ne yapacağını düşünüyor. Çünkü sanatını icra edebilmek için kullandığı malzemelerin fiyatları almış başını gidiyor. Çoğu müzik emekçisi, enstrüman alabilmek için kredi çekiyor. Ayrıca istihdamla ilgili de ciddi bir sorun yaşanıyor. Orkestraya girebilen enstrümancı sayısı çok az. Devletin açtığı kadro sınavları ile orkestralardaki kadrolu müzisyen ihtiyacı birbirini tutmuyor. Öyle ki, senelerdir orkestralarda sözleşmeli çalışan sayısı, orkestranın yarısı kadardı neredeyse. Sonra bu sorunu 4B kadro statüsü ile çözmeye çalıştılar fakat eski kadrolu çalışanların haklarının çoğu bu statüde yoktu. Aynı orkestrada aynı işi yapan, sınavla alınmış arkadaşlarımızın arasında sebepsiz bir maaş farkı bile oluşmuş oluyordu. Yani kadro sınavı açmaktan kurtuluyor ve sözleşmeli çalışmayı yasalaştırarak, çalışma yaşamına emekçilerin aleyhine müdahalede bulunmuş oluyorlardı. Cumhurbaşkanı geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklama ile, 4B ve 4C statüsünde çalışan memurların kadroya geçirileceğini duyurdu fakat nedense kültür sanat alanında memurluk yapanlar kapsam dışıydı. Sendikalar bastırmasa, çalışanlar ses çıkarmasa kapsam dışı olarak kalacaklardı sanırım. Şimdi 4B statüsündeki arkadaşlarımızın da kadroya geçirilmesi bekleniyor fakat bu belirsizlik hali de, insanı değersizleştiren bir şey olmalı.
Bunun yanı sıra, Türkiye’deki orkestra çok az, ülkedeki işsiz havuzundaki konservatuvar mezunu sayısı ise gün geçtikçe artıyor. Ayrıca, keman, flüt, obua, çello vb. çalanlar bir orkestrada çalmak hayalini kurabiliyor; fakat piyanistler ne yapacak? Hepsi akademisyen veya korrepetitör* mü olacak? Veya bir piyano almak kolay mı? Piyano öğrencileri mezun olduktan sonra artık okulda çalışamayacakları için evinde bir piyanolarının olması kesinlikle gerekiyor. Piyano fiyatlarına hiç göz atmadıysanız bir göz atın derim. Şimdi bu anlattıklarımın içinde gözümüzün gördüğü nedir? İşsizlik, çaresizlik, geleceksizlik, parasızlık… Hayatın gerçekleri. Ve bu gerçekler sanat emekçisinin yüzüne yüzüne çarpıyor her gün. Ve sanırım buradan da tek bir çıkış var, yine örgütlenmek ve mücadele etmek. Yani biz buradayız demek; sanatımızı icra edebilmek için ihtiyaç duyduğumuz malzemeleri alamıyoruz ve bunları devletin karşılamasını istiyoruz demek. İşsiziz, onlarca sene dur durak bilmeden çalışıp mezun oluyoruz ve devlet bize istihdam sağlamak zorunda demek. Bunları söylemek, her gün yaşanan entrikalarla, çaresizlikle baş etmekten daha kolay olmalı, öyle değil mi?
Yazının başına geri dönüyorum; kurye arkadaşımız, piyanoyu çok tatlı, keyifli ama amatör şekilde çalıyor, dahiyane bir şey değil bu. Ayrıca kurye arkadaşımıza sevimli ve yetenekli bir şov malzemesi gibi davrandığımızın veya emekçilerin kültür sanattan kopuk olması gerçeğine hatalı yaklaştığımızın, verdiğimiz tepkilerin daha çok işçiye kültür sanatı yakıştıramıyormuşuz gibi göründüğünün farkında mıyız? Bir diğer çarpıcı şey ise, kurye arkadaşımızın patronunun tepkisiydi. Kendisini ve arkadaşlarını sömüren patron utanmadan ‘arkadaşımızla konuştuk, davet ettik. Destek olacağız’ diye tweet paylaştı. Maaşları kesen, iş güvenliğini umursamayan, çalışanlarını kendisine para kazandıran araçlar olarak gören bu adam, viral olan videodan kendisi ve şirketi için bir reklam kokusu alınca, çalışanının insan olduğunu mu hatırladı acaba? Biz bu şovun bir parçası olmak, sömürü devam ederken, bize yeteneklerimiz üzerinden, sevimli bir kuklaymışız gibi davranan utanmazların ekmeğine yağ sürmek ister miyiz? Bu patron denen ahlaksızın yetenek avcılığı yapmak yerine, sahip olduğu firmanın çalışanlarına, üniformaları satmaya kalkmayı, maaş kesintileri yapmayı bırakmasını söylesek iyi olmaz mı?
***
Ve bunlarla birlikte; yıllarca emek veren ve gerçekten mükemmel çalan, ama maddi yetersizliklerden ve işsizliğin yaygınlığından dolayı mesleğini yapamayan müzik emekçilerini de düşünmek gerekmez mi bu videoyu överken? Hizmet sektöründe çalışan, ama başka yetenekleri olan, bir yandan sanat öğrenmeye çalışan arkadaşlarımızın ‘ah keşke ben de video çekseydim’ demesi midir onlara reva gördüğümüz? Sanatın ne işe yaradığı ortada işte, neden ihtiyaç duyduğumuz ortada. Neden bu hakkımızı yüksek sesle devletten istemeyelim ki? Neden içimizi ısıtan şeyin ihtiyacımız olduğunu unutalım ve neden içimizi ısıtan şeyin gerçekleri örtmesine izin verelim?
İşte, viral olan ‘kurye piyano çalıyor’ videosunun, bir müzik emekçisine düşündürdükleri. Tablo budur. Bu gerçeklerin üzerini örtmeden ısıtalım içimizi. İhtiyacımız; değerli hissetmekse, insan olduğumuzu hatırlamaksa, söyleyeyim bu düzende bu yok. Yıkalım gitsin. Yenisini kuracak milyonlarca güzel insanımız var. Biz bunu her gün yeniden umut arayarak, birbirimize küçücük bir video ile bile tutunarak kanıtlıyoruz. Sanatı öğrenmenin kolay hale geleceği, sanatla ilgilenmenin lüks olmayacağı, sanat emekçilerinin ve tüm emekçilerin hak ettikleri değeri görecekleri günlere kadar, umudumuz dayanışmamızda ve mücadelemizdedir.
*korrepetitör : Enstrümancılara ve şancılara piyano eşliği yapan kişilere verilen isim.
**Kurye arkadaşımızın patronunun paylaşımına Patronların Ensesindeyiz motokurye - kargo emekçileri dayanışma ağının cevabı için : https://twitter.com/motokuryekargod/status/1613082590856052737?s=52&t=p…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.