Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Kaybolan kuşak, geri dönen mizah

Yaşam, yitirilen boşlukları mutlaka dolduruyor. Bugün sahnede, sosyal medyada, sokakta konuşan gençler belki de yıllardır kuruyan siyasal toprağın ilk filizleri. Belki de bu yüzden mizah yeniden önem kazanıyor. Çünkü mizah sadece güldürmez. İnsanları birbirine yaklaştırır. Yalnız olmadıklarını anımsatır. İnsan kalabilmenin yollarını gösterir. Ve bazen bir toplumun yeniden ayağa kalkması, büyük nutuklarla değil; gerçekçi bir gülmecenin yeşerttiği küçük bir gülümsemeyle başlar.

Aykurt Nuhoğlu

Yayın Tarihi: 29.08.2026 , 08:35 Güncelleme Tarihi: 29.08.2026 , 09:37

Komedyen Deniz Göktaş yeniden tutuklandı.

1994 doğumlu genç bir sanatçı… Yurtdışından Türkiye'ye dönmüş ve ülkeye giriş yaptığı anda gözaltına alınarak tutuklanmış.

Bir tümceyle anlatılabilecek bir olay.

Ama aslında yıllardır biriktirdiğimiz çok daha büyük bir öykünün özeti.

Garip bir ülkede yaşıyoruz. Eleştirinin sınırları sürekli daralıyor. En küçük karşı çıkışın, en ince mizahın, en masum gülümsemenin bile tehdit olarak görüldüğü bir dönemden geçiyoruz.

Oysa bir zamanlar başka bir Türkiye vardı.

Gırgır dergisi yüz binlerce satardı. Karikatüristler siyasetçileri en ağır biçimde eleştirir, insanlar buna güler, siyasetçiler de bununla yaşamayı öğrenirdi. Mizah, toplumu rahatlatan bir soluklanma alanıydı.

Bugün ise mizahın kendisi yargılanıyor.

Aslında yalnızca Deniz Göktaş'ı konuşmuyoruz. Yıllardır aynı tümceyi kuruyoruz:

"Bu kadarı da olmaz."

Sonra biraz daha kötüsü oluyor. Yine aynı tümceyi kuruyoruz.

Bu döngü artık şaşırma duygumuzu bile elimizden aldı.

Kadıköy'de uzun yıllardır yaşıyorum. Liseyi 12 Eylül'den önce Fenerbahçe Lisesi'nde okudum. O yıllar siyasetin yalnızca siyasetçilerin işi olmadığı yıllardı. Üniversitelerde, liselerde, mahallelerde gençler, ülkenin geleceği üzerine söz söylüyor, örgütleniyor, tartışıyorlardı.

Sonra 12 Eylül geldi.

Bir gecede yalnızca insanlar gözaltına alınmadı.

Bir kuşağın belleği tutuklandı.

Bir kuşağın cesareti susturuldu.

Bir kuşağın geleceği elinden alındı.

Resmi rakamlarla yüz binlerce insan tutuklandı, yaklaşık 700 bin kişi gözaltına alındı. İşkenceler, idamlar, yasaklar yaşandı. Ama darbenin en büyük yıkımı belki de sayısal verilere hiç yansımadı.

Kuşaklar arasındaki süreklilik yok edildi.

Demokrasiyi yalnızca seçimler ayakta tutmaz. Demokrasiyi kuşakların birbirine deneyim aktarması yaşatır. Bir kuşak mücadele eder, ardından gelen onun bıraktığı yerden sürdürür.

İşte 12 Eylül bu bağı kopardı. Ortaya büyük bir boşluk çıktı. O boşluk hiçbir zaman tam anlamıyla doldurulamadı.

Siyaset, güçlü kadroların yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Aynı adların, aynı anlayışların uzun yıllar egemen olduğu bir yapıya dönüştü.

İktidar uzun süre değişmeyince, güç denetlenemez duruma geldi.

Güç denetlenmeyince yolsuzluk arttı. Yolsuzluk arttıkça otoriterleşme derinleşti.

Değiştiremeyenlerden dürüst olanlar ise zamanla siyasetten çekildi. Kimileri de bu çürüme ortamına direnemeyip kendine yabancılaştı. Gençlerin önemli bir bölümü ekonomik kaygılar nedeniyle ülkenin geleceğini değil, kendi geleceğini kurtarmaya yöneldi.

Bu da anlaşılabilir bir durumdu. Hayal kurabilmek bile dostluk ve dayanışma içinde olmayı gerektirir.

Deniz Göktaş işte bu kopuştan sonra doğan kuşağın temsilcilerinden biri.

Gösterisinde, "Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda doğdum. Ben büyürken o da iktidarını büyüttü…” diyordu.

Bu tümce yalnızca bir espri değildi. Bir kuşağın özgeçmişiydi.

İnsanlar ona sadece güldükleri için değil, kendilerini onda gördükleri için sahip çıktılar.

Çünkü iyi mizah, kahkahadan önce gerçeği yakalar.

Bugün yaşananlar yalnızca bir komedyenin öyküsü değildir.

Bu, yeni bir kuşağın "Biz de buradayız" deme biçimidir. Çünkü siyaset yalnızca kürsülerde yapılmaz. Bazen bir karikatürde yapılır. Bazen bir şarkıda. Bazen bir tiyatro sahnesinde. Bazen de tek bir tümcede.

İktidarlar en çok da bundan çekinir. Çünkü mizah korkuyu küçültür. İnsan güldüğü şeyden korkmaz olur. Umutsuzluğun yeri değil. Tarih, doğrusal ilerlemiyor ama durmuyor da.

Yaşam, yitirilen boşlukları mutlaka dolduruyor. Bugün sahnede, sosyal medyada, sokakta konuşan gençler belki de yıllardır kuruyan siyasal toprağın ilk filizleri. Belki de bu yüzden mizah yeniden önem kazanıyor. Çünkü mizah sadece güldürmez. İnsanları birbirine yaklaştırır. Yalnız olmadıklarını anımsatır. İnsan kalabilmenin yollarını gösterir. Ve bazen bir toplumun yeniden ayağa kalkması, büyük nutuklarla değil; gerçekçi bir gülmecenin yeşerttiği küçük bir gülümsemeyle başlar.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.