Sayfa yolu
GÖRÜŞ | İstanbul'un içme suyu havzası Ömerli'ye OSB projesi durdurulmalı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Ömür Yaşayan
Yayın Tarihi: 26.10.2026 , 23:00
Ömür Yaşayan, Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Başkanı
Tuzla'da planlanan Biyoteknoloji OSB, İstanbul'un içme suyunun yarısını besleyen havzanın tam ortasına kurulmak isteniyor. Teknik raporumuzda bunun neden kabul edilemez olduğunu anlattık.
Bir havza, yarım şehir
Musluğu açtığınızda akan suyun yarısı, Tuzla'nın bu sessiz köşesinden geliyor olabilir. Ömerli Havzası, İstanbul'un su ihtiyacının yaklaşık yüzde 50'sini karşılıyor. Anadolu Yakası'nın neredeyse tamamı ile Avrupa Yakası'nın bazı bölgeleri, günde 2 milyon 50 bin metreküp kapasiteli Ömerli Arıtma Tesisleri'nin suyunu içiyor. Melen ve Yeşilçay'dan gelen sular da burada depolanıyor.
Proje, tam da bu havzanın uzun mesafeli koruma kuşağında, Tepeören'de yaklaşık 250 hektarlık bir arazide planlanıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı alanı 2021'de belirledi, bölge 2022 sonunda onaylandı. 2024'te İBB Meclisi, 2009 tarihli Çevre Düzeni Planı'nda "kritik öneme sahip alan" ve "doğal ve kırsal karakteri korunacak alan" olarak geçen bu araziyi OSB'ye açtı. İşin garibi, alt ölçekli planlarda alan hâlâ mera, yeşil alan ve düşük yoğunluklu konut olarak görünüyor. Biz de İSKİ ile birlikte dava açan meslek odalarındanız. Mahkemelerden yürütmeyi durdurma ve iptal kararları da çıktı.
Kâğıt üstünde sanayi, kanunda yasak
Bize göre işin en net tarafı hukuki. 4562 sayılı OSB Kanunu, korunması gereken alanların OSB yeri olarak incelenmesine bile izin vermiyor. İSKİ'nin İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği ise uzun mesafeli koruma alanlarında ilaç sentezini, kimyasal üretimini ve kimyasal depolamayı yasaklıyor. Projenin ÇED raporundaki üretim kalemlerine bakmak, bu aykırılığı görmek için yeterli. Biyoteknolojik ilaçlar, antibiyotikler, hormonlar, aşılar, ağır metal son işlemleri bu listede.
Yer seçimi sürecinde analiz yapılmamış, kurum görüşleri alınmamış, ekolojik ve hidrojeolojik eşik çalışmaları ortada yok. 160 sanayi kuruluşu, 200 KOBİ, 250 start-up ve yaklaşık 20 bin çalışan öngören bir proje, iki adalık küçük bir "plan değişikliği" ile geçirilmiş. Oysa bu ölçekte bir karar plan revizyonu ister. 16 Nisan 2025 tarihli bilirkişi raporu da bizimle aynı yönde: Yer seçimi hatalı, etkiler bölgesel, havzayı korumanın kamu yararı ise sektör kümelenmesinin ekonomik yararından üstün.
Ya bir şey ters giderse?
Bu tür projelerde asıl soru, her şey yolunda giderse ne olacağı değil; bir şey ters gittiğinde ne yaşanacağıdır. En gelişmiş arıtma teknolojileri bile karmaşık ve kalıcı kirleticilerin tamamını ortadan kaldıramaz. Üstelik en ileri teknolojiyle tasarlanan tesislerde dahi, tesisi korumak amacıyla devreye girebilecek bypass ve taşkın senaryoları göz önünde bulundurulur. Bir boru kaçağı, depolama kazası, taşkın, elektrik kesintisi veya deprem nedeniyle tesisin hasar görmesi; kirleticilerin çevreye ve su varlıklarımıza yayılmasına, ekosistemlerin zarar görmesine ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.
Alan, çatlaklı bir jeolojik yapıda ve yeraltı suyu beslenim bölgesinde bulunuyor. Çevresinde 21 diri fay var; deprem riski çok yüksek ve şevlerde heyelan ihtimali söz konusu. Deprem sırasında tesiste meydana gelebilecek bir hasar sonucu sızan kimyasallar, yeraltı suyuna ve oradan dereler aracılığıyla Ömerli Barajı’na ulaşabilir. Bu tür bir sızıntı, ölümcül tehlikelere yol açabilecek sonuçlar doğurabilir. Zarar bir kez verildiğinde geri alınamaz. Buna tarım arazilerinin ve meraların kaybı, doğal habitatların yok olması ve su toplama kapasitesindeki düşüş de ekleniyor.
Su havzalarında bu tür tesislerin kurulması ve işletilmesi kabul edilemez. Su varlıklarımızı ve yaşamı riske atabilecek projelerde, olası zararların sonradan giderilebileceği varsayımına güvenilemez.
Ne isteniyor?
Taleplerimiz açık: Proje durdurulmalı, plan kararları iptal edilmeli. Başka bir yere taşınacaksa bu seçim de bilimsel ölçütlerle yapılmalı, başka bir hassas ekosistemin pahasına olmamalı. Bunun yanında şunları istiyoruz:
- Ömerli Havzası Koruma Planı bir an önce onaylanıp istisnasız uygulanmalı.
- Havzada sanayi ve yapılaşma baskısı, yatırımlar tek tek değil kümülatif etkileriyle değerlendirilerek durdurulmalı.
- Tarım alanları, meralar ve dereler korunmalı.
- Deprem ve ikincil afet riskleri yer seçiminin parçası olmalı. ÇED ve denetimler arıza ve afet senaryolarını da kapsamalı.
- Kurumlar arası koordinasyon sağlanmalı, plan raporları, ÇED'ler ve su kalitesi verileri kamuya açılmalı.
Son sözümüz nettir: İçme suyu havzaları sanayi yatırımlarına açılacak alanlar değildir. Kentlerin su güvenliği, sonradan alınacak önlemlerle güvence altına alınamaz. Su varlıklarını ve yaşamı tehdit eden, geri dönüşü mümkün olmayan ekolojik riskler barındıran bu tür projelere izin verilmemelidir. Suyun korunması bir tercih değil, yaşamsal bir zorunluluktur.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.