Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

GÖRÜŞ | Bize nasıl bir söz lazım?

Bu söz yeni bir söz değil, eskinin yenisi. AKP de bu sözlerle iktidara gelmemiş miydi? AKP’de demokrasi gören liberaller de bu sözleri dillerine pelesenk etmemiş miydi?

Fatih Beyaztaş

Yayın Tarihi: 09.01.2023 , 07:24 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Batıyla iyi ilişkiler... Küresel ekonomik sisteme uyum sağlama... Demokratik ve ortak ufka sahip bir toplum yani aynı gemide olma arzusu... Bekir Ağırdır'ın "Bize Yeni Bir Söz Lazım" isimli kitabında Türkiye’nin içinde bulunduğu tablodan çıkış yolu olarak sunduğu çözüm önerileri bunlar. Türkiye'de emekçilere, halka somut gerçek bir çözüm yolu sunamayacakların, sunmak istemeyecek her siyasi odağın başvurduğu gün kurtarıcı sözler bunlar ve hiçbiri yeni bir şey sunmuyor. Ömrü tükenmiş, uzatmaları oynaması gereken bir iktidarın karşısında umut olmaya çalışan ama bunu beceremeyen muhalefetin tarihimizde hep karşılaştığımız bilindik sözleri bunlar ve bize bir yerlerden tanıdık geliyor. Bu söz yeni bir söz değil, eskinin yenisi. AKP de bu sözlerle iktidara gelmemiş miydi? AKP’de demokrasi gören liberaller de bu sözleri dillerine pelesenk etmemiş miydi? Yeni bir şey yok diyebiliriz.

Yaman bir çelişki

Ağırdır, ülkemize dair düşüncelerini aktarmadan önce dünyanın içinden geçtiği sürece ve içinde bulunduğu duruma dair çeşitli değerlendirmeler yapmakla beraber işaret ettiği çeşitli sorunlara da kendi bakış açısından çözüm önerileri sunuyor. Yazarın "küresel buzul çağ" diye tariflediği son yirmi yıllık dönemde yaşanan uluslararası gelişmeleri aktardığı bölümde1 emperyalizmin, kendisinin deyimiyle küresel ekonomik ilişkilerin, yarattığı katliamlarla ve yıkımlarla dolu savaşlarından bahsederken bir yandan da ülkemize böylesi bir dünyada küresel ekonomiye entegre olma temennisinde bulunarak bir çelişkiye düşmektedir. Ülkesi için barış isteyen kendisinin, savaşı ve eşitsizliği üreten bir dünya sistemine entegre olmayı öğütlemesi yaman bir çelişkidir. Bizler biliyoruz ki emperyalizmin var olduğu bir dünyada halklar için umutlu ve eşit bir gelecek çıkmaz. Emperyalizm; savaş çığırtkanları, tekeller ve sömürücülerin çıkarınadır.

Bireyin yaşadığı ülkenin sorunlarına dair sunduğu çözüm önerileri ve ülkesine dair görüşlerinin beslendiği bir diğer kanal onun dünyaya dair, genel düzene dair dünya görüşü ve yaklaşımlarıdır. Bekir Ağırdır, kitabında yer yer kapitalizmin kötülüklerinden ve yarattığı tahribattan yakınırken hâla bütün bu yıkımın kaynağı olan sistemi reddetmeden evrensel barış ve insan hakları gibi aslında soyut taleplerin gerçekleşmesini temenni ediyor. 

“Kapsamlı ve çok aktörlü yeni bir küresel barış ve denge senaryosu hakim olmadıkça belli ki bu bölüşüm kavgası sürecek.”2   
Çocuklarını aç bir şekilde okula göndermek zorunda kalan insanlarla, dünyanın bütün zenginliklerini o açlık vasıtasıyla mülk edinen insanları hangi mutabakat bir araya getirebilir de evrensel barış hakim olabilir. İşin kötü tarafı da bütün gerçekliğe rağmen böylesi talepler, dünyayı yağmalayan patronlar için zararsız söylemler haline geliyor ve düzenin eşitsizlik yaratan kaynaklarına işaret etmeyi es geçip düzenin devamını sağlamanın aracı haline geliyor.

Acınası bir ütopya

Sınıfların karşı karşıya geldiği eşitsiz ve sömürünün hakim olduğu bir dünyada yazarımızın gelir adaletsizliğine, emek sömürüsüne açlığa ve yoksulluğa karşı önerdiği çözüm ise: 

“Dünyanın gelişmiş ülkelerinin, sermayedarların, şirketlerin bugüne kadar aldıklarının hiç değilse bir kısmını topluma ve dünyaya geri verecekleri yeni bir zihinsel modele ihtiyaç var.” oluyor.3

Yeni zihinsel model diye ifade ettiği öneri bundan iki yüz sene önce yaşayan ütopyacılarının önerisi oluyor. Daha eşit bir gelecek için, umutla yarına bakabilmek için patronların bizim sayemizde elde ettikleri kârların bir kısmından medet ummak acınası bir ütopyadır. Ölümü gösterip sıtmaya razı edilmektir.

Bu uzlaşma kime yarayacak?

Yaşadığımız dünyaya dair görüşü bu yönde olan yazarımızın ülkemizin çıkmazına dair sundukları ise toplumsal uzlaşma, ortak ufuk, mutabakat, ne yaşamışsak yaşayalım kutuplaşmadan bir arada yaşamak oluyor ki şaşırtıcı gelmiyor. Hangi kesimler nasıl ve ne şekilde uzlaşacak? Bu uzlaşma asıl kime yarayacak? Bu tür sorular ise havada kalıyor.  Kimlerin uzlaşması? Kime yarayacak uzlaşma? Gece gündüz demeden çalışıp borç içinde yaşayanlarla, emeği sömürülüp yaşamı çalınanlarla, emekçinin sırtından geçinip zenginleşen ve ülkenin tüm zenginliklerini mülk edinen sermaye sınıfının ortak bir ufukta uzlaşmalarının ülkemizin bekası adına gerekli olduğu sonucuna götürüyor bizi bu uzlaşma. Ülkemizi siyasal islamın kurallarına göre şekillendirmek isteyip toplumu bir karanlığa mahkum edenlerle; eşit, özgür ve laik bir toplum isteyenlerle mi uzlaşma sağlanacak? Peki bu uzlaşmanın nasıl gerçekleştirebileceğini sorduğumuzda verilen cevap ise zenginlerin kârlarının bir kısmını biz emekçilere vermesi ve helalleşme çağrısı oluyor. Biz öleceğiz, yaralanacağız, yoksul kalacağız, çocuklarımız tarikatların kurbanı olacak ama ülkenin huzuru ve demokrasi için bir de bize bu hayatı yaşatanlara minnet edip para isteyeceğiz. Yeni bir sözün de böylesi.

İçinde bulunduğumuz buhrana çözüm olarak sunulanın böylesi acınası bir istek olması muhalefetin ve onun ideologlarının da bu düzenin değişmesini istemeyen programsız ilkesiz unsurlardan oluştuğunu göstermektedir bize. Baskıya, karanlığa, sömürüye böyle karşı gelinemez. Onların beslendiği kaynaklarla uzlaşarak ancak iktidar ve yandaşlarına güç kazandırılır. Bize uzlaşmalar değil hakkı yenilenin, sömürülenin, yaşam hakkı elinden alınanın hakkı ve geleceği için örgütlü mücadele edip hakkını alacağı bir Türkiye lazım.

Buradan umut çıkmaz

Toplumsal uzlaşma çağrısı, muhalefetin toplumun bütün öfkesini ve değişim isteğini sadece seçim sandıklarına hapsederek pasifleşmesi politikasına karşılık gelmektedir. Aman tadımız kaçmasın politikasıdır bu. Buradan umut çıkmaz. Bu yolla iktidarın değişmesini beklemekte saflıktır ve bir aldatmacadır. Böylesi bir siyasi yaklaşım ise AKP ve onun beslediği patronlara muhalefetten öte aynı zeminde durdukları anlamına geliyor. 

Ağırdır ayrıca muhafazakarlarla da uzlaşma talep ediyor. 

“Yaşanan yıkımı bir yaratıcı yıkım sürecine çevirebilmek için böyle bir strateji gerek. Bunun yolu ve ön şartı muhafazakârlar-sekülerler- Kürtler şeklinde gruplanan Türkiye’nin üç büyük toplumsal kesimi arasında bir uzlaşma inşa edebilmek.”4

AKP’ye karşı, AKP’nin yürüttüğü siyasetle nasıl bir yenilik sağlanabilir?

Türkiye’de muhafazakarlık siyasal islamla özdeştir ve siyasal islamın toplumda karşılık geldiği en önemli unsurları tarikatlar ve cemaatlerdir. Ülkemizde birçok çocuk istismarının, katliamın, çocuk yaşta evliliğin, gericiliğin kaynağı olan bu karanlık ve iktidarla işbirliği içerisinde olan yapılarla uzlaşma öneren ve yeni bir sözü bunu da kapsayan görüş tam da iktidarın varlığının sürdürmesinin kaynağı haline gelmektedir. Cumhuriyetin ilerici laik kazanımının yok sayılmasıdır bu. Türkiye gericiliği ve siyasal İslam tam da bu kanaldan besleniyor. Ağırdır’ın değişmesini istediği iktidar da beslediği cemaatlerle, tarikatlarla bu gericiliği yaratmıyor mu? AKP’ye karşı, AKP’nin yürüttüğü siyasetle nasıl bir yenilik sağlanabilir? Bugün tarikatların ve cemaatlerin kapatılmasını talep etmeyen, amasız fakatsız laiklikte ısrar etmeyen her siyasi oluşum ülkenin daha da karanlığa sürüklenmesinde pay sahibi olacaktır. Bu durum "aman muhafazakarları incitmeyelim" hassasiyetiyle oy hesabı yapmakla meşru kılınamaz ve mazur görülemez. Üstelik oyları ya da siyasi tercihleri her an hassasiyetleri üzerine gerçekleştirilen politikalarla değişen bir muhafazakâr kesimin de varlığı nasıl tespit ediliyor ya da böyle bir kitle gerçekten var mıdır meçhul. 

'Ürkek muhafazakarlar, umutsuz gençlik, öfkeli dindarlar...'

Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var. Sosyal bilimler, böylesi durumları bilimsel bir kılıfla inşa etmek için kullanılmak istendiğinde elverişli bir alan sağlıyor. Yazarımız, KONDA araştırma şirketinin yönetiminde ve kitabında da anketlerinden yararlanmaktadır. Anketler ve saha araştırmaları, önceden belirlenmiş belli bir strateji çerçevesinde şekillenmiş sorularla, insanlarla yaptıkları görüşmelerin sonucunu eğilim gösterdikleri siyasi görüşün projeleri çerçevesinde yorumlayabiliyorlar. Ürkek muhafazakarlar, umutsuz gençlik, öfkeli dindarlar... böylesi kavramlar üretilebiliyor ve bir siyasi projenin parçası haline getirilebiliyor. Ağırdır'ın bu alanda verdiği emek önemli olmakla beraber görünen o ki Ağırdır, siyasi çözüm ve çıkış yolu için önerdiği toplumsal uzlaşmayı kendi anket şirketinin sonuçlarıyla da ne tesadüf ki desteklemiş oluyor. AKP ve onu destekleyen toplumsal kesimlerle ve onların dünya görüşleriyle toplumsal uzlaşmayı isteyen bir siyasal strateji kurulmasını tavsiye ediyor. 

“Ve eğer muhalefet partileri şimdiye kadar tercih ettikleri kolay yoldan gidip listelerine dindar olanlar arasından isimler koymak yerine gerçekten dindarların da değişim umuduna bir cevap üretebilirse hikâye değişecek.”5

Bu değişim umuduna cevap üretmek için helalleşme çağrısı yapılıp, başörtüsü gündemi yaratılıyor. Değişen hikayede yanan laiklik oluyor.

Ağırdır'ın yönettiği KONDA anketlerine göre dindarlar kendi değer ve kazanımlarının muhalefet tarafından geri alınacağı endişesiyle güvensizlik içerisindeler. Anketle bilimsel bir kılıfa da oturtulduğuna göre AKP eliyle siyasal islamın önemli dayanakları haline gelen başörtüsüyle, cemaatlerle tarikatlarla, onlara alan açacak şekilde uzlaşma sağlanması en önemli siyasi strateji haline gelmiş oluyor. Elbette mesele bireyin dini tercihlerine müdahalede bulunmak değil fakat oy hesapları üzerinden, aman muhafazakarları ürkütmeyelim endişesi üzerinden siyasal islama ve dinci gericiliğe alan açmak hem laikliğe ters bir tutumdur. Hem de siyasi havayı daha da sağcılaştıran ve toplumsal yozlaşmaya meşruiyet sağlayacak bir tutumdur. Anlaşılan toplumsal uzlaşma, toplumu büsbütün sağa ikna ederek sağlanan bir proje haline gelecek. Uzlaşmanın neleri barındırdığını ise detaylıca anlatıyor Ağırdır. Nihayetinde vardığı nokta ise:

“Mahalle ihtiyar heyeti ya da yerel yönetim meclislerinden başlayarak uzlaşmalar üretip insanların birbirine karşı saygılı ve uzlaşmacı davranmasını sağlamalıyız” oluyor.6

Bunların hiçbiri yeni sözler değil üstelik bir heyecan da yaratmıyor. Böylesi görüşlerin toplumda karşılık bulmasının en temel sebeplerinden biri de görüşlerin yeni ve heyecan verici olmasından ziyade toplumun artık umut ve değişim için yarattığı muazzam taleptir. AKP'nin ve sermaye sınıfının ülkemizi getirdiği durumdan elbette kurtulmak istiyor ve AKP'nin gitmesini istiyoruz. Bu konuda Ağırdır ile aynı duyguyu paylaşıyoruz fakat kendisinin siyaset anlayışı ve çözüm önerileri, bunun başarılabilmesi adına etkisiz hatta tam tersine AKP'nin yarattığı değerlerin toplumda kalıcı hale gelmesini sağlayacak bir sağcılaşmayı yaratacak tehlikeyi barındırmaktadır. Hâl böyle olunca bize gerçekten Ağırdır’ın “yeni bir sözü” mü lazım? Vakit ilkeli, programlı bir şekilde laik, kamucu ve sömürünün olmadığı bir yaşam için eylemde olma vaktidir.

  • 1Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022, sf.31
  • 2Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022 sf.39
  • 3Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022 sf.46
  • 4Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022 sf.67
  • 5Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022, sf.83
  • 6Ağırdır Bekir, Bize Yeni Bir Söz Lazım, MUNDI kitap, 2022, sf. 175

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.