Sayfa yolu
GÖRÜŞ | Afganistan’da son durum: Talihsiz bir halkın bitmeyen çilesi
Yayın Tarihi: 22.12.2021 , 17:16 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Taliban’ın başkent Kabil’i ele geçirip, kısa süreli direnişleri saymazsak, ülkede kontrolü büsbütün ele almasının üzerinden dört ay geçti. Bu süre zarfında yaşananlar Afgan halkının on yıllardır süren çilesinin daha uzun yıllar devam edeceğini gösteriyor. Açıkçası Afganistan’da Taliban’ın uzun süre iktidarı elinde tutacağı gerçeği haricinde netleşmiş pek bir şey yok. Ülkede ağır bir yıkım devam ediyor, insani kriz had safhada, bölgesel ve emperyalist güçlerin bütün meselelerde kendi ajandalarına önceleyen politikaları tüm bunların derinleşmesine neden oluyor.
Taliban rejimi, ülke içindeki sorunlar ve iç çekişmeler
Taliban’ın iktidarı ele alış sürecini kısaca hatırlayalım. 2020 yılının Şubat ayında Katar’ın başkenti Doha’da ABD ve Taliban arasında varılan antlaşma ile ABD’nin ülkeyi 2021 yılında tamamen terk edeceği kesinleşti. 2021 yılının bahar aylarında, ABD ve müttefiklerinin ülkeden çekilme süreci yavaş yavaş başlarken, Taliban’ın hızlı yükselişi de başlamış oldu. Yazın başında Taliban pek çok önemli kenti kuşatmış ve kırsalda üstünlüğü sağlamıştı. Ağustos ayında ise NATO işgaliyle birlikte kurulan Afgan hükümeti kimsenin beklemediği bir hızda çöküverdi. Taliban, en azından siyasi kanadının beklemediği ve hatta pek istemediği bir hızda ülke idaresini ele aldı, daha doğrusu ülke idaresi Taliban’ın kucağına düşüverdi.
Böylece Afganistan’da on yıllardır devam eden belirsizlik ve kaos yeni bir döneme girmiş oldu. Taliban’ın otoritesi daha ilk ayda ciddi sınavlardan geçmek zorunda kaldı. IŞİD’in Afganistan kolu olan ISKP (İslam Devleti Horasan Vilayeti) başkent Kabil dahil olmak üzere ülkenin pek çok bölgesinde büyük saldırılar gerçekleştirdi. ISKP’nin Şii Hazareleri hedef alan saldırıları ülkede her zaman potansiyeli olan etnik-mezhepsel bir patlama ihtimalini ortaya çıkardı. Ancak ISKP’ye karşı Taliban, sert önlemler alarak kontrolü sağlamış görünüyor. Özellikle Nangarhar vilayetinde ISKP’nin ufak çaplı saldırıları devam etse de Taliban’ın otoritesini sarsma ihtimali görünmüyor. Burada bir hatırlatmada bulunmak gerekiyor. IŞİD, Suriye ve Irak’ta ezildikten sonra İran ve Rusya, ABD’nin IŞİD militanlarını Afganistan’a taşıdığı iddiasında bulunmuştu. Hakikaten o tarihlerden sonra ISKP’nin faaliyetlerinde dikkat çeken bir artış söz konusu oldu. ABD, işgale son verdikten sonra bölgedeki varlığının büsbütün sona ermemesi için ISKP’yi bahane olarak kullanıyor. İşgal sona erdikten sonra ABD, ISKP’yi hedef aldığını iddia ederek bazı SİHA saldırılarında bulundu. Taliban yönetimi bunu Doha Anlaşmasına aykırı ve Afganistan’ın egemenliğine saldırı olarak görüyor.
Taliban’ın otoritesi için bir başka tehdit Tacik derebeyi ve savaş ağası Ahmed Mesud liderliğinde Pencşir Vadisi merkez olmak üzere başlatılan direnişti. Ahmed Mesud, Taliban iktidarı ele aldıktan sonra Ulusal Direniş Cephesi adıyla, büyük ölçüde Taciklere dayanan bir direniş başlattı. Ahmed Mesud’un bu direnişle bölgesel otoritesini korumayı ve Taliban’ı Tacikler dahil olmak üzere tüm etnisiteler ve güç odaklarıyla iktidarı paylaşmaya zorlamayı hedeflediği anlaşılıyor. Direniş ilk haftalarda Pencşir’in dışına sarkma emareleri gösterdi. Ahmed Mesud’un mücahidleri, Pencşir’in savunmaya elverişli coğrafi yapısı ve Kabil hükümetinden kalan silahlar sayesinde kısmi başarılar elde etti. Bu durumun tersine dönmesi ise uzun sürmedi. Müzakerelerin başarısızlığa uğraması üzerine karşı saldırı başlatan Taliban kısa sürede Ahmed Mesud’un birliklerini Pencşir’e sıkıştırdı. Bu noktada işler ilginç bir hal aldı. Pakistan istihbaratının şefinin Afganistan’a gelmesinin ardından kısa süre içinde direniş kırıldı. Taliban Pencşir meskun mahallerinde tam kontrol sağladı, Ahmed Mesud’un mücahidleri Pencşir’in dağlık bölgelerine çekilerek vur kaç stratejisi başlatmak zorunda kaldı. Pencşir’in düşmesinde Pakistan’ın doğrudan hava desteğinin etkili olduğu iddia ediliyor. İddia edenler arasında Ahmed Mesud cephesinin yanında İran gibi ülkeler de bulunuyor. Özellikle, direnişin sözcüsü olan Fehim Deşti’nin ölümü bir SİHA saldırısı sonucunda olmuş görünüyor. Sonuç olarak, Pencşir direnişi yenilmiş, çete savaşlarını saymazsak Taliban için bir tehdit olmaktan çıkmıştır. Ahmed Mesud muhtemelen Tacikistan’a sığınmış durumda.
Taliban için bir diğer önemli sorun ise hala çözülebilmiş değil. Afganistan’daki son durumu takip etmede en zor başlık bu. Taliban bilindiği üzere içinde çeşitli yönelimleri, hizipleri, fraksiyonları barındırıyor. Aşiretler ve bölgeler arasında da ayrımlar söz konusu. Taliban için bu başlıkta en önemli sorun ise siyasi kanat ile askeri kanat ve özellikle de Hakkani şebekesi arasındaki çekişme ve anlaşmazlıklar.
Taliban iktidarı ele geçirdikten sonra kapsayıcı bir hükümet kurmaya çalışması muhtemel görülüyordu. Siyasi kanadın yıllardır süren çabaları bölge ülkeleri ve dünyaya Taliban’ın değiştiğini kanıtlamak üzerineydi. Siyasi kanat, 2001 öncesi alışkanlıklarla ülkede kontrol sağlanamayacağını, uluslararası toplumla entegre olunmadan Afganistan’ın idare edilemeyeceğini, ülkede Peştunlar haricindeki entisiteler ve güç odaklarıyla mutabakat sağlanmadan otorite tesis edilemeyeceğini düşünüyor. Üstelik ideolojik olarak kayda değer farklılıklar taşıdığı El Kaide gibi selefi örgütlerle birlikte anılmaktan rahatsız. Askeri kanat ve spesifik olarak Hakkani şebekesi, iktidarı Peştunlar haricindeki etnisite ve mezheplerle paylaşmamakta kararlı. El Kaide ile ilişkilerin büsbütün koparılmasına sıcak bakmıyorlar, dış politikada Pakistan odaklı bir siyasette ısrarcılar. İşgal yıllarında intihar saldırılarının tamamına yakınını gerçekleştiren Hakkani şebekesi, iktidarı ele geçirmede kendi çabalarının başat rol üstlendiğini savunuyor. Başka gruplarla iktidarı paylaşmak bir yana, siyasi kanada dahi çok fazla koltuk kaptırmaya niyeti yok. Bu ve benzeri anlaşmazlıklar Kabil düştükten sonra Hakkani şebekesi ve Molla Abdulgani Berader’in liderlik ettiği siyasi kanat arasında hükümet krizine neden oldu. Taliban, Ekim ayına kadar hükümet kurmayı başaramadı. Pakistan istihbarat şefinin ülkeye gelmesinin ardından görüşmeler Hakkani şebekesi lehine sonuçlandı. Kurulan hükümet Taliban üyelerinden oluşuyordu ve üç koltuk haricinde Peştun bakanlar atanmıştı. Hakkani soyadına sahip bakan sayısı da oldukça fazlaydı. Pakistan, doğrudan müdahale ederek Pencşir direnişinin askeri olarak ezilmesini sağlamıştı. Bu sayede Hakkani şebekesi de siyasi kanada karşı üstünlük sağlamış görünüyor.
İki grup arasındaki çekişmeler ne bundan ibaret ne de bitmiş durumda. Farklı kamplardan Taliblerin zaman zaman çatıştığı haberleri geliyor, hatta her ne kadar doğru olmadığı ortaya çıksa da Berader’in dahi Hakkani şebekesinden Taliblerin saldırısıyla yaralandığı iddia edilmişti. Siyasi kanat, halihazırda var olan hükümetin geçici olduğunu vurguluyor. Bölge ülkelerinin ve batının da hoşuna gidecek yeni ve kapsayıcı bir hükümet kurma arzusunda olduklarını her fırsatta dillendiriyorlar. Hakkani şebekesinin böyle bir niyeti bulunmuyor. Tüm bu anlaşmazlıklar henüz büsbütün kontrol dışına çıkmış değil, ancak böyle bir potansiyeli ciddi ölçüde barındırıyor. Yabancı ülkelerin Taliban’a uluslararası tanınma için talep ettikleri temel şart ise kapsayıcı bir hükümetin kurulması. Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai de Taliban’a bu nedenle bir tür aşiretler yüksek şurası olan Loye Cirge’yi (Loya Jirga) toplayarak yeni hükümetin kurulması çağrısını yineledi.
Afgan halkı kurtlar sofrasında
Afgan halkı dünyanın en talihsiz halklarından biri. ABD’nin başını çektiği emperyalizm, Pakistan, Suudi Arabistan ve Çin; Afgan halkına 1979 yılında gerçekleştirdiği devrimin bedelini ağır bir yıkımla ödetti. Bu yıkım SSCB sayesinde bir süre önlense de, SSCB bir ihanet şebekesinin eline düştüğünde Afgan halkının tek bir dostu kalmadı. Bugün de durum farklı değil. Afgan halkı ağır bir yoksulluk, gericilik, derebeyleri, uyuşturucu ve Taliban’dan yeterince acı çekmiyormuş gibi emperyalizmin ve bölgesel aktörlerin çekişmelerinin acısını da çekmek zorunda kalıyor.
Batı emperyalizmi, Taliban rejimini resmi olarak tanımıyor, daha doğrusu tanımıyormuş gibi yapıyor. AB ve AB ülkeleri Taliban heyetiyle sık sık biraraya geliyor. Hatta Doha’da gerçekleşen bir görüşmede AB heyetindeki kadın delegeler başörtüsü takacak kadar Taliban’ın “değerlerine” hassasiyet gösteriyor. Buna rağmen Batı Afganistan’a adı konmamış bir ambargo uyguluyor. Taliban’ı yola getirme amacıyla izlenen bu siyasetin kaybedeni yine Afgan halkı. Batı, Taliban’ı Afgan halkının açlığıyla terbiye etmeyi tercih etmiş durumda. Karşılığında uysal, batı menfaatlerine aykırı bir siyaset izlemeyen bir Taliban görmek istedikleri açık. Keza hiçbir ülke Talibansız bir Afganistan’ın mümkün olabileceğine inanmıyor.
Çin’e geçelim. Çin diğerleri kadar bilinmese de 1979 yılında iktidara gelen devrimci hükümete karşı oluşturulan uluslararası komplonun önemli aktörlerinden biriydi. Karşıdevrimci gruplar arasında Çin destekli maocular olduğu gibi, cihatçılara silah ve para desteği veren ülkeler arasında Çin de bulunuyordu. ABD’nin cihatçılara verdiği Stinger omuzdan ateşlenebilir karadan havaya füzeler kadar ünlü değil ama Çin’in verdiği piyade tüfekleri cihatçıların temel silahları arasındaydı.
Taliban’ın son büyük geri dönüşünde, Taliban ile çalışmaya en istekli ülkelerden biri de Çin. Taliban henüz iktidarı ele geçirmeden önce üst düzey bir heyeti Çin’de ve bizzat Dışişleri Bakanı Vang Yi tarafından ağırlandı. Çin - Taliban yakın ilişkileri takip eden aylarda da sürdü. Ağır bir insani krizin yaşandığı ülkeye Çin defalarca insani yardım gönderdi. Çin’in bu istekliliğinin birkaç nedeni var. ABD’nin, Afganistan’dan çekilmesi Çin için batı sınırlarındaki önemli bir tehdidin sona ermesi manasına geliyor ve yeni bir tehdit ihtimalini doğuruyor. ISKP özellikle doğu bölgelerinde yani Çin sınırına görece yakın bölgelerde faaliyet gösteriyor. ISKP’nin güçlenmesinin Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi için bir tehdit manasına geleceği açık. Taliban’ın güvenlik ve istikrar vaadi bu nedenle Çin’i de cezbediyor. Güvenlik sorunu çözülmüş, istikrara kavuşmuş bir Afganistan’ın Çin için ekonomik bir önemi de söz konusu. Afganistan, Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi için önemli bir coğrafi konumda. Bu girişimin Urumçi - Tahran arasında planlanan hattının bir kısmı Afganistan’dan geçebilir ve Afganistan’ın güvenliği bu hattın da güvenliği manasına geliyor. Bir diğer önemli ekonomik başlık Afganistan’ın yeraltı zenginlikleri. Afganistan, elektrikli araçların bataryası için olmazsa olmaz bir öneme sahip lityum madeninin Suudi Arabistan’ı olarak biliniyor.
Afganistan ve Taliban için bir başka çok önemli ülke elbette Pakistan. Pakistan hem devrimci hükümete karşı örgütlenen karşıdevrimin baş aktörlerinden biri olması nedeniyle hem de Taliban’ın kuruluşundan bu yana sürdürdüğü ilişkilerle Afganistan sorununun en kirli aktörlerinden biri. Taliban’ın doğrudan Pakistan istihbaratı ISI tarafından yaratıldığı sır değil. Pakistan topraklarındaki Hakkaniye medresesi, örgütün en önemli ideolojik merkezi ve bugün hala Hakkani şebekesinin temel militan kaynağı.
1893’te Britanya tarafından dayatılan Afganistan - Hindistan (günümüzde elbette Pakistan) sınırının Peştunları iki ülkeye ayırması Pakistan kurulduktan sonra devasa bir soruna dönüştü. Afganistan ve Pakistan arasındaki sınır anlaşmazlıkları iki ülkenin dış politikasının temel belirleyici unsurlarından biri haline geldi. 1979 Sevr Devrimi’ni boğmak için Pakistan’ın gösterdiği çabanın en önemli nedeni de budur. Sonraki süreçte ABD’nin de desteğiyle Pakistan, Taliban’ı yarattı. 2001 öncesinde, Taliban’ın ilk iktidarında Taliban’ın tek müttefiki Pakistan’dı. Pakistan, kendisi de bir Peştun olan başbakanı İmran Han’ın ve tüm devlet aygıtının gayretleriyle Taliban’ı, özellikle de Hakkaniye şebekesini desteklemeye devam ediyor. Pakistan’ın Afganistan’da kendisiyle rekabet halinde olmayan, siyasi ve iktisadi olarak Pakistan’a mahkum bir Peştun yönetimini arzuladığı anlaşılıyor. Pencşir örneğinde olduğu gibi Taliban’ın karşılaştığı sorunlara doğrudan müdahale etmeye dahi çekinmiyor. Fakat ilginç bir ayrıntı var. Taliban’ın Dışişleri Bakanı Muttaki liderliğindeki heyetin İmran Han ile görüşmesinde Taliban ya da Afganistan bayrağı yer almadı. Pakistan tüm desteğine rağmen Taliban Afganistanı’na meşru devlet muamelesi yapmıyor.
Taliban ve Pakistan meselesinde bir başka dikkat çekici ayrıntı Tehrik-i Taliban-i Pakistan meselesi. Tehrik-i Taliban, Pakistan’da faaliyet gösteren ve Pakistan devletini hedef alan bir örgüt. Taliban’ın da arabuluculuğunda sorun çözülmeye çalışılsa da bir sonuca varılmış değil. Pakistan, komşusunun evini yakmanın yalnızca bir alçaklık değil, aynı zamanda büyük bir hata olduğunun da bir örneği.
Hindistan, Pakistan ile tarihsel hasımlığı ve Keşmir bölgesinin güvenliği gibi nedenlerle Afganistan sorununu ciddiyetle takip ediyor. Kabil hükümeti döneminde ülkeye yaptığı yatırımların güvenliği de Hindistan için bir başka önemli başlık. Hindistan, Afganistan konulu tüm toplantılarda kapsayıcı bir hükümetin kurulmasında ısrarcı davranıyor. Kapsayıcı bir hükümetten kasıt, iktidarın büsbütün Taliban’ın, hele Hakkani şebekesinin eline geçmemesidir. Afganistan’da istikrarın büsbütün bozulması da Hindistan’ın hiç arzu ettiği bir şey değil. Olası bir ağır istikrarsızlık Afganistan’ı El Kaide ve IŞİD’in cirit attığı bir coğrafya haline getirebilir ve Hindistan’ın Keşmir bölgesindeki islamcı terör sorununu perçinleyebilir.
Rusya, Taliban’ın yükselişinde pek çok farklı açıdan konuya yaklaştı ve buna devam ediyor. Çin örneğinde olduğu gibi ABD’nin bölgeyi terk etmesi Rusya için de avantajlı bir durum. Rusya güney çeperindeki ABD tehdidinden kurtulmaktan memnun ancak yeni durum yeni kaygılara neden oldu. Çin’in aksine Rusya’nın Afganistan’da büyük ekonomik arzularının bulunmayışı da güvenlik kaygısını öne çıkarmış görünüyor. Yine de Rusya’nın Taliban siyasetini bir takım kaygılara bağlamak Rusya’nın iddialarını gereksiz derecede kabul etmek manasına gelecektir. Özbekistan ve Tacikistan, Taliban’la 2001 öncesinden bu yana mücadele içinde olan Özbek savaş ağası Raşid Dostum ve Tacik savaş ağası Ahmed Mesud’u desteklemeye devam ediyor. Her iki lider de Taliban karşısında yenilgiye uğradıktan sonra bu ülkelere sığındı. Özellikle Tacikistan’ın Tacikler üzerinden Afgan iç siyasetine müdahil olma arzusunda olduğu görülüyor. Berader, zaman zaman Tacikistan’ın bu politikasına sitem ve altan alta tehditle cevap veriyor. Rusya da Özbekistan ve Tacikistan sayesinde Afganistan iç siyasetine dahil olmaya çalışıyor. Rusya’nın çağrısıyla, bölge ülkelerinin katılımıyla toplanan Afganistan konulu Moskova Formatı’nda, Rusya’nın gayretiyle, Taliban’ı kapsayıcı bir hükümet kurmaya ikna etme kararı alındı. Kapsayıcı bir hükümetin Rusya açısından anlamı, Taciklerin ve Özbeklerin de hükümette yer almasıdır.
İran’ın da Afganistan politikası Rusya’nınki ile benzerlikler içeriyor. Taliban’ın yükselişi ilk başta müesses nizam tarafından memnuniyetle karşılandı. Doğrudan İslam Devrimi Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamaneyi ile bağlantılı olan Kayhan gazetesinde Taliban’ı öven yazılar dahi yayımlandı. ABD’nin yenilgisinde İran’ın çabalarının önemi İran medyasında günlerce anlatıldı. Taliban’ın siyasi kanadının dağıttığı gülücükler, 2001 öncesinde yaşanan sorunların tekrarlanmayacağına dair bir umuda neden oldu.
Ancak Taliban iktidarı ele geçirdikten sonra İran’ın kaygılarını arttıran gelişmeler oldu. Bu kaygıların temelinde İran’ın vekil gücü olarak gördüğü Şii Hazarelerin ülke geleceğindeki konumunun belirsizliği ve Taciklerin tasfiyesi yatıyor. Taliban, Hazarelere eskisi gibi düşmanca yaklaşmıyor hatta kendi bölgelerinde, kendi derebeylerinin kontrolünde neredeyse otonom bir şekilde varlık göstermelerini kabul etmiş görünüyor. Şiilerin dini törenlerine protokol katılımı gerçekleştiriyorlar. IŞİD’in Hazarelere dönük saldırılarını önlemeye gayret ettikleri de söylenebilir. Yine de Hazareler hükümette yer almıyor ve olası bir kapsayıcı hükümetin onları da kapsayıp kapsamayacağı meçhul. Tacikler meselesinde İran’ın tepkisini çeken iki önemli olay var. Birincisi ülkenin en büyük ikinci şehri olan Herat düştüğünde buradaki savaş ağası Tacik İsmail Han’ın Taliban tarafından tutuklanmasıydı. İran, etnik bağlara sahip olduğu, Farsça’nın bir diyalektini konuşan (Deri) Tacikleri de mezhep farklılığına rağmen sahipleniyor. İsmail Han, İran’ın gayretleriyle serbest bırakıldıktan sonra İran’a sığındı ve hala Meşhed’de yaşıyor.
Pencşir’deki Tacik ve kısmen Hazare direnişçilerin yenilgisi de İran’ın kaygılarını arttıran bir başka gelişmeydi. İran kamuoyunda Pencşir’in düşmesi neredeyse doğrudan doğruya İran’a yapılmış bir saldırı olarak görüldü. Reformist muhalefetten askeri müdahale çağrıları dahi geldi. İran için bu meselede en endişe verici olgu Pencşir’in düşmesinde Pakistan’ın üstlendiği roldü. İran, körfez ülkeleriyle yaşadığı sorunlar, İbrahim anlaşmaları, Türkiye ve Azerbaycan’ın Kafkasya’da artan etkinliği gibi gelişmeleri kuşatma altına alınması olarak okuyor. Pakistan’ın Afganistan siyasetine bu denli dahil oluşunu da aynı şekilde görüyor.
İran’ın diğer bir kaygısı, Afganistan’ın İran’da faaliyet gösteren Sünni radikal çeteler için bir güvenli liman haline gelme ihtimali. Afganistan sınırındaki Sistan - Beluçistan ostanının büyük çoğunluğu Sünni Beluçlar ve bu bölge İran’ın ciddi güvenlik sorunları yaşadığı bir bölge. Ceyşül Adl gibi çeteler zaman zaman İran güvenlik güçlerini hedef alıyor.
Körfez ülkeleri içinde Katar’ın Taliban’ın özellikle siyasi kanadıyla yakın ilişkileri bulunuyor. Taliban Siyasi Bürosu yıllardır Doha’da ve hala faaliyetine devam ediyor. Katar hem insani yardımlar yoluyla hem de Kabil Havalimanı’nın işletmesini Türkiye ile birlikte üstlenmeye çalışarak ülkedeki etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Katar’ın Afganistan için bir başka önemi, Taliban’ın iç çekişmelerinde taraf olması. Siyasi kanat ile geliştirdiği ilişkilere binaen Katar, neredeyse açıkça siyasi kanadın yanında. Katar, Doha Anlaşması sürecinde üstlendiği rolün ve siyasi büroyla geliştirdiği ilişkilerin meyvelerini toplamaya çalışıyor.
Ve elbette Türkiye… Türkiye’nin, dış politika alışkanlıklarının aksine Afganistan meselesinde oldukça temkinli olduğu görülüyor. Ülkedeki bütün taraflar, Türkiye’nin tarihi kökenleri olan ve NATO işgali yıllarında üstlendiği yumuşak güç rolüyle perçinleşen itibarı nedeniyle Türkiye’ye karşı dostane bir tavır sergilemeye gayret ediyor. Taliban, her ne kadar ABD’nin talebi olan Kabil Havalimanı’nın güvenliğini Türkiye’nin sürdürmesi teşebbüsünü boşa düşürmüşse de Türkiye ile yakın ilişkiler kurmak niyetinde. Türkiye’nin Maarif Vakfı’na bağlı okulları ülkede faaliyetine devam ediyor. TİKA çalışmaları da aynı şekilde sürüyor. Maarif Vakfı’na bağlı okullarda kız çocuklarının da eğitim görebilmesi Taliban’ın Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirme gayretinin bir göstergesi olması açısından önemli. Geçtiğimiz aylarda Muttaki liderliğindeki Taliban heyetinin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından ağırlandığı da hatırlanacaktır. Ancak Türkiye, başka bir coğrafyada bu denli ciddi “olanaklara” sahip olduğunda izlediği siyaseti Afganistan’da izlemekten imtina ediyor. Bunun bir nedeninin Taliban arasındaki çekişmede Türkiye’nin iki önemli müttefikinin farklı kampları destekliyor olması muhtemel görünüyor. Türkiye’nin Katar ve Pakistan arasında bir tercih yapmak istememesi anlaşılır bir neden. Bir başka neden Türkiye’nin geleneksel Afganistan politikasının Özbekler ve Türkmenler üzerine, bilhassa Raşid Dostum üzerine inşa edilmiş olması olabilir. Kalesi Mezar-ı Şerif düştükten sonra Özbekistan’a kaçan Dostum aylar sonra ilk defa 21 Aralık’ta Türkiye’de görüldü.
Afganistan on yıllardır devam eden belirsizliğini korumaya devam edecek. Afgan halkı için yakın gelecekte bir umut görünmüyor. 24 Aralık devrimci hükümetin çağrısı üzerine Kızıl Ordu’nun Afganistan’a destek için girişinin yıldönümü. Onlarca yıl sonra artık bölgesel ve emperyalist güçlerin sofrasına meze olan bu talihsiz halkın dostu yok. SSCB dağıldıktan sonra dünyanın çok daha kötü bir yer haline geldiği açık, bunun en korkunç örneği de Afganistan.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.