Sayfa yolu
GÖRÜŞ | Adaletin yokluğunda: Sakin ve olgun kalmak
Badem Çamöz
Yayın Tarihi: 05.09.2025 , 11:50
Yedi gün, dört kayıp can; 26 Ağustos - 2 Eylül 2025, Bursa’da bir parkın sessizliği, Mersin’de bir aracın yalnızlığı, Boğaziçi’nin kampüsü ve Milas’ın sokakları, şiddetin gölgesinde yitip giden hayatların tanığı oldu.
Bursa’da Sevgi Şendilek, eski eşi tarafından bir parkta bıçaklanarak öldürüldü; failin daha önce de şiddet uyguladığı biliniyordu. Sevgi Şendilek’in yedi kez bıçaklanmasına rağmen failin serbest kalması, cezasızlığın utanç verici bir örneği. Mersin Toroslar’da 16 yaşındaki Hiranur Nilgün Aygar, park halindeki bir araçta tabancayla vurulmuş bulundu. Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde, düğünde çalışan 15 yaşındaki Hilal Özdemir, suç kaydı kabarık bir kişi tarafından silahla katledildi; güvenli sanılan bir alanda. 3 Eylül 2025’te Osmaniye Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde babası kızı Nilgün'ü tüfekle vurarak bacaklarından yaraladı. Muğla Milas’ta ise iki ayrı vaka, şiddetin coğrafya tanımadığını gösterdi.
Rakamlar, gerçeğin soğuk yüzünü ortaya koyuyor. 2024’te 400’ü aşkın kadın cinayeti; 2025’in ilk yedi ayında 292 kayıp, yalnız Temmuz’da 31 cinayet ve 30 şüpheli ölüm. Kadınların yüzde 70’i evlerinde, yüzde 52’si ateşli silahlarla hayatını kaybediyor. Üstelik şiddet, fiziksel cinayetlerle sınırlı değil; Konya Meram Devlet Hastanesi’nde bir genç kadın, kıyafeti nedeniyle tarikatçı doktor Hasan Hüseyin Uysal tarafından “teşhirci” diye nitelendirilerek muayene edilmedi, odadan kovuldu. Sağlık gibi temel bir hak, tarikat mensubu bir “doktor” tarafından engellendi; soruşturma başlatılsa da, güven sorunu sürüyor.
Son bir haftada gerçekleşen canımızı yakan bu olayların hemen öncesinde Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, boşanma süreçlerini "daha sakin ve daha olgun" bir şekilde başlatmak adına aile arabuluculuğu sistemini gündeme getirdi. Bakanın ifadelerine göre, çiftler anlaşamazsa mahkemeye gidecekler ama bu arada arabuluculukla bir nevi "barışma" veya "uzlaşma" zemini yaratılacak. Sanki Türkiye'de boşanmalar, tarafların "olgunlaşmamış" hallerinden kaynaklanıyormuş gibi bir hava estiriliyor. Peki, bu "sakinlik" kimin için? Kadın cinayetlerinin her gün gazete manşetlerini süslediği, şiddet mağduru kadınların adalet arayışında bile öldürüldüğü bir ülkede, bu öneri ne kadar gerçekçi? Ya da daha doğrusu, ne kadar tehlikeli?
Yukarıda değinmiştik, yinelemekte bir sakınca yok. Türkiye'de 2024 yılı boyunca kaydedilen kadın cinayetleri sayısı 400'ü aşmış durumda; bunların önemli bir kısmı boşanma aşamasındaki kadınlar. İstanbul Sözleşmesi'nin terk edildiği, 6284 sayılı yasanın bile etkili uygulanmadığı bir ortamda, kadınlar boşanmak istedikleri için katlediliyor. Emine Bulut'un "Ölmek istemiyorum" çığlığı hâlâ kulaklarımızda yankılanırken, sayısız kadının hikayeleri hafızalarımızdan silinmedi. Bu cinayetlerin failleri genellikle “eş”ler veya eski “eş”ler; yani tam da arabulucunun uzlaştıracağını düşündüğü taraflar. Peki bakana soralım, katiller de sakinler mi? Katiller uzlaşmadan ders çıkarır ve öldürmekten vazgeçer mi?
Bakan Tunç'un "sakin ve olgun" başlangıç dediği şey, şiddet temasını uzatmaktan başka ne işe yarayacak? Kadınları şiddeti uygulayan ile aynı masaya oturtmak, baskıyı ve tehdidi artırmaktan öteye gider mi? Peki bu kadına yönelik şiddeti önler mi? Ya da kadın cinayetlerini azaltır mı? Cevabı çok açık; elbette hayır.
Çok açık ki bu düzenin kadınları aile içinde hapsetme çabasının yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız sadece.
Aile arabuluculuğu kavramı, kapitalist sistemin aile kurumunu koruma içgüdüsünden besleniyor. Aile, sermayenin yeniden üretim alanı: Kadın emeğinin ücretsiz sömürüldüğü, çocukların geleceğin işgücü olarak yetiştirildiği bir fabrika. Boşanmaların artması, bu yapıyı sarsıyor; çünkü kadınlar bağımsızlaşmak, şiddet dolu evliliklerden kurtulmak istiyor. Hükümetin "Aile Yılı" ilan ettiği 2025'te bu önerinin gelmesi tesadüf değil. Kadınların hak arayışını "aile bütünlüğü" kisvesi altında bastırmak, muhafazakar politikaların devamı. Arabuluculuk, mahkeme süreçlerini hızlandıracakmış gibi sunuluyor ama gerçekte kadınların yasal haklarına bir müdahale aracı olacak hem de devlet eli ile.
Şiddet gören bir kadına "sakin ol, uzlaş" demek, faili cesaretlendirmekten başka bir şey değil. Bu yaklaşım, kadınların kurtuluş mücadelesini bireysel "olgunlaşma"ya indirgeyerek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gizliyor.
Komünist perspektiften bakarsak, sorun bireysel "sakinlik"te değil, sistemin kendisinde. Kapitalizm, ataerkil düzeni besleyerek kadınları ikinci sınıf yurttaş haline getiriyor. İşsizlik, yoksulluk ve ekonomik bağımlılık, kadınları şiddet dolu ilişkilere mahkum ediyor.
Gerçek çözüm, arabuluculukta değil; eşitlikçi bir toplumda. Kadınların emeğinin sömürülmediği, şiddetin kökünün kazındığı bir düzen için mücadele etmek gerekiyor.
Gerçek adalet, devrimci bir dönüşümle gelecek. Kadınlar, sessizce "olgunlaşmak" yerine, sokaklarda, fabrikalarda, meydanlarda mücadele ederek haklarını alacak. Çünkü sakinlik, zulmün devamı; olgunluk ise, örgütlü mücadelenin ta kendisi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.