Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gerçeklerin efsanelere ihtiyacı yok: 'Büyük Tutsaklık'ın hikayesi

Tahir Canan’ın 32 yılı cezaevinde geçen yaşam öyküsünün anlatıldığı "Büyük Tutsaklık" kitabı 11 yıl sonra yeni bir baskıyla okurla buluştu. Bu vesileyle Ankara NHKM'de düzenlenen söyleşide hem kitabın hem de mücadelenin öyküsü konuşuldu.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 22.10.2025 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 22.10.2025 , 17:23

"32 yıl ortalama insan ömrünün neredeyse yarısı." 

Yazarımız Ali Ufuk Arikan'ın bundan tam 11 yıl önce kaleme aldığı "Büyük Tutsaklık" kitabı, geçtiğimiz günlerde 4. baskısıyla yeniden okurla buluştu.

Tahir Canan'ın işlemediği bir suç nedeniyle demir parmaklıklar ardında geçen 32 yılının hikayesi hem geçmişi hem kitabın yayımlandığı dönemi hem de bugünü anlamak adına geniş bir çerçeve sunuyor okura.

Geçtiğimiz gün Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde yapılan söyleşiyle okurlarıyla buluşan çalışma vesilesiyle Antep'ten cezaevine oradan da Türkiye'nin yakın tarihine uzanan öyküyü soL okurları için yeniden hatırlatmak istedik.

Kitabın, Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'ndeki söyleşisinden...

'Her şey soL'a gelen bir ihbarla başladı'

"Her şey, bu öykünün ülkede gündem olması, bizim bunun parçası olmamız soL'a gelen bir maille başladı aslında. O e-postayı atan İlhan, babasını demir parmaklıklar dışında neredeyse hiç görmemişti. Bu sayede tanıştık Tahir Canan ve hayatıyla" diye başlıyor söze Arikan.

Ailesi Tahir Canan'ın demir parmaklılar arkasındaki uzun tutsaklığını gündem etmek ve Türkiye'ye duyurmak istiyordu.

Bu temas sonrası ilk haberlerden biri soL'da çıkıyor ve mücadele başlıyor.

Sonrasında çok zorlu ama aynı zamanda umutlu yeni bir dönem açılıyor.

Yargı paketlerinde adı geçiyor, çeşitli gazetelerde, televizyon programlarında ve köşe yazılarında gündem oluyor özgürlük mücadelesi.

Bu tür örnekler ne yazık ki Türkiye tarihinde çok sık yaşanıyor. Ama Tahir Canan'ın kamuoyuna yansıyan örneklerden bir farkı var. Onun özgürlük mücadelesi AKP'nin zaman zaman gündeme getirdiği "özgürlük yalanlarının" konusu olmuyor hiç. Ünlü ve popüler bir isim olmadığı, bir vekil ya da gazeteci olmadığı için belki de. Yani herhangi bir pazarlığın ya da siyasi çıkarın konusu olmuyordu terzi Tahir Canan'ın özgürlük mücadelesi. 

Bu nedenle de sürekli infazı uzayan ve ülke gündeminin son sıralarına itilen bir duruma denk düşüyordu Canan'ın öyküsü.

Ancak vazgeçilmeyecekti mücadeleden, kavga sürüyordu sonuçta.

Takvimler 30 Nisan 2013 tarihini gösterdiğinde, soL'a gelen bir mailin sonrasında tanıştığımız mücadele, özgürlüğün ilk adımıyla buluşuyordu. 

Tahir Canan zaman zaman hücre cezaları, zaman zaman firar eylemleriyle süregiden 32 yılın ardından elinde kıyafetleriyle kendini bu sefer duvarın öte tarafında buluyordu.

Ve ertesi gün 1 Mayıs'tı...

Tahir Canan

'Terziler hep en önündedir mücadelenin'

Tahir Canan mücadeleyle nasıl tanıştığını gayet sade ve doğal bir ifadeyle anlatıyor. 

Terzilerin her zaman devrimciler çıkardığını söylüyor Canan, "Terzileri, tekstil işçilerini hep en önünde görürsünüz mücadelenin, bizde de öyle biraz. Terzi Fikri de öyle değil mi? Terzilerin bu emek yoğun üretimi belki de onları devrimcileştiriyor" diyor.

Yaşadığı her gelişmede kendi hayatını yeniden biçimlendirdiğini ifade eden Canan için aslında cezaevi de terzihanesi de bir okul olmuş hep.

Antep'in sınıf mücadelesindeki en ilginç yaprakları bir yanıyla Tahir Canan'ın anlattığı yıllar. Tahir Canan'ın devrimcileşmesinde emeği olan İlhan Emre ve Mehmet Ali Özpolat, Antep'te iki genç devrimci. "Onların verdikleri kavgayla bu hayata veda etmeleri beni hep çok etkiledi" diyor Canan.

Böylelikle, soL'a gelen ilk maili atan oğlu İlhan'ın adını nereden aldığını da öğreniyoruz.

Ali Ufuk Arikan

Sahici olanın ihtişamı

Ali Ufuk Arikan kitabın öyküsünü anlatırken "Tahir Canan'ın hayatı bir emekçi, devrimci olarak anlatılmayı hak ediyordu. Sadece 32 yıl cezaevinde yattığı, dik durduğu için değil, bizim öykümüzün, kavgamızın sade, duru bir parçası olduğu için de" diyor.

Canan'ın bu netliği ve sadeliği aslında söyleşiye de yansıyor. Okurlardan gelen her soruya birkaç cümlelik yanıtlar veriyor. Uzun süslü cümlelerden ve gereksiz ayrıntılardan uzak yanıtlar Canan'ın aslında mücadeleyle kurduğu ilişkiye benziyor.

Akıllara Salinger'in sözü geliyor. "Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir."

Arikan ekliyor:

"Mahalledeki o devrimci abilerden etkileniyor Tahir Canan. Devrimciler dürüst, ahlaklı, çalmazlar, yalan söylemezler, iyi ve güzel için mücadele ederler. Bu kadar. Ötesi başka şeylerin tartışması. Bedel ödemek ama bunu öderken dahi devrimcilere yakışan bir sadelikle sürdürmek yaşamı, kavgayı. Bunları hayatın içinde çok olağan, mücadelenin uzantısı olarak ele almak. Bazı şeyler için efsanelere ihtiyacımız yok. Emekçilerin sadeliğiyle güçleniyor bu mücadele."

"Tahir Canan'ın yeni hayatının 12. yılında kendi hayat hikayesinin yeniden okurlarla bir araya geldiği buluşmada kitabın yazarı değil, öykünün mimarı imzalıyor kitabı."

'Bazen tek bir insan çok şeyi başarabilir'

Cezaevinde 32 yıllık deneyim 1980 darbesinin, Özallı yılların, Çiller'in, Mehmet Ağar'ın ve AKP'li yılların her türlü uygulamalarına maruz kalmak demek bir yanıyla. Bu nedenle Tahir Canan her türlü cezaevi uygulamalarını da görmüş. Bu günlerde gündem olan kuyu tipi cezaevleri haricinde Türkiye'deki baskı mekanizmalarının canlı tanığı, şahidi, sanığı aynı zamanda.

Bir de sonrası var, uzun yıllar uzak kaldığı bir dış dünya.

"Elime telefonu aldığımda beceremiyordum. Hala pek beceremiyorum. Sonra Gezi Eylemleri'nde çok tuhaf hissettim kendimi. Daha önce gezip tozduğum sokakları bilemiyordum. Hangi meydana çıkar, burası neresi anlamıyordum. 32 yıl sonra yeniden doğdum gibi bir şey oldu" diyor Tahir Canan.

Cezaevini bir okula dönüştüren Tahir Canan, 32 yıl boyunca hemen hemen her gün bir mesai gibi okuduğu kitaplar sayesinde aklını ve kalbini koruyabildiğinden bahsediyor.

"Neden yurt dışına çıkmıyorsun diyen birine devrimi nerede yapacağız dedim. Düşman bildim karşı tarafı. Düşman sana her şeyi yapabilir. Ona teslim olursan sen adileşirsin. Teslim olmazsan o adileşir. Bu kadar netti." diye anlatıyor bunları.

Tahir Canan'ın yeni hayatının 12. yılında kendi hayat hikayesinin yeniden okurlarla bir araya geldiği buluşmada kitabın yazarı değil, öykünün mimarı imzalıyor kitabı.

Sadece benzerleri bir daha yaşanmasın diye değil. Yaşanan her şeyde tek bir insanın koca bir mücadelenin parçası olarak neleri başarabileceğini göstermesi için.

1
Büyük Tutsaklık, Ali Ufuk Arikan, 210 syf., Yazılama Yayınevi, 4. Baskı (Eylül 2025).

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.