Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gazetecilerin 'Amerikan karşıtlığı' bu kadar olur: Erdoğan'a tek laf edemediler

İktidarın Amerikancı pozisyonuna gelen tepkileri bastırma çabasından ileri gitmeyen açıklamalar, Erdoğan'ın zayıf tutumuna değmedi bile. Gazetecilerin vurguları, Cumhur İttifakı'nda kriz başlığı taşıma olasılığı olsa da iktidar içi çatışmanın enstrümanı olmaktan öteye gidebilecek gibi görünmeyen farklı seslerin bir yansıması oldu.

Fotoğraf: Pixabay

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 06.01.2026 , 13:16

ABD'nin Venezuela saldırısı sonrası Türkiye bir süre sessiz kaldı.

Bu süre içerisinde ne diyeceğini bilemeyip yalpalayan iktidardan ve Cumhur İttifakı'ndan bir süre sonra çatlak sesler geldi.

Ülkede sistem içerisinde kavgada pozisyon almaya çalışan farklı unsurlar Venezuela başlığını fırsat bildi. Medyada yapılan benzer konumlanma çabaları da dikkat çekti.

Belli ki, bir süre Erdoğan'ın açıklamaları beklendi. 

Erdoğan'ın 3 gün sonra yaptığı, yaşananları "gerilim" diye özetlediği ve ABD'yi ya da Trump'ı karşısına almadığı açıklaması sonrası, ABD'yle türlü ortaklıklara ve işbirliklerine, ülkedeki üslere ses çıkarmayan Türkiye medyası, ABD'yi tırnak içinde eleştirmeye kalktı. 

Eleştirilerde ABD'ye sesini çıkarmayan Erdoğan'a, Türkiye dış politikasına yer verilmedi.

Sabah gazetesine bakalım.

Gazetenin yazarlarından Mahmut Övür, "ABD durdurulamaz değil, durdurulmak zorunda" başlıklı yazısında, "ABD bugün hâlâ dünyanın en büyük askeri gücüne, en geniş finans ağlarına ve en yaygın propaganda mekanizmalarına sahip olabilir. Ancak bu, onun haklı olduğu ya da bu gücü sınırsızca kullanabileceği anlamına gelmiyor" diye yazdı.

"Tehdit edilen her ülkeye, her halka destek vermek; bu zorbalığı normalleştirmemektir. ABD'ye karşı suskunluk, suça ortaklıktır" diyerek bir adım ileri giden Övür, Trump'ın adını anmadığı yazısında "uluslararası hukuku harekete geçirmeye" çağırdı.

Aynı gazeteden Salih Tuna, Türkiye yazarı Cem Küçük'ü eleştirerek "Gazeteci arkadaşımız, ABD'nin Venezuela'ya tecavüzü sonrası zafer sarhoşluğuyla coşmuş. 'Maduro da demokrat değilmiş, otoritermiş...' diyen İmamoğlu gibi biraz daha usturuplu sevinseydi bari" ifadelerini kullandı. Tuna, AKP Sözcüsü Ömer Çelik'in açıklamasını yerinde bulurken, Dışişleri Bakanlığı'nın "taraflara itidal çağrısı"naysa tepki gösterdi. "Ortada 'taraflar' diye bir şey yok. Tecavüz eden ve edilen var" yazan Tuna, ABD'nin mafyadan bile daha kötü yöntemler kullandığını belirtti. 

Venezuela'da eylem olmamış!

"Venezuela’da sistem içinden birilerinin Maduro’yu sattığını" söyleyen Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, "ABD'nin kahramanlık hikayesi servis ettiğini ancak bunun gerçek olmadığını" yazdı. Yazısının devamında "Eylemin olmadığı tek ülke nereydi? Bildiniz. Venezuela" diyerek büyük bir yalana imza attı.

Venezuela’da sistemin "tıkır tıkır işlemeye başladığını" iddia eden Selvi, Maduro için "Keşke Türkiye’ye gelmeyi kabul etseydi" dedi ve konuyu Erdoğan'ı eleştiren Özgür Özel'e bağladı.

Hürriyet'te yazan Hande Fırat ise devlet başkanının kaçırılmasını "ABD’nin Maduro’yu devre dışı bırakan hamlesi" olarak yumuşattı. Meselenin "'savaşları bitirmek' değil, savaşın coğrafyasını değiştirmek" olduğunu öne süren Fırat, Trump'ın "Monroe Doktrini’ni yeniden ortaya koyacak ve uygulayacağız" sözlerini hatırlattı. 

"Trumpizm, ABD dış politikasında kalıcı bir iz bırakacak" diyen Hande Fırat, Erdoğan'ın yaklaşımına ve Cumhur İttifakı'ndaki farklı yaklaşımlara değinmedi.

Türkiye gazetesi yazarı İsmail Kapan, "asıl mesele petrol", "demokrasi getirdik de diyebilirlerdi", "uyuşturucu bahanesiyle yeraltı kaynaklarına çökülüyor" gibi günlerdir konuşulan beylik laflardan öteye gidemedi. Latin Amerika ülkelerine Maduro ile gözdağı verildiğini ifade eden Kapan, Trump'ın "orman kanunlarını" devreye soktuğunu söyledi. O da ne Türkiye'nin pozisyonundan ne de yapılan açıklamalardan bahsetti.

'Türkiye de kalkar 'İsrail’le birlikte bana cephe kuruyor' diye Rum Kesimi’ne el koyar'

Yeni Şafak'ta yazan İbrahim Karagül de, arkadaşlarının çerçevesinin ötesinde bir şey yazamadı. "Kıyamet öncesi zulüm artardı. İsrail’in kıyameti öncesi zulüm arşa yükseliyor, ortağı ABD, insanlığın gözünde açık biçimde lanetleniyordu" diyerek yazısını dini vurgularla bezeyen Kapan, el yükseltti. 

"Artık bir kural olmayacağını, herkesin her şeye hazırlıklı olması gerektiğini" belirterek şöyle yazdı:

"Bu tür uygulamalar yayılır ve 'emsal' olursa, birçok ülke benzer girişimler başlatabilir. Liderleri kaçırıyorsan, 'Şu ülke benim olacak' diyorsan, Çin, Türkiye, Rusya da benzer şeyleri yapmaya hak kazanır. Çin Tayvan’a müdahale eder, Türkiye 'İsrail’le birlikte bana cephe kuruyor' diye Rum Kesimi’ne el koyar.

Türkiye’nin bulunduğu dünyanın merkez coğrafyasında, acilen, teyakkuz halinde bölgesel ortaklıkların inşa edilmesi gerekiyor. Türkiye, S. Arabistan ve Mısır Sudan’a desteği artırmalı, BAE-İsrail silahlı gücü olan bu cephenin tasfiyesi için her şeyi yapmalı. Türkiye’nin şu an yürüttüğü bu yöndeki mücadeleye S. Arabistan ve Mısır da askeri destek vermeli. Bütün bunlar; Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Katar, Pakistan, Azerbaycan yakınlaşmasını, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya bir güç kuşağı oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.