Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Filistin'i tanıma 'furyası' hız kazandı: Peki ne işe yaracak?

İsrail'in Filistin'deki soykırımı 700 günü aşarken, 21 Eylül'den bu yana 9 ülke Filistin devletini tanıma kararı aldı. Peki, bu kadar ülkenin Filistin'i tanıması soykırımın durmasında veya en azından hafiflemesinde rol oynacak mı? soL’a konuşan emekli diplomat Alp İçen’e göre bu durum şimdilik sadece sembolik bir anlam taşıyor.

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 23.09.2025 , 17:55 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Tüm dünya 7 Ekim 2023'ten beri büyük soykırıma tanıklık ediyor.

717 günde 65 bini aşkın Filistinli katledildi, yüz binlercesi yaralandı. 

Vahşet bununla da sınırlı kalmadı: Açlık, İsrail'in elindeki bir başka silaha dönüştü. Yardım tırlarının geçişi engellendi, gıda malzemeleri göz göre göre sınır kapılarında çürümeye terk edildi. Yardım merkezleri İsrail askerlerinin pusu noktalarına dönüştü. Büyük kısmı çocuk, 300'ü aşkın Filistinli açlıktan hayatını kaybetti.

Bu kadar da değil... Yüz binlerce Filistinli yerinden edildi, bombalardan kurtulmayı başaran evler iş makineleriyle yerle bir edildi.

Bu suçlardan herhangi biri bile en azından Tel Aviv'le olan ilişkileri askıya almaya yetecekken, devletler ve bu devletlerin sermaye sınıfları "krizi fırsata çevirme" şiarıyla hareket etti. İsrail'le ilişkiler sürdürüldü, yeni anlaşmalar yapıldı, paralar kazanıldı, silahlar ve ölüm makinelerinin depolarına giren petroller satıldı, hatta kimi ticaret rekorları kırıldı...

İki günde 9 ülkeden Filistin devletini tanıma kararı

Ancak son günlerde özellikle başını Batılı ülkelerin çektiği bir silsile yaşandı ve yaşanmaya da devam edecek gibi duruyor.

Önce İngiltere, Kanada, Avustralya ve Portekiz, 21 Eylül'de Filistin devletini tanıma kararlarını açıkladı. 

Bunun üzerine dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, BM Genel Merkezi’nde düzenlenen "Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferansı"nda Filistin devletini tanıma kararı aldıklarını duyurdu.

Macron'un ardından Monako, Belçika, Lüksemburg ve Malta da Filistin'i tanıma kararlarını kamuoyuna deklare etti.

Öte yandan Andorra ve San Marino da tanıma kararı alacağını, Danimarka ve Hollanda ise bazı şartlar karşılığında Filistin devletini tanıyacaklarını belirtti.

'Daha çok sembolik önemi var'

Böylelikle 193 üyesi bulunan Birleşmiş Milletler'de, Filistin'i tanıyan ülkelerin sayısı güncel olarak 157'ye yükselmiş oldu.

Peki, bu kadar ülkenin Filistin’i devlet olarak tanıması ne anlama geliyor? Bunun pratikteki karşılıkları ne olacak? Filistin bu durumdan herhangi bir avantaj elde edecek mi?

soL’a konuşan emekli diplomat Alp İçen’e göre bu durum şimdilik sembolik bir anlam taşıyor.

İçen, sözlerine Filistin’in devlet olarak tanınması ile Filistin’in toprak bütünlüğünün tanınmasının farklı şeyler olduğunu vurgulayarak başladı.

İçen, Birleşmiş Milletler üyesi her ülkenin saldırgana cevap verme yani savaş açma hakkına sahip olmasına karşın, daha öncesinde Filistin’i tanıyan hiçbir devletin Filistin’in toprak bütünlüğünü korumak için İsrail’e karşı bir aksiyon almadığını hatırlattı.

İçen sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dolayısıyla özellikle Avrupa'daki kamuoyunun, İsrail'in Filistin’de yaptığı zulme ve işgale karşı tepkisine yönelik daha çok sembolik önemi olduğunu düşünüyorum. Yani bu ülkeler Filistin'i devlet olarak tanıdığı zaman İsrail'e yönelik askeri ya da çok kapsamlı bir ambargo türünde ekonomik yaptırımlara gideceğini zannetmiyorum.”

'Batı'nın tutumu her zaman Filistin’de hâkim olan siyasi gücü parçalamaya yönelik oldu'

Özellikle İngiltere, Fransa, Kanada gibi ülkelerin, Filistin’i devlet olarak tanıma kararlarını duyururken Hamas’a yönelik vurguları dikkat çekti.

Bu ülkelerin istekleri kabaca; Gazze Şeridi’nde İsrail’e karşı direnen grupların başında gelen, ateşkes görüşmelerinde ana aktörler arasında yer alan Hamas’ın dağıtılması, silah bırakması ve Filistin'e dair söz sahibi olmaması gerektiğiydi.

İçen’e göre bu durumun nedeni ise Batılı ülkelerin, Filistin’de hâkim ve bağımsız bir siyasi güç istememesinden kaynaklı:

"Zaten ABD ve Batı ülkelerinin, Filistin Kurtuluş Örgütü döneminden beri tutumları Filistin’de hâkim olan siyasi gücü parçalamaya yönelik olmuştur. Uzun yıllar boyunca Hamas ve benzer örgütleri destekleyerek Filistin Kurtuluş Örgütü’nün iktidara gelmemesi için her şeyi yaptılar. Fakat Hamas, Filistin halkının desteğini almaya başladığı andan itibaren, bu sefer de Hamas’ı illegal ilan ettiler, altını oymaya ve bölmeye çalıştılar.

Dolayısıyla burada söz konusu olan Filistin’i kimin temsil edeceğinden ziyade, Filistin’i özellikle uluslararası arenada güçlü ve bağımsız bir şekilde yönlendirecek bir siyasi güç olmaması için çaba sarf edildiği kanaatindeyim. Filistin'de Filistin halkının desteğini hangi örgüt alıyorsa, meşruiyeti doğru olanın o örgüt olduğunu ve İsrail'e karşı onun savunulması gerektiğini düşünüyorum."

Mahmud Abbas BM'deki konferansta 7 Ekim Aksa Tufanı'nı kınadı
abbas

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.