Sayfa yolu
Federal Almanya Şansölyesi Merz’den İran’a yönelik saldırılara destek
Onur Aslan
Yayın Tarihi: 02.03.2026 , 11:29 Güncelleme Tarihi: 02.03.2026 , 11:56
Federal Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olarak cumartesi günü başlattığı askeri saldırılara ilişkin yaptığı açıklamalarla, Berlin’in Orta Doğu politikasında yeni bir eşiğe işaret etti.
Merz, pazar günü Berlin’de yaptığı değerlendirmede saldırıların Irak, Afganistan ve Libya’daki müdahalelere benzer şekilde orta vadede ciddi riskler taşıdığını kabul ederken, buna rağmen Almanya’nın Washington'a bu operasyonlar nedeniyle “ders verme konumunda olmadığını” söyledi.
'Artık çıkarlarımız askeri yöntemlerle savunulabilir' itirafı
Merz, dışarıdan askeri müdahaleler yoluyla İran içinde bir siyasi değişim yaratma planının başarıya ulaşıp ulaşmayacağının belirsiz olduğunu ifade etti. Ancak buna karşın Almanya hükümetinin ABD ile ilişkileri zedeleyecek herhangi bir tutumdan kaçınacağını söyledi. Berlin yönetimi, özellikle Ukrayna savaşı bağlamında ABD ile daha yakın transatlantik işbirliğine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.
Merz’in açıklamaları yalnızca diplomatik destekle sınırlı kalmadı. İran’a yönelik bugüne kadarki yaptırım ve uluslararası hukuk temelli girişimlerin sonuçsuz kaldığını savunan Merz, şu ifadeleri kullandı:
“Yıllar içinde İran'ın uluslararası hukuk ihlallerinin kınanması, ve hatta yaptırım paketleri çok az sonuç verdi. Bu aynı zamanda, gerektiğinde temel çıkarları askeri güçle uygulama konusundaki isteksizliğimizden de kaynaklanıyordu.”
Bu sözler, Almanya’nın gelecekte “temel çıkarlarını” askeri yöntemlerle savunma seçeneğini daha açık biçimde gündeme alabileceğine işaret ediyor.
Merz ayrıca Almanya’nın Orta Doğu’daki “barış ve güvenlik” hedefinin Avrupa’daki güvenlik politikalarından ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, İran’a yönelik askeri operasyonları konusunda müttefikleri ABD’yi eleştirmeyeceklerini ifade etti.
Anayasanın yeniden yorumu, askeri müdahalelere kılıf
Merz’in açıklamaları, Almanya’nın gelecekte uluslararası alanda askeri müdahaleyi daha açık bir dış politika aracı olarak değerlendirebileceğine işaret ederken, bu yaklaşım esasen Alman Anayasası’yla çelişiyor. Zira anayasanın 26. maddesinin 1. fıkrası, “halklar arasındaki barışçıl birlikte yaşamı bozmayı amaçlayan ve özellikle bir saldırı savaşının hazırlanmasına yönelik her türlü eylemi” açık biçimde yasaklıyor.
Anayasanın bu hükmü, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (ADC) ilhak edilmesiyle birlikte oluşan boşluğun ardından, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından bir ittifak sistemi içinde yürütülen askeri operasyonlar söz konusu olduğunda fiilen “yeniden yorumlanmış”, NATO çerçevesindeki müdahalelere anayasal bir kılıf sağlanmıştı. 1999’da Yugoslavya’nın bombalanması sırasında Almanya’nın üstlendiği uğursuz rol de bu yorumun pratik sonucu olmuştu.
Nitekim eski SPD’li Savunma Bakanı Peter Struck’un 11 Mart 2004’te Federal Meclis’te dile getirdiği ve 2000’li yılların başında Almanya’nın dış ve savunma politikalarındaki yön değişimini simgeleyen “Almanya’nın savunması Hindikuş’ta başlar” sözleri, Berlin’in askeri varlığını ülke sınırlarının ötesine taşıyan bu doktriner dönüşümün en çarpıcı ifadelerinden biri olarak kayda geçmişti.
Alman hükümetinin İran’a yönelik askeri saldırılara dair tutumu, Berlin’in bölgesel bir savaşı derinleştirme ve yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratma riskine rağmen, Washington ve Tel Aviv çizgisine politik destek sunduğunu ortaya koyuyor. Avrupa’da pazarlanan “özgürlük rüzgârı” söyleminin aksine bu saldırılar, İran halkı için Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’de görülen yıkımın bir benzerinin yaşanması tehdidini barındırıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.