Sayfa yolu
Fatih Altaylı 'Sovyet modeli'ni anlamamış: Sadece konut değil yaşam alanı inşa ettiler
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Damla Baytekin
Yayın Tarihi: 21.02.2023 , 08:19 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Dünkü köşe yazısında Fatih Altaylı depremde yıkılan kentlerin yeniden yapılandırılmasında hızlı davranılmasını kendince eleştirerek yapılan uygulamayı "Sovyet modeli" olarak adlandırmış. Hatta yazdıklarından o kadar emin olmalı ki bunu bir de yazısının başlığına taşımış. Yazıyı merak ederek okudum acaba Altaylı, Sovyet modeli derken neyi kast etmiş, hangi uygulamada nereyi eleştirmiş diye. Bulabildiğim hiçbir bilgi olmadı, yalnızca iki itham görebildim. Bunlardan biri "toplu konut mantığı" göndermesi, diğeri ise "Yıkıntıyı kaldırıp, üzerine tek bir kişinin zevkine bağlı konutlar yaparak bu kadim kentleri yeniden yapamazsınız" cümlesi. Altaylı’nın hiç çekinmeden yazısının başlığına taşıma cüreti gösterdiği Sovyet modeline dair bilgisiz olduğu çok açık. Bilgisizliğinin cüreti ise beni hiç şaşırtmadı.
Sadece konut değil yaşam alanı inşası
Türkiye’de pek çok meslek insanı yıllardır TOKİ konutlarını eleştirir. Ülkemizde hangi coğrafyaya gidersek gidelim TOKİ hep aynı mimariyi koyar önümüze, hiçbir özgünlüğü olmayan binaları kalıp gibi dizer. Mimarisinin elle tutulur yanı yoktur, elbette özellikle dar gelirlilere ürettiği konutlar için durum böyle. Üretilen ise sadece konuttur. Toplu konut mantığını eleştirecekseniz eleştirmeniz gereken mantık budur. Parası olana mimari sunan, parası olana konforlu barınma hakkı sunan, geride kalanlara ise başını sokacak bir çatıyı bile zar zor temin eden sistemin kendisidir.
Sovyetler Birliği’nde yapılanın bu modelle uzaktan yakından alakası yoktur. Büyük bir çöküntü üstüne yeniden inşa edilen, ayağa kaldırılan bir ülkede barınma sorununa hızlı yanıt üretmek için yapılan toplu konutları eleştirmek istiyorsanız önce sistemi bilmeniz gerekir.
Sovyetler Birliği’nde 1917 sonrasındaki yaklaşık dört yıllık dönemde konut alanında mevcut konutların düzenlenmesi ile yetinilmiş ve sanayileşmeye ağırlık verilmiştir. Daha sonra elektrifikasyon ve sanayileşme hamlesinin kentlere yığdığı nüfusu barındırmak için toplu konutların inşa edilmesi fikri tartışılmaya başlanmıştır. Bu toplu konutların yalnızca barınma ihtiyacını karşılamak yerine aynı zamanda sosyal hayatın maddi koşullarına şekil verecek biçimde tasarlanması hedeflenmiştir.
Toplu konutlarla birlikte yeni bir yaşam biçimi yaratma başlığı altında en çok düşünülen şeylerden biri de kadının ev içi yaşantıdaki sorumluluklardan kurtularak iş gücüne katılmasıdır. Dolayısı ile yeni yapılacak mekanlarda geçmişte özellikle kadına ait olan sorumlulukların kolektifleştirilerek yapılması fazlasıyla üzerinde durulan bir konu olmuştur. İçerisinde kreşlerin, yemekhanelerin, kültür alanlarının bulunduğu toplu konut alanları inşa edilmiştir. Konutların mekansal kurgusunun sosyal ilişkileri besleyecek biçimde yapılmasına önem verilmiş ve eşitlik ilkesi gözetilmiştir. Böylesi bir modelden ve kurgudan “toplu konut” diye bahsedip geçmek mümkün değildir. Sovyetlerde inşa edilen yeni bir yaşamdır.
Akılcılık, bilim ve tek adamlık mevzusu
Altaylı yazısında “Ya aklı dinleyeceğiz ya da Sovyet komünist modelini” diye buyurmuş. 2023 yılında bir kez daha büyük bir deprem yaşayan ülkemizde gördük ki sadece konutlarımız değil kentlerimiz baştan aşağı sorunlu. Altyapı yok desek yeridir. Depremin olduğu kentler günlerce elektriksiz kaldı. Atıkların bertarafı hâlâ büyük sorun. Deprem bölgelerinde tuvalet krizi devam ediyor… Tüm bu akılsızlığın içinde dönüp 1920’lerde yapılanlara bakınca utanması gerekirken Altaylı aklı, Sovyet modelinin karşısına koymaya yeltenmiş. Akıl arıyorsa Altaylı’ya önerim yüz küsur yıl önce elektrifikasyon hamlesiyle bütün bir ülkeye baştan aşağı elektrik sağlayabilen Sovyetlere bakmasıdır.
Sovyetlerde kurulan modelde teknolojiden hem konfor sağlamak adına hem de maliyetleri düşürmek adına yararlanılmıştı. Hızlı ve verimli şekilde kurgulanmış kitle ulaşımı vardı. Demiryollarıyla, metro hatlarıyla, kara yoluyla bütünlüklü bir şekilde sarmalanmış planlı bir ulaşımdan bahsediyorum. Doğanın bütünlüklü olarak ele alındığı, çevre kirliliğinin ve doğa tahribatının minimum düzeyde olduğu, yeşil alanlara özellikle önem verildiği ve bu alanların bir bütünlük gözetecek şekilde, insanların boş zamanlarını değerlendirebilecekleri alanlar olarak kurgulandığı bir kentten… Üstelik Altaylı’nın dediği gibi “tek bir kişinin zevki” söz konusu değildi. Yapılan planlar kurullarda tartışılıyor, yarışmalar düzenleniyor, dönemin önde gelen bilim insanlarından görüşler alınıyordu. Onlarca bilim insanının bir araya gelerek hazırladıkları İstanbul Çevre Düzeni Planında korunması gerektiği belirtilen Kuzey Ormanlarına havalimanı dikip üçüncü köprü yapan bir ülkeden bakılınca anlaşılması zor şeylerden bahsediyoruz elbette.
Daha iyisi için
Bugünün teknolojisinde, bugünün koşulları ile Sovyetlerin kuruluşunda yapılan modelin yakınından bile geçemediğimiz için kendimizi eleştirmemiz gerekirken bol keseden sallamanın cüreti elbette kan donduruyor. Altaylı’ya anne babasının evde konuştuklarından duyduğu üç beş cümleyi okulda arkadaşlarına pazarlayan küçük çocuklar gibi davranarak gazetecilik yapmak yerine en azından yazısında yer verdiği mimarlara bir sormasını öneririm Sovyet modelinin ne olduğunu. İlle Sovyetler Birliği’ne kadar gitmesine de gerek yok, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki Sovyetler Birliği izlerine bakması yeterli olur.
Tüm bunları yazarken Sovyetlerde yapılanların eleştirilecek yanları olmadığını ve mükemmel olduklarını söylemek için yazmıyorum elbette ancak dönemin koşullarına göre yapılan işin çok ileri bir noktada olduğu konusunda haklarını gururla teslim ediyorum. Daha iyisini kurmak için yeterli gücümüz, tecrübemiz, birikimimiz ve cesaretimiz olduğunu da biliyorum. Üstelik cesaretimiz Altaylı gibi cehaletimizden gelmiyor, aklımızdan geliyor. Bu ülkenin bilim insanları ülkeyi ayağa kaldırır, tarihe de doğaya da insana da saygılı kentler kurar, Altaylı bu konuda hiç kaygılanmasın. Büyük insanlığın kentleri kurulduğunda kendi köşkleri, sarayları yıkılacak olanlar kaygılansın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.