Sayfa yolu
Enkazdan dekor, acıdan film olur mu?
Yayın Tarihi: 19.11.2023 , 08:05 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Son günlerde önce Hatay’da çekimlerine başlanılan “Şahsi Meselemiz” filmi daha sonra da İnönü Üniversitesi tarafından düzenleneceği duyurulan “Deprem Öyküleri” yarışması kamuoyunda ciddi tepki topladı. Filmin yapımcılarının ve öykü yarışmasını düzenleyenlerin iktidar ile olan dolaylı ilişkisi biriken haklı öfkenin temel unsuruydu. Bununla birlikte ortaya konan tepkiler çeşitlilik gösterdi: kimi “günlerce bölgeye yardım gelmemesini, Kızılay’ın nasıl çadır sattığını anlatacak mısınız” diye sorarak filmin niyetini ve gerçekçiliğini sorguladı, kimi “üzerinden para kazanmadığınız bir acılarımız kalmıştı” sitemi ile fırsatçılığa, her şeyin para uğruna suistimal edilmesine karşı sesini yükseltti, kimileri de işi bir adım ileri götürerek “acıdan film malzemesi çıkarmaya, binlerce insanın altında öldüğü enkazları dekor olarak kullanmaya utanmıyor musunuz”, “acıların edebiyat üzerinden yatıştırılması vicdana sığmaz” gibi sanat ve toplumsal trajedi ilişkisine dair daha incelikli bir tartışma gerektiren tepkiler gösterdiler. Sanat ve toplumsal trajedi ilişkisini ele alan soğukkanlı bir tartışma, doğru bir yerden doğan ve “çoğu” yerinde olan bu tepkilerin, yanlış bir noktaya evrilmesini önlemek adına gerekli ve yararlı olacaktır.
O zaman tartışmaya yazının başlığındaki sorumuzu hatırlatıp yanıt vererek başlayalım:
Enkazdan dekor, acıdan film olur mu?
Evet olur hatta olmalıdır.
Peki nasıl?
Yıl 1945, yer İtalya. Nazi işgaline karşı kazanılan zorlu zaferin üzerinden henüz 5 ay geçmişken, daha sonra İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının ilk örneği sayılacak Roma Açık Şehir filmi, akımın öncülerinden Roberto Rossellini’nin yönetmenliğinde izleyiciyle buluştu. Filmin senaryosu yazılırken Roma'daki işgal ve direniş hâlâ sürüyordu, hatta filmin çekimleri başladığında da işgal tam sona ermemişti. Bu nedenle bazı çekimler kameralar gizlenerek ve sessiz olarak yapılmıştı.
Bu filmden yola çıkarak “herkesin ailesini, sevdiklerini kaybettiği, bütün kentin felaket bir yıkıma uğradığı bu dönemde, daha sonucu belli bile olmayan bir savaş ve direniş devam ederken film senaryosu yazan, daha sonra bombalarla yok edilmiş bir kenti filmine dekor olarak kullanan Rosellini, neden fırsatçı bir alçak olarak değil de sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri olarak anılıyor” sorusunu sormak bugün yaşananlara doğru tepkiyi gösterebilmek adına önemlidir.
İlk bakışta filmi besleyen temel olaylar, yıkımın yaşandığı kentlerin durumu, insanların yaşanmışlıkları ve duyguları gibi noktalar nedeniyle Şahsi Meselemiz ve Roma Açık Şehir filmleri birbirlerine benziyormuş gibi görünse de aslında iki uç noktada birbirinin karşısında duran, zıt filmlerdir bunlar.
Bu temel zıtlığın kaynağında filmlerin yaşanan toplumsal trajedi ve bundan etkilenen insanlar ile kurduğu ilişki var. Bir tarafta dışardanlık, fırsatçılık ve halk düşmanı başka bir anlatı yaratarak doğal bir felaketin toplumsal bir felakete dönüşmesine neden olan temel problemlerin üstünün örtülmesi amacı kendini açıkça hissettirirken, diğer yanda Nazilerle ve işbirlikçi İtalyan hükümetiyle mücadele eden partizanlardan taraf olan Rosellini ve arkadaşları var. Roma Açık Şehir filminde görev alanların çoğu başından beri sürecin içinde olan, işgale karşı direnişe bizzat katılmış insanlardı. Yıkımların ve ölümlerin arasında bir yandan direnirken bir yandan da senaryo yazan, film çekmeye çalışan bu büyük insanlar ne fırsatçıydılar ne de duygusuz. Amaçları, bir daha yaşanmasın diye yaşananları bütün gerçekliği ile aydınlatmak ve kimin faşistlerden yana kimin halktan yana olduğunu tarihe not düşmekti. Zaten omuz omuza oldukları insanların kollarına girdiler, büyük bir yıkımın gölgesindeki memleketlerine sanat ile sahip çıktılar ve çok zorlu şartlarda acının en iyi filmlerinden birini yapmayı başardılar.
Doğru konumlanan sanat toplumsal bir trajediyi istismar etmez, sorun yaşayanlara sahip çıkar, acıların aşılmasına hatta muhataplarına yönelik bir öfkeye dönüşmesine vesile olmaya çalışır. Bunları başarabilen sanatçılara ve üretimlerine halk da sahip çıkar, tarih de.
Bugün eğer birileri çıkıp sanat kılıfıyla halkın acılarını sömürerek, yaşananların üzerini örtmek amacıyla gerçekliğe müdahale etmeye kalkıyorsa, buna karşı verilebilecek en iyi cevaplardan biri kuşkusuz halkın ve halktan yana sanatçıların sahneye çıkarak kendi filmlerini, öykülerini yaratması olacaktır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.