Sayfa yolu
'Emrah Serbes’i ne yapalım?': Metin Celâl’e yanıt
Yayın Tarihi: 04.07.2022 , 11:50 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Tırnak içine alınmış başlık Metin Celâl’in yazısının başlığı. Celâl, Emrah Serbes’in çıkacağı duyurulan Çekiç ve Gül isimli yeni kitabının çıkardığı tartışmalarla ilgili olarak yazdığı yazısında yukarıdaki soruya cevap veriyor. Sorunun kendisi de bir cevap aslında. Yazıyı merak edenler için linkini aşağıya bırakıyorum. Merak etmeyenler için bir özet yapmam gerekirse Metin Celâl, yapılan eleştirilerin hukuk sistemimizle ilgili olduğunu, “Devletten, hükümetten yasaları değiştirip cezaları ağırlaştırılması talep edileceğine adaletin, mahkemelerin vermediği cezayı yayınevinin vermesi”nin beklendiğini yazıyor. Okurunu da uyarmayı ihmal etmiyor Celâl “Sosyal medyada hangi kampanyaların hangi niyetle başlatıldığını sorgulamakta fayda var.”
Metin Celâl'in sorusuna ve cevaplarına döneriz. Ama sanırım önce başka şeyler konuşmamız gerekiyor
Piyasa ne ister?
80 darbesinin ardından Türkiye’nin toplumsal, siyasal, ekonomik yapısı neo-liberal politikalarla şekilleniyordu ve elbette kültür-sanat, edebiyat dünyası bundan azade değildi. 90’lara gelindiğinde bugün edebiyat dünyasını şekillendiren yapının üç aşağı beş yukarı oluştuğunu görebiliriz. Banka yayınevlerinin yanı sıra büyük yayınevlerinin bu piyasadaki etkisi AKP’nin de iktidar olduğu 2000'lerden itibaren hızla arttı. Hayli genişleyen ve para kazandırmaya başlayan edebiyat piyasasında sadece neyin satılacağını değil, hangi içeriklerin, nasıl yazarlar tarafından yazılacağını da önemli oranda belirleyen bu aktörler oldu. Günümüzde bunu kırma eğilimleri olsa da piyasanın ve edebiyat dünyasındaki aktörlerin etkisini koruduğu pekâla söylenebilir.
Piyasa, daha kolay ve daha çok satabilmek için stara ihtiyaç duyar. Bir fikri, tarzı, “mal”ı satabilmenin, geniş kitlelere duyurmanın, derinlik ve özenden kaçınmanın en kestirme iletkeni yaratılan starlar. Cengiz Gündoğdu’nun kavramsallaştırmasıyla “sanatta star sistemi” piyasanın ihtiyaçlarını karşılamak için en uygun enstrüman aslında. Yazarlık yeteneğinin çok ötesinde bir şekilde anılan Orhan Pamuk, bir dönem edebiyat dünyasının çok konuşulan isimleri Ahmet Altan, Perihan Mağden, ilk kitaplarının ardından star sistemine geçiş yapan Ahmet Ümit ilk aklıma gelen isimler. Listeyi uzatmak, yeni ve başka pek çok isim eklemek mümkün. Bu sistemde yazdıklarının niteliğiyle değil de, satış rakamlarıyla, şişkin reklam bütçeleri ve kendilerinin ya da yayınevlerinin dahil olduğu networkler sayesinde “büyük”, "önemli” edebiyatçı kontenjanında kendilerine yer bulanlar dün olduğu gibi bugün de var.
'Zamanın ruhu'
Emrah Serbes, 2006 yılında yayımlanan ilk romanı “Her Temas İz Bırakır”la bu dünyaya adım atmış oldu. Kurulan yeni düzene uyum sağlayamamış Cinayet Büro Amirliği’nde görevli Başkomiser Behzat Ç. adalet duygusunun yitip gittiği, haksızlıkların olağanlaştığı bir ülkede, dönemin ve şimdiki zamanın ruhuna aykırı bir şekilde, adalet duygusu güçlü, haksızlığa, riyakârlığa tahammülsüz, güçlünün değil haklının yanında bir karakterdi ve romanı okuyan herkesi bu yönüyle etkiliyordu. Hafızam beni yanıltmıyorsa kitap öyle birdenbire patlamamış kulaktan kulağa, elden ele yayılarak belli bir okur sayısına ulaşmıştı. Serinin ikinci kitabı “Son Hafriyat” yine ilk kitaptaki perspektifle yazılmış ve 2008 yılında yayımlanmıştı.
Behzat Ç. “zamanın ruhu” ile uyumsuz tavırlar sergilerken, yaratıcısı Emrah Serbes (sonunda T yok) “zamanın ruhu”nu yakalayan genç yazarların en parlak, en ışıltılı isimlerinden birisi olarak öne çıkıyordu. “Zamanın ruhu” İslamcılarla yan yana gelmenin erdemine işaret edip rakı içenle “mütedeyyin” olanın (şeriatçı, yobaz ya da gerici demenin zinhar ayıplandığı bir dönemdi bu) aynı masada dertlenip, gülmesine, fikir alışverişine ihtiyaç duyuyordu.
Lümpenliğin, maçoluğun “lafını sakınmayan”, “harbi” insan tavrı olduğu palavraları da bu dönemde piyasaya sürüldü. O dönem hayatın her alanında, her yerde bu ruhu yakalayan insanlar öne çıktı. Edebiyatın yeni starları da buradaydı ve bunun edebiyat dünyasındaki karşılığının adı “Afili Filintalar” oldu.
Afili Filintalar'ın ortaya çıkışının ardından Emrah Serbes kitaplarının “Behzat Ç.” adıyla diziye dönüştüğünü görüyoruz. Dizi, Emrah Serbes’in ününe ün katarken onu gerçek anlamda “şöhret” yaptı. Yazdıkları çok satmaya devam etse de, bu dönem şöhreti yakalayan Serbes’in yazdıklarıyla değil de yaptıklarıyla daha çok gündeme gelmesinin başlangıcı oldu diyebiliriz.
'Her Temas İz Bırakır' ama bazı temaslar enkaza çevirir
Starlığın bir maliyeti var. Piyasa sizi şöhrete taşıyıp, para ve buna bağlı olarak kimi özgürlükler sağlarken hasarlar da bırakıyor. Biz sıradan insanlar starın ışıltısına bakarken bu hasarları çoğu zaman görmeyiz bile. Emrah Serbes örneğinde ise bu böyle olmadı. 22 Eylül 2017’de İzmir-Aydın otoyolunda gerçekleşen kaza ve sonrasında yaşananlar, yolculuğuna ışıltılı, genç bir yazar olarak çıkan Emrah Serbes’in zaman içerisinde nasıl bir enkaza dönüştüğünü göstermiş oldu.
Enkazı görebilmek için bakış açısını biraz değiştirmekte fayda var sanıyorum. Bana göre, Metin Celâl’in yazısında yanlış ifadeler yok ama kimi gerçekleri görünmez kılan bir bakış açısı var. Evet, Emrah Serbes aracıyla bir başka araca arkadan çarpıp, kazaya neden oldu. Üç kişinin ölümüne sebep olan Serbes yargılandı ve aldığı cezayı çekmeden serbest bırakıldı. İyi ama gerçek sadece bunlardan ibaret değil ki. Emrah Serbes, kendisi için son derece güvenli, çok güçlü motoru olan arabasıyla, oldukça süratli bir şekilde giderken, mütevazi aracıyla kendi şeridinde yol alan bir arabaya, arkadan çarptı. Çarpmanın şiddeti sonucu 2 kişinin çarpma anında, bir kişinin daha sonra ölmesine neden olacak bir hızdaydı. Paranın kendisine sağladığı ayrıcalık sayesinde o ve arkadaşı kaza sırasında hiçbir hasar almadı.
Çarptı ve hepimizi kandıracak, kendisini kurtaracak yalanları söylemeye başladı. Söylediği pek çok yalan arasında en çarpıcı olanı arabayı kendinin değil arkadaşının kullandığı yalanıydı. Bu yalan sayesinde ortalıktan bir hafta kayboldu. Bir hafta sonra kendi erdemini herkese göstermek istediği belli, sözde bir itirafname ve kibir dolu bir tavırla ortaya çıktı.
Metin Celâl tüm bu süreci hukuki olarak görüp insanların hukuka, hükümete yönelmesi gereken tepkilerinin adresinin yanlışlığından söz ediyor. Bunun “maksatlı” olabileceğini vurgularken gereksizliğini de ifade etmiş oluyor aslında. Peki kendi vicdanımızı, salak yerine konuluşumuzu nereye koyacak, Emrah Serbes’in hepimizi kandırma iştahına ne diyeceğiz? “Hukuk öyle uygun görmüş” deyip bunları görmezden mi geleceğiz ya da her şeyin haz nesnesine dönüştürüldüğü, bu nesnelere sahip olmadığımızda kendimizi eksik hissetmemiz beklenen bu dünyada bir kuple Behzat Ç. izleyip, iki satır Emrah Serbes okuyup keyfimize mi bakacağız?
Kuşkusuz, bir yazarın kalemine engel getirmek, yazmasın demek doğru değil. Yine temel motivasyonu para kazanmak olan, piyasanın önemli yayınevlerinden birisinin kitabı basmasına gönül koymak, kitabı basmamasını ummak da…Ama bu enkaza bakıp görmemek, çürümeyi hissetmemek ve gösterilen tepkileri aynı torbaya doldurup “maksat” aramak da pek masum değil sanki.
Sonuç olarak en baştaki soruya gelecek olursak... Biz Emrah Serbes'i bir şey yapamayız Metin Celâl. Biz onun için ancak üzülebiliriz. Işıltısını bizim dünyamızda kazanmış ama çürüyüp, enkaza dönüşmüş herkes için üzüldüğümüz kadar. Okumayız, izlemeyiz olur biter. Boykot vs. için değil kendimize saygımızı korumak için bu kadarını yapmamız gerekir. Piyasa ise ister bu gün kitabını basar, dizisini çeker, ister Survivor ünlüler takımında yarışmacı, o da olmadı kırpıp kırpıp yıldız yapar. O kadarına piyasanın görünmez eli karar verir zaten.
Emrah Serbes’i ne yapalım?, Metin Celâl https://www.edebiyathaber.net/
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.