Sayfa yolu
Eğitim-İş Başkanı Özbay: ‘Asıl amaç Cumhuriyetle hesaplaşmak’
Yayın Tarihi: 18.12.2023 , 23:46 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:09
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in dün Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma hem bir itiraf hem de cumhuriyete ve anayasaya karşı bir meydan okuma olarak yorumlanıyor.
Tekin konuşmasında, tarikat ve cemaatlerin “sivil toplum kuruluşu” adı altında varlıklarını sürdürdüğünü itiraf ederken, bakanlığının bu yapılarla protokoller yaptığını ve yapmaya da devam edeceğini açıkça ilan etti. Tekin "O sizin yaşadığınız Türkiye eski Türkiye. Ora bitti, vedalaşın. Uyanın, uyanın. Türkiye artık bambaşka bir ülke” dedi.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, bakanın sözlerinin itiraf niteliğinde olduğunu ancak bu itirafın bile gerçeği yansıtmadığını, bakanlığın tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokollerin sayısının ifade ettiğinden çok daha fazla olduğunu söyledi.
Tarikat ve cemaatler koalisyonunun sözcüleri: Bakanlar
soL’a konuşan Özbay, bakanlıkların, devlet kurumlarının uzun süredir "tarikat ve cemaatler koalisyonu" haline dönüştürüldüğünü, Tekin’in bu konuşmayı Meclis’te yapabilme cüreti göstermesinin arkasında da bakanların bu koalisyonun sözcüleri haline gelmesinin yattığını dile getirdi.
Meseleye yalnızca pedagojik ve bilimsel açıdan bakmanın asıl amacın gözden kaçırılmasına yol açacağı uyarısında bulunan Özbay’a göre, planlı ve sistematik yürütülen bu sürecin sonunda asıl amaç cumhuriyetle hesaplaşmak.
Özbay “Cumhuriyetin yurttaşlara güven vermesinin temelinde cumhuriyet kurumlarında herhangi bir konuma gelen kişilerin liyakatle oraya geldiğine insanların inanması ve güvenmesi vardır. Bir, bu ortadan kalkmış durumda. Şu anda herkes biliyor ki devlette belirli kademeye gelen kişilerin muhakkak bir cemaat-tarikat referansı var” diyor.
Özbay’a göre cumhuriyet kurumlarının en önemli özelliği denetlenebilir ve şeffaf olması ancak bu da ortadan kalkmış durumda.
'Kendi işini bile yapmayan bakanlık'
MEB’in 2 bin 709 protokol imzaladığını söyleyen Bakan Tekin’e tepki gösteren Özbay, Türkiye’de devlet okullarında ve özel okullarda çalışan, ücretli, atanmayan öğretmenlerden oluşan 2 milyonun üzerinde bir eğitim ordusu olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Devletin kendi vazifesini yapmayıp da taşeron kullanması nasıl bir iştir! Kendi işini bile yapmayan bir Milli Eğitim Bakanlığı var.”
Türkiye’de halkın her yerde tarikat ve cemaatlerin söz sahibi olduğunu gördüğüne dikkat çeken Özbay “Ekonomik olarak derin bir yoksulluğa ittikleri insanlara mecburi bir istikamet çiziliyor: ‘Git bak cemaat ve tarikatlar işini halleder’ diye… Bu da bu işin tehlikeli bir yanı” diyor.
'Daha ne yaşanması lazım cumhuriyet değerlerine sarılmak için?'
Tekin’in sözlerinin aynı zamanda bir “zafiyet itirafı” da olduğunu belirtiyor Eğitim-İş Genel Başkanı Özbay:
“Ne demek yani devletsin sen ve diyorsun ki ‘bu tarikatlar sayesinde çocuklarımız dağa gitmiyor’. Yani bu ülkede, 15 Temmuz’a kadar ortak olduğunuz ‘FETÖ’nün bir terör örgütü olduğunu siz söylediniz. Demek ki tarikatlardan basbayağı bir terör örgütü çıkabiliyor. Daha ne yaşanması lazım bu ülkede laikliğe, cumhuriyet değerlerine sarılmak için? Bir cemaatin gidip diğer cemaatlerin üşüştüğü, artık devlete sızdığı değil, tabiri caizse devleti ele geçirdiği bir düzenden bahsediyoruz. Bunun da Milli Eğitim Bakanı tarafından açıkça Meclis’te itiraf edildiği bir düzenden bahsediyoruz.”
'Milletvekilleri ettikleri yeminin arkasında duramadı'
Bu açıklamanın Meclis’te yapılması ve milletvekillerinin açıklamaya gerekli tepkiyi göstermemesi de Özbay’a göre ayrıca büyük bir vahamet:
“Bu cüreti nereden buluyorsun, nereden alıyorsun bu yetkiyi? Anayasa'ya yemin etmiş milletvekilleri, açıkça Anayasa’ya aykırı bir fiili nasıl izler orada? Burada bir riyakarlık da var. Oradaki milletvekilleri ettikleri yeminin arkasında durmamışlar, duramamışlardır.”
Cumhuriyetin halka ait olduğunu vurgulayan Özbay, 100 yılının sonunda Cumhuriyet’in tüm değerlerinin ve devrimlerinin içinin boşaltıldığı, siyasi iktidar tarafından artık aleni olarak içinin boşaltılmaya da devam edileceğinin ilan edildiğini dile getiriyor.
“Biz çocuklarımızı Cumhuriyetin okullarına gönderiyoruz, öyle bilerek gönderiyoruz. Anayasa’ya, yasalara bakıyoruz” diyen Özbay siyasi iktidarın bu okullarda, zorunlu eğitimde istediğini yapma hakkı ve yetkisi olmadığını ifade ediyor: “Anayasa var, kimse anayasanın üzerinde değil, Milli Eğitim Bakanı da değil. Öyle ‘geçmiş olsun o Türkiye yok’ diyemez yani.”
Meclis açısından 'kara gün'
Dün Meclis açısından da bir “kara gün” yaşandığını söylüyor Özbay:
“Tabii tepki gösterenler oldu onları tenzih ediyorum ama tepkinin ben daha üst düzeyde olması gerektiğini düşünüyorum. Sizin de tarif ettiğiniz gibi (soL’un haberi) yok muydu gerçekten bir tane ‘Al şu Anayasayı ondan sonra buraya çık’ diyebilecek kimse.”
Tekin’in sözlerinin aslında malumun ilamı olduğunu dile getiren Özbay “Aslında hepimiz tarikat ve cemaatlerin her bakanlıkta olduğunu biliyorduk. Siyasi iktidarın cumhuriyetin kültür devriminin temelinde olan eğitim aracılığıyla toplumu kendi istediği o siyasal islamcı anlayışla dönüştürmek istediğini de biliyoruz. Bunlar bizim malumumuzdu zaten” diyor.
AKP’nin 2002’de iktidara geldikten sonra aşama aşama bu dönüşümü gerçekleştirdiğini anlatan Özbay, önce devlet kurumlarındaki atamalarla, daha sonra mevzuat değişiklikleriyle bunu yaptığını söylüyor.
Özbay’a göre 2012’de yapılan 4+4+4 düzenlemesi çocukların tarikat ve cemaatlerin kucağına itilmesinin zeminini oluşturdu.
2013 yılında Türk Ceza Kanunu’nun 263. maddesi yürürlükten kaldırıldı. Bu madde kanuna aykırı eğitim kurumu açanlara hapis cezası öngörüyordu.
“Eğitimin 12 Eylülü” diye nitelenen 12 Eylül 2019’da yapılan yönetmelik değişikliği de tarikatların eğitime girmesinin temel taşlarından. STK’lerin okullarda etkinlik yapması bu yönetmelikle mevzuata uygun hale getirildi.
'Siyasi iktidar için STK demek tarikat ve cemaat demek'
Özbay dün bakanın açıklamasıyla siyasi iktidarın şunu da itiraf ettiğini belirtiyor: “Siyasi iktidar için STK demek cemaat ve tarikat demek.”
Bakanın tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller için “topu topu 10 tane” sözlerinin de bir geçerliliğinin olmadığını ifade eden Özbay “Biliyoruz ki bu protokollerin en çoğu Diyanet’le yapılıyor. Diyanet’in de içinde daha çok tarikat ve cemaatlerin hakim olduğunu biliyoruz. TÜGVA, şimdi bakana sorsanız tarikat değil. Biz de diyoruz ki tam tersine tarikat ve cemaatlerin çatı örgütü neredeyse. Yani bir kişinin atanması için aracı kurum haline gelmiş TÜGVA’lar, bunu hepimiz biliyoruz. İHH ile protokolleri var. İHH’nın yurtdışındaki birçok cihatçı yapılanmayla bir araya geldiğine dair nice iddialar gündemde” diyor.
Tekin’in sözleri siyasi iktidarın artık anayasaya aykırılıktan da çekinmediğini gösteriyor. Özbay “Önceden en azından bir utanma, mahcubiyet vardı, ‘hayır ne alakası var, biz çocuklarımıza sahip çıkarız, yalan söylüyorsunuz’ diyorlardı, şimdi açık bir şekilde ‘çatlasanız da patlasanız da yapıyoruz, yapacağız’ diyor. 'Anayasaya rağmen yapacağız' diyor” diye belirtiyor.
Laikliğin üç temel ayağı olduğunu belirten Özbay “Personel laik olmak zorunda, hukuki normlar laikliğe uygun olmak zorunda. Ve mekanlar laikliğe uygun olmak zorunda” diyor. İlk ikisinin ortadan kaldırıldığını dile getiren Özbay’a göre şimdi sıra mekanlara geldi: “Okul öncesine kadar mescit açtılar.”
‘Ya cumhuriyetten yana olacaksınız ya da karşısında olacaksınız’
Siyasi iktidarın laikliğin üç temel ayağına çok ciddi zarar verdiğini söyleyen Özbay “Bu ayakların tekrar tamir edilmesi lazım. Anayasa da, toplumsal sözleşmemiz de, cumhuriyetin kuruluş felsefesi de bize bu görevi veriyor. Yani ya cumhuriyetten yana olacaksınız ya da karşısında olacaksınız” diye belirtiyor.
Bakan Tekin’in daha önce karma eğitimi de tartışmaya açtığını hatırlatan Özbay “Bunları yalnızca pedagojik, bilimsel açıdan değerlendirmeye kalkarsak asıl amacı görmezden gelmiş oluruz. Buradaki sebep cumhuriyet karşıtlığıdır” diyor.
'Bu planın asıl amacı cumhuriyetle hesaplaşmak'
Özbay “Madem bakan bu kadar cesurca söylüyor ben de diyorum ki bakan, siyasi iktidar bunları söyleyebiliyorsa, tarikat ve cemaatlerin sırtını sıvazlıyorsa, yasak olmasına rağmen bunları -tekkeler, zaviyeler kapatıldı biliyorsunuz- destekliyorsa, bu ortamı yaratıyorsa, cumhuriyetin tehlikeli gördüğü her yapılanmayı tekrar büyütüyorsa demek ki bu sistematik, planlı bir süreçtir. Bu sistemin de planın da asıl amacı Cumhuriyetle hesaplaşmaktır. Yoksa cumhuriyetin, kültür devriminin temelinin eğitim olduğunu hepimiz biliyoruz. Eğitim üzerinden bu kadar çok cumhuriyetin bütün emanetlerini ortadan kaldırıyorsak, zarar veriyorsak bunun başka nasıl bir açıklaması olabilir?” ifadelerini kullanıyor.
'Cumhuriyet savcıları ne iş yapar?
Tekin’in sözleriyle ilgili şikayetçi olacaklarını ifade eden Özbay soruyor: “Cumhuriyet savcıları ne iş yapar bilmiyorum! Gerçekten hiçbir cumhuriyet savcısı bunu izlediğinde kendinde böyle bir sorumluluk hissetmiyor mu?”
Tarikat ve cemaatlerin elindeki çocukların uğradığı cinsel istismarları, küçük yaşta intiharları hatırlatan Özbay “Daha kaç çocuğumuz istismara uğramalı? İntihar eden, cinsel istismara uğrayıp yıllarca travma yaşayan çocukların vebali bunların boynuna. Bu ülkenin çocuklarına sahip çıkmayan herkesin, o çocukların yaşadığı her acının vebali hepimizin boynunda” diyor.
“Biz cumhuriyetin öğretmenleri tüm çocukları çocuklarımız olarak görüyoruz” diyen Özbay, iktidara “Korumadığınız çocukları biz sizden de koruyacağız” diye sesleniyor ve herkesi bu konuda cesur olmaya davet ediyor.
Bakanın 'hizmet' sözü: 'Sanırım eski bir dil alışkanlığı'
Bakan Tekin’in MEB’le protokol yapanlara teşekkür ederken “hizmet” edenler ifadesini de kullandığına dikkat çeken Özbay şunları söylüyor:
“Bu sanırım eski bir dil alışkanlığı. Bilinç altından çıkmamış demek ki. O ‘Hizmet’ dedikleri onun bu konuşmayı yaptığı Meclis’i bombalamaya kalktı, bunları gördük. Şimdi bir bakıyoruz ki yine bir ‘hizmet’ten bahsediliyor. Bu sefer güya ‘hizmet’ eden cemaatin adı 'FETÖ' değil de başka bir şey olmuş.”
Velilere çağrı: Dilekçeyle başvurun
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın velilere de bir çağrısı var.
MEB yaptığı 2 binin üzerinde protokolü dayatsa ve fiili durumlar yaratmaya çalışsa bile, velinin izni ve onayı olmadan öğrenciye hiçbir tarikat ya da cemaatin yaklaşamayacağını dile getiren Özbay, velileri bu konuda hiç beklemeden harekete geçmeye çağırıyor:
“Hiç beklemeden velilerimiz eğitim kurumlarına, milli eğitim bakanlığına, müdürlüklerine faksla, dilekçelerle, ‘Çocuğumun eğitim-öğretim faaliyeti içerisindeki görmesi gereken ders programı dışında ve Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri doğrultusundaki ulusal bayramlar, etkinlikler dışında herhangi bir etkinliğe protokol adı altında asla katılmasına izin vermiyorum’ diye başvursunlar. İzin almadan yapılacak her türlü uygulama için de yetkililerle ilgili şikayetçi olacaklarını bildirsinler. Böyle bir başvurunun artık gerektiğini düşünüyorum.”
Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu: Tuz kokmuştur
Öte yandan Eğitim-İş Merkez Yönetim Kurulu da Bakan Tekin'in açıklamalarının hem itiraf hem de ihbar niteliğinde olduğunu belirten bir açıklama yaptı.
Sendikanın açıklamasında "Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti’nde ancak laik eğitim verilebilir. Milli Eğitim Bakanı, söz konusu açıklamasıyla Anayasa’yı ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nu çiğnediğini ve çiğnemeye devam edeceğini milyonların önünde ilan etmiştir. Kaçak tarikat yurtlarında ufacık kızların yandığı, çocukların sayısız kez istismara uğradığı, gördüğü baskı yüzünden hayatının baharında canına kıydığı, maddi ve manevi şiddete uğradığı bir ülkenin milli eğitim bakanı, milletin egemenliğinin sembolü olan Meclis’te kürsüye çıkıp bu karanlık yapılara 'teşekkür' ediyor, itiraz edenleri “terörü desteklemekle” itham ediyorsa tuz kokmuştur. Ve insanlığın ciğerini yakan bu kötü kokuyu ancak adalet bastırabilir" denildi.
"Bakan Tekin’in vahim açıklaması hem itiraf hem ihbar niteliğindedir. Bunun peşini asla bırakmayacağız" ifadelerini kullanan sendika, Tekin'in açıklamasını yargıya taşıyacaklarını duyurdu.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
