Sayfa yolu
Dünya ve Türkiye'deki kürtaj yasakları üzerine
Arya Yiğit - Üsküdar KDK
Yayın Tarihi: 09.07.2022 , 12:37 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
ABD Yüksek Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde kürtaj hakkını koruma altına alan Roe v. Wade kararını iptal etmesiyle birlikte tüm dünyada kürtaj hakkı yeniden gündeme geldi.
Yüksek Mahkemenin bu son kararından önce de, ABD’de anayasal bir hak olmasına rağmen, kürtaja erişimde fiili yasaklar vardı; ancak eyaletlerin kürtajı tamamen yasaklama gücü ve yetkisi yoktu.
Kabulünden tam 49 yıl sonra gelse de aslında alınması sürpriz olmayan kürtaj karşıtı bu iptal kararını ABD için bir geriye gidiş olarak yorumlayanlar ve öfkeyle karşılayanlar az değil.
Bunun karşısında ABD Başkanı Demokrat Partili Biden, dün kürtaj ilaçlarına, hamileler ve düşük yapanlar için acil servis hizmetlerine erişimleri düzenleyecek bir kararname imzalayarak yükselen tansiyonu düşürme gayretinde.
Yıllardır hedefte
ABD’de Roe v. Wade kararını bozmak Hristiyan Muhafazakarların ve Cumhuriyetçilerin yıllardır hedefiydi.
Cumhuriyetçi eski Başkan Trump, 2016 yılında henüz adayken, Anayasa Mahkemesi’ne "Roe’yu bozacak yargıçlar atama sözü" vermiş ve dört yıllık görev süresinde Anayasa Mahkemesi’ne üç muhafazakar yargıç atamıştı. Bu sayı, mahkemenin toplam üye sayısının üçte biriydi. Yani Yüksek Mahkeme’de 3’e karşı 6 muhafazakar çoğunluk zaten oluşturulmuştu.
1973 yılında ABD’de kadınların mücadelesiyle Yüksek Mahkeme "Roe v. Wade kararı" olarak bilinen hükmüyle kürtaj hakkını federal düzeyde yasallaştırmıştı. Bu hüküm sayesinde kürtaj yasaklanamıyordu. Yine de pratikte kürtaj olmak isteyen kadınların ve bu hizmeti veren sağlık çalışanlarının işi halihazırda pek çok eyalette oldukça zordu.
Örneğin; kürtaj klinikleri gerçekçi olmayan, gereksiz ve uygunsuz standartlara zorlanıyor, kürtaj yaptırmak isteyen kadınlar 24-48 saatlik ‘bekleme süresi’ uygulaması adı altında iki kez kliniğe gitmek zorunda bırakılıyordu. ABD’de ulusal bir sağlık sisteminin olmadığı ve düşük gelirlilere yönelik sağlık hizmeti sağlayan Medicaid’in ise tecavüz, ensest ve kadının hayatının risk altında olduğu durumlar dışında kürtaj masraflarını karşılamıyor olduğu hesaba katıldığında, yoksul kadınların halihazırda sağlıksız ve tehlikeli yöntemlere başvurmak zorunda kaldıklarını öngörmek hiç de zor değil.
ABD’de kadınlar için kürtajın maliyeti işlemin kendisinden ibaret değil, birçok eyalette kürtaj yapan merkezler olmadığı ya da bu merkezler kapatıldığı için seyahat gibi ek giderler de söz konusu. Bu durum yoksul kadınlar için kürtajı bir hak olsa bile imkansız hale getiriyor.
24 Haziran 2022’de alınan Roe v. Wade kararının iptali ise bu durumu çok daha geri bir noktaya taşıdı ve kürtaj hakkına federal korumayı kaldırdı. Eyaletler artık kürtaja daha fazla kısıtlama getirebilir, hatta tamamen yasaklayabilir.
ABD’de şimdiden 26 eyalette kürtajın yasaklanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Yani milyonlarca kadının yasal yollarla kürtaj yaptırma hakkı elinden alınıyor.
Dünya genelinde durum parlak değil
2021 verilerine göre, dünyanın 26 ülkesinde kadınların kürtaj olması herhangi bir istisnaya yer bırakmayacak şekilde tamamen yasaklanmış durumda. 39 ülkede ancak kadının hayatı risk altındaysa, 56 ülkede ise sağlığı ciddi risk altındaysa yapılabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her yıl tüm gebeliklerin neredeyse yarısı (121 milyon) istenmeyen gebeliklerden oluşuyor. Kürtajı kısıtlayan ülkelerle kısıtlamayan ülkelerdeki kürtaj oranları ise birbirine oldukça yakın. Yani kürtajın kısıtlandığı veya yasaklandığı ülkelerde kadınlar, ya kürtajın yasal olduğu ülkelere/eyaletlere gidiyor ya da güvenli olmayan yerlerde sağlıksız koşullara kürtaj yaptırarak hayatlarını tehlikeye atıyor.
Burada ek bir bilgiyi daha paylaşmak gerekiyor. Kürtaj hakkını dünyada ilk yasallaştıran ülke Sovyetler Birliği. Sovyet kadınlarının 1920’de kazandığı bu hakkı on beş yıl sonra, 1935’de İzlandalı kadınlar da kazanıyor: İzlanda’da kadının bedensel ya da ruhsal sağlığı açısından ciddi tehlikeler taşıyorsa ve hamileliğin 28. haftası geçilmemişse kürtaj yapılabiliyor.
Türkiye’de Kürtaj Hakkı
Türkiye'de ise kürtaj, 27 Mayıs 1983 tarihinde kabul edilen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile yasallaştırılıyor. Bu yasaya göre gebeliğin ilk 10 haftasında şart aranmadan, 10 hafta sonrasında ise tıbbi zorunluluk durumunda kürtaj yapılabiliyor. Yani Türkiye’de gebeliğin 10. haftası bitinceye kadar isteğe bağlı kürtaj yapılabiliyor. Gebeliğin, kadının ve/veya çocuğun hayatını tehdit ettiği durumlarda sağlık kurulu raporuyla, cinsel saldırı sonucu oluşan gebelikte ise hakim kararıyla kürtaj yapılabiliyor.
Pek çok ülkede, sağcı iktidar ve gruplar kürtaj yasağını hararetle savunurken, Türkiye’de kürtaj yasağı, siyasal rejimin ve toplumsal yapının dinselleştirilmesiyle paralel olarak yürütülen kadınların kazanımlarına yönelik gerici saldırının bir parçası olarak gündeme geliyor.
2012 yılında Erdoğan’ın “her kürtaj bir Uludere’dir” açıklaması, kadınların bir sağlık hizmeti olarak kürtaja erişiminin zorlaşmasının bir nevi başlangıcı sayılabilir. Zira ilerleyen süreçte giderek çok daha az kamu hastanesinin kürtaj hizmeti vermesi, kürtajın fiilen bir özel sağlık hizmeti haline gelmesi ve ederinin giderek artması, gericiliğin baskısı ve ekonomik sıkıntılar içindeki toplumda kürtaja erişimi iyice zorlaştırdı.
Bununla birlikte 2012’de AKP’nin yasal olarak da kürtaj hakkını engelleme girişimi olmuş, ancak kitlesel eylemler sonucunda bu yasal değişiklik önerisi rafa kaldırılmıştı. Yine de resmi olmasa da fiili olarak dayatılan "yasaklar" Türkiye'de kadınların özgürce kürtaj hakkını kullanabilmesini engelliyor. Devlet hastanelerinin çoğu yasak olduğu veya hekim kararı olduğu bahanesiyle bu hizmeti vermiyor. Özel hastanelerde ise neredeyse asgari ücret kadar para ödeyerek yapılan kürtaj, geliri olmayan kadınları merdiven altı kliniklerdeki(!) sağlıksız koşullara mecbur bırakıyor.
Türkiye’deki Kamu Hastanelerinde Kürtaj Hizmetleri Raporu’na göre isteğe bağlı kürtaj yapmayan hastanelerin sayısı 2016-2020 yılları arasında yüzde 12’den yüzde 54’e çıkmıştır. Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi'nin yaptığı araştırmaya göre, aranan 295 kamu hastanesinin sadece 10 tanesi isteğe bağlı kürtaj hizmetini herhangi bir şart aramadan sağlıyor; 185 tanesinde ise bu hizmet verilmiyor. Aşağıdaki tabloda kürtaj hizmeti verilmiyor olmasının ‘nedenleri’ yer alıyor.

2003 yılında Sağlık Bakanlığı'nın Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezlerinin kapatılması, Aile Sağlığı Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde üreme sağlığı hizmetlerinin bir zorunluluk olmaktan çıkarılması, cinsel sağlık ve gebelikten korunma yöntemleriyle ilgili bilgilendirmelerin azalmasının bir sonucu olarak 2013’te yüzde 6 olan “karşılanmayan aile planlaması ihtiyacının” 2018’e gelindiğinde ikiye katlanarak yüzde 12’ye çıktığı görülüyor.
Birinci basamak sağlık hizmeti olarak kondom, rahim içi araç, doğum kontrol haplarının tanıtımı ve bunların ücretsiz sağlanması artık söz konusu değil. Gebeliği önleyici yöntem kullanmayanların oranı ise yüzde 27’den yüzde 30’a yükselmiş durumda.
Kürtaj yaptıramayan kadınların önemli bir kısmının yoksulluk sınırının altındaki kadınlar olduğu bilgisiyle değerlendirildiğinde yukarıdaki rakamlar bize şunu söylüyor: Yoksulluk kadınların kürtaj yaptırabilmelerini ve bunun için seyahat edebilmelerini sağlayacak parayı bulmalarının önünde bir engel olduğu kadar doğum kontrol yöntemlerine ulaşmalarında da önemli bir engel.
Bu tabloda kadınların söz konusu istenmeyen gebelik olduğunda sorumsuzlukla, geç kalmakla suçlanmaları akıl dışı ve kötü niyetli bir değerlendirme. Buna ‘her çocuk rızkı ile gelir’ ya da ‘tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar’ diyen ve gebeliği sonlandırma hakkını kullanmak isteyen kadınlara olumsuz bir bakış açısı körükleyen siyasi bir iktidar ve gericiliğin baskısı da eklendiğinde kadınların kürtaj hakkı için verdikleri mücadelenin gericiliğe ve piyasacılığa karşı da verilmesi gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.