DOSYA | Türkiye tarihine etki eden mitingler

Tarihteki örnekler gösteriyor ki, genel olarak seçim dönemleriyle birlikte düşünülen mitingler, bazen bir dip dalganın habercisi, bazen de gidişatı etkileyecek etkili halk buluşmaları olabiliyor.

Haber Merkezi

Geçtiğimiz Cumartesi günü CHP Maltepe’de “Milletin Sesi” mitingini gerçekleştirdi. Yargıtay’ın CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkındaki siyasi yasak ve hapis cezası kararı üzerine, Kılıçdaroğlu tüm CHP vekillerini İstanbul’a çağırmış; yalnızca vekillere yönelik bu çağrı CHP tabanında “Biz de buradayız” tepkisiyle karşılanmıştı. Bunun üzerine, son yerel seçim başarısını da öne sürerek uzunca bir süredir halka sürekli sandığı işaret eden ve halkı sokaktan uzak tutmaya çalışan CHP, Maltepe’de bir miting kararı aldı. Bu kararda, Kaftancıoğlu ile başlayan sürecin devamının geleceği endişesi ve şimdiden bir ön alma çabasının da etkili olduğu konuşuluyor. 

Mitingde yargının siyasallaşmasından, AKP’nin yarattığı baskı ortamından, ekonomik krizden ve “davulla zurnayla göndereceğiz” dediği göçmenlerden söz eden Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda ülkenin dindarı, Türkü, Kürtü, sağcısı, solcusu, liberalini birlikte mücadeleye; yani aslında bir kez daha helalleşmeye çağırdı.

Oysa Türkiye tarihine baktığımızda, toplumda iz bırakmış mitinglerin çoğu öyle ya da böyle bir taraflaşmanın, hesap sormanın damgasını taşıyor. Saraçhane mitinginden, Berkin Elvan’ın cenazesine dek bu hep böyle. Genç Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren hafızalara kazınmış mitingleri soL okurları için derledik. 

İzmir’in İşgali ve Sultan Ahmet Mitingi

Cumhuriyet tarihine baktığımızda, ülkenin hafızasına kazınmış ilk kitlesel mitinglerin Kurtuluş Savaşı’nın öngünlerinde, Yunan ordusunun İzmir’i işgali üzerine gerçekleştiğine tanık oluyoruz. 15 Mayıs 1919’da gerçekleşen işgalin hemen ardından Giresun, Denizli ve Erzurum’da protesto mitingleri düzenlenir. Bu mitingler, müdafa-i hukuk cemiyetlerinin oluşmasına ve ulusal kurtuluş mücadelesinin başlatılmasına cesaret ve güç verir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk genelgesi olan 28 Mayıs Tarihli Havza Genelgesi’nde Mustafa Kemal gösterilerin daha canlı yapılmasını ve sürdürülmesini ister. Aynı gün İstanbul’da Sultan Ahmet Meydanı’nda yaklaşık 200 bin kişinin katılımıyla çok büyük bir miting gerçekleştirilir. İşgalcilerden arınmış, bağımsız bir ülke arzusunun damga vurduğu mitingde Halide Edip de kürsüden bir konuşma yapar. Kitlenin dinsel ve milliyetçi duygularına seslendiği konuşmasında halkı seferberliğe, işgale karşı çıkmaya davet eder.  

Sultanahmet Mitingi

—-

Turan Emeksiz, 555K ve 27 Mayıs

Ülke tarihine damga vuran bir diğer eylem, Demokrat Parti’nin baskıcı rejimine karşı 27 Mayıs’ın öngünlerinde gerçekleştirilen ve tarihe 555K olarak geçen öğrenci mitingidir. Tahkikat Komisyonu’nun kurulmasına karşı farklı illerde öğrenciler protesto gösterileri düzenliyor, bu gösteriler polis tarafından şiddetle bastırılıyordu. İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde gerçekleştirilen gösteride Orman Fakültesi Öğrencisi Turan Emeksiz ve İstanbul Erkek Lisesi öğrencisi Nedin Özpulat’ın polis kurşunuyla vurulmaları bardağı taşıran son damla oldu. Bunun üzerine içlerinde o zamanlar Mülkiye’de öğrenci olan Altan Öymen, Deniz Baykal gibi isimlerin de olduğu öğrenciler, polisin önceden haber alamayacağı bir miting örgütlemeye karar verdiler. 5. ayın, 5. günü saat 5’te Kızılay’da buluşulacaktı, Plevne Marşı’nın ıslıkla çalınması eylemi başlatacaktı. Böylece 555K kulaktan kulağa örgütlendi. Aynı gün Ankara’da Demokrat Parti’nin de mitingi olacaktı. Kızılay Meydanı’na gelen Adnan Menderes bir anda kendini protestocuların arasında buldu.”Hürriyet İstiyoruz!” ve “Hükümet İstifa!” sloganlarının damga vurduğu miting, Cemal Süreya’nın 555K şiirindeki şu dizeleriyle tarihe geçti:

“Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya

Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya

Anamız çay demliyor ya güzel günlere

Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa

Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız

Bu, böyle gidecek demek değil bu işler

Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz

Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını

İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”

Tuna Nehri Akmam Diyor (Ahmet Çakır)

Cumhuriyetin İlk Kitlesel İşçi Eylemi: Saraçhane Mitingi

27 Mayıs Darbesi’nden hemen 1 yıl sonra, İstanbul Saraçhane’de ülkenin farklı yerlerinden 100 bin işçinin katılımıyla Türkiye tarihinin ilk büyük işçi mitingi gerçekleşir. Bu miting, aynı zamanda 80’lere kadar artarak sürecek işçi hareketliliğinin ilk işareti olması açısından da önem taşır. Mitinge 50’li yıllar boyunca işçi sınıfı mücadelesinin temel taleplerinden olan grev ve toplu iş sözleşmesi hakkı damga vurur. TİP’li sendikacıların öncülüğünde gerçekleştirilen mitingde işçilerin taşıdığı dövizlerinden bazıları şöyledir:

“Göbeğimiz yok ki kemerlerimizi sıkalım”

“İşçiye hıyar, patrona havyar”

“Söz verdiniz rey aldınız, şimdi uykuya daldınız”

“Şartsız grev istiyoruz”

“Lütuf değil hak istiyoruz”

“Patronlar kadillaklı, işçiler yalınayaklı”

“Grevsiz sendika, silahsız askere benzer”

İlk İşçi Gösterisi - 1961

1967: TİP’in Doğu Mitingleri

Türkiye İşçi Partisi, kuruluşundan kısa süre sonra büyük kentlerde ve Kürt illerinde örgütlenmeye başladı. 1963 yılında aralarında Tarık Ziya Ekinci, Kemal Burkay, Mehmet Ali Aslan, Naci Kutlay, Ahmet Aras, Yaşar Kaya gibi Kürt aydınların öncülüğünde Diyarbakır örgütü kuruldu. Örgüt kısa sürede Kürtler içinde etkisini arttırdı ve aynı yıl yapılan yerel seçimlerde Belediye Meclisi’ne 4 üyelik kazandılar. Ardından TİP’in 1. Kongresi’nde programa Tarım ve Toprak Reformu, Doğu Kalkınması gibi Kürtleri ilgilendiren başlıklar eklendi.  66’da partideki Kürt aydınların çıkardığı Yeni Akış dergisinde Kürt meselesi bilimsel verilerle inceleniyor, tartışılıyordu. TİP’in 66’da yapılan 2. Kongresi’nde Kürt aydınlar, Milli Demokratik Devrim muhalefetine karşı Behice Boran, Mehmet Ali Aybar ve Sadun Aren’in başını çektiği Sosyalist Devrim çizgisini desteklediler. Giderek Kürt illerindeki etkisini arttıran TİP,  Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin de desteğiyle, 67 yılında Diyarbakır’dan başlayarak Doğu Uyanış Mitingleri düzenlemeye başladı. Bunu on binlerce kişinin katılıyla yapılan Siverek, Batman, Dersim, Ağrı, Lice mitingleri takip etti. Kürt halkının, özellikle de Kürt gençlerinin çok yoğun ilgi gösterdiği mitinglerde Kürtçe şiirler okundu, Kürt aydınlar konuşmalar yaptı, büyük bir coşku dalgası yayıldı. Sağcı ve milliyetçi siyasetçiler mitingleri “isyan” olarak hedef gösterdi, devlet konuşma yapanlardan bazıları hakkında tutuklama kararı çıkardı. Irkçı Milli Türk Talebe Birliği, bu mitinglere karşı Erzurum’da “Anadolu’da Şahlanış mitingi düzenledi. Doğu Mitingleri, ülkede Kürt meselesini gündeme getiren ilk kitlesel eylemlerdi. Tam 4 yıl sonra TİP Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.

1 Mayıs 1977

Ecevit Kıbrıs Harekatı’nın yarattığı havadan cesaret alarak tek başına iktidar olmak için Başbakanlıktan istifa etti, böylece CHP-MSP koalisyonu sona erdi. Ardından çıkan hükümet bunalımı, AP Genel Başkanı Demirel’in MSP(Erbakan), CGP(Turhan Feyzioğlu) ve MHP’yi (Alparslan Türkeş) yanına alarak Milliyetçi Cephe hükümetini kurmasıyla sonlandı. Böylece ülkücü hareketin devlet içinde kadrolaşmasının ve devleti arkasına alarak sola dönük şiddet eylemlerine başvurmasının önü açıldı. Ülkücüler ODTÜ başta olmak üzere çok sayıda üniversitede solcu öğrencileri hedef alan silahlı saldırılar düzenledi. Ecevit’in 75’te Gerede mitinginin taşlanmasıyla başlayan saldırılar, Elazığ, Niksar ve Gaziantep gezilerinde de sürdü. 23 Ağustos’ta Ankara Tandoğan’da gerçekleştirilen “Bağımsızlık” mitingi dönüşünde, aracın üzerine yaylım ateşi açıldı.

Tüm bunlara TL’nin 5 ay içinde %6.5 oranında değer kaybetmesi, arka arkaya yapılan devalüasyonlar, işyerlerindeki grevler, fabrika işgalleri, Aziz Nesin başkanlığındaki Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başlattığı DGM’nin (Devlet Güvenlik Mahkemesi) kapatılması kampanyaları eşlik ediyordu. İşte 1 Mayıs 1977’ye giderken böyle bir ortam vardı. Yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı Taksim Meydanı’ndaki mitinge ateş açıldı ve 34 kişi hayatını kaybetti. Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biri olan 1 Mayıs 1977'yi planlayanların amacı yükselen işçi sınıfı hareketinin önünü kesmek, solun önüne set çekmekti. 

RUHİ SU - Şişli Meydanında Üç Kız

1980: MSP’nin Konya Mitingi

CHP sol yükşelişin önüne Ecevit’in 65’ten bu yana teorize ettiği “ortanın solu” politikasıyla set çekmeye çalışırken, İslamcı siyaset de boş durmuyordu. 23 Temmuz 1980’de İsrail, Kudüs’ü ebedi başkenti ilan etti. Türkiye tepki olarak Kudüs Başkonsolosluğu’nu kapattı. Milli Selamet Partisi ise, buna karşı kendi kitlesini konsolide etmek için 6 Eylül 1980’de Konya’da "Kudüs'ü Kurtarma Mitingi" düzenledi. Erbakan’ın da katıldığı miting, büyük çoğunluğu sarık, cübbe ve şalvar giyen 100 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ana sloganı "Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız" olan mitingde, siyasal islamı simgeleyen yeşil bayraklar yanında “Şeriat İslam’dır, Anayasa Kur'an'dır", "Şeriat Hakkımız Söke Söke Alırız", "Komutan Erbakan Akıncı Asker", "Yaşasın İslam Devleti Hakkımız”, “Ya Şeriat Ya Ölüm", "Tek Halife Tek Devlet", "Cihadımız Devletimizi Kuruncaya Dek" dövizleri taşındı. Bundan tam bir hafta sonra Kenan Evren başkanlığındaki ordu yönetime el koydu ve 12 Eylül Darbesi gerçekleşti. Böylece MSP’nin Konya mitingi siyasal islamcılığın ve neoliberal politikaların önünü açacak olan 12 Eylül Darbesi’nin bahanesi oldu. 

Uğur Mumcu’nun Cenazesi

90’lı yıllara damga vuran olaylardan ikisi Uğur Mumcu’nun katli ve Madımak katliamıydı.  Araştırmacı gazeteci ve aydın kimliğiyle tanınan Uğur Mumcu 23 Ocak 1993’te arabasına konan bir patlayıcıyla katledildi. Yağmurlu bir günde, yüzbinlerce kişinin siyah şemsiyeleriyle katıldığı cenazede “Katiller bulunsun, hesap sorulsun”, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganları atıldı. Mumcu’nun cenazesi 80 sonrasının bir mitinge dönüşen ilk kitlesel eylemiydi. Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk cenazede yaptığı konuşmada “Uğur Mumcu’nun töreninde gösterilen bu tepki boşa gitmesin, sürekli olsun” diyordu. Cinayeti 

Hizbullah, İBDA-C gibi islamcı gruplar üstlense de failleri hala bulunamadı. 

Bu cinayetten 6 ay sonra, 2 Temmuz’da Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında şehre gelen aydın, sanatçı ve şairlerin kaldığı Madımak Oteli içlerinde Refah ve Saadet partililerin de olduğu islamcı gruplar tarafından ateşe verildi. 33 aydın, şair, ozan ve 2 otel çalışanı hayatını kaybetti. Başbakan Tansu Çiller ilk açıklamasında “Dışarıdaki halka bir şey olmamıştır” dedi. Alevi dernekleri, sendika temsilcileri, siyasi partiler ve onbinlerce insan 24 kişinin defnedildiği Ankara’daki cenaze törenine katıldı. Halkın öfkesinden, törene katılan Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü de nasibini aldı. Siyasi bir mitinge dönüşen cenazede atılan sloganlardan bazıları şunlardı:

“Şeriat devlet el el, katlettiler bile bile”

“Sivas’ın hesabı sorulacak”

“Faşizme karşı omuz omuza”

“Katil devlet”

“Hükümet istifa”

Dönemin Refah Partili Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu ve daha pek çok hükümet yetkilisinin katliama göz yumdukları, hatta hedef göstererek ortak oldukları ortaya çıktı. Gösterilerde maşa olarak kullanılanların avukatlığını yapanlar, sonradan AKP ve Saadet Partisi’nden milletvekili bile oldular.  

Sivas Katliamı Haberler ve Cenaze Töreni 1993

1 Mart Tezkeresi’ne Hayır

ABD Irak saldırısına kuzey cephesinden Türkiye’yi de dahil etmek isteyince, AKP işgal planında yer almak için 1 Mart’ta tezkereyi meclise sundu. Meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, sanatçılar, üniversite öğrencileri ve geniş halk kesimlerinin katılımıyla 1 Mart’ta Ankara’da kitlesel bir “Tezkere’ye Hayır” mitingi yapıldı. Halktan gelen bu savaş karşıtı tepki, mecliste de baskı oluşturdu ve tezkere reddedildi. Bu miting halktaki anti-emperyalist ve Amerikan karşıtı karakterin net bir biçimde hissedildiği anlardan biriydi. Yıllar sonra Suriye’ye emperyalizmin müdahalesi gerçekleştiğinde Erdoğan’ın en büyük kabuslarından biri, aynı kaderi tekrar yaşamak olacaktı. Ancak korktuğu gibi olmadı. Güçlü bir toplumsal muhalefetin yokluğunda, AKP yıllardır meclisten Suriye ve Irak tezkerelerini rahatça geçiriyor.

Hrant’ın Cenazesi

Tarihte bazı cenazeler siyasi bir eyleme dönüşüverir. Hrant’ın cenazesi de öyleydi. Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Kasım 2003 – Mayıs 2005 tarihleri arasında yayınladığı Ermeni Diasporasını eleştiren yazı dizisi üzerine birçok gazete tarafından hedef gösterildi ve 6 ay hapis cezası aldı. Bununla başlayan süreç, Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğunu iddia eden bir yazısı üzerine Genelkurmay’ın “Bu haberi yayımlayan kişi ülkenin birliğine ve bütünlüğüne nifak sokuyor” açıklamasıyla devam etti. Ülkü Ocakları, 26 Şubat’ta Agos gazetesi önünde “Ya sev ya terk et” eylemi düzenledi. Dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” dedi. Böylece Hrant’ın cinayetine ortam hazırlandı, yapılan onlarca ihbara rağmen cinayet göz göre göre geldi. 

Hrant’ın cenazesi 23 Ocak 2007 günü Şişli'de Agos Gazetesi önünde bir törenle başladı. Cenaze sendikalar, siyasi partiler, gazeteciler, aydınlar ve sanatçıların da aralarında olduğu onbinlerin katılımıyla bir mitinge dönüştü. Öte yandan cenaze yürüyüşüne dönemin ABD Büyükelçisi'nin de katılıması tepki konusu olmuştu.

Türkçe, Ermenice ve Kürtçe "Hepimiz Hrant Dink'iz, hepimiz Ermeniyiz!" yazılı dövizlerle Kumkapı'ya kadar yüründü, ardından Hrant Dink Balıklı Ermeni Mezarlığında toprağa verildi. Cenaze törenine kimi kaynaklara göre 40 bin, kimilerine göre ise 100 bin kişi katıldı.

Cumhuriyet Mitingleri 

AKP'nin 5 yıllık siyasal islamcı iktidarına karşı, laik ve Kemalist duyarlılığı olan kesimlerin öfkesi giderek çoğalmaktaydı. Nisan 2007’de eşi türbanlı olan bir aday olan Abdullah Gül’ün köşke çıkma ihtimali Cumhuriyet mitinglerinin fitilini ateşledi. Önce 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’da bir milyonu aşkın kişinin katılımıyla, “Şeriata hayır” sloganları eşliğinde kitlesel bir miting düzenlendi. Ardından iki hafta sonra Çağlayan’da düzenlenen mitinge de 2 milyondan fazla kişi katıldı. Bu mitingler, Cumhuriyetçi kesimlerin AKP’nin Yeni Türkiye projesine karşı yükselttiği itirazlardan biriydi.

Berkin Elvan’ın Cenazesi

Türkiye tarihinde bir mitinge dönüşen olaylardan biri de Berkin Elvan’ın cenazesiydi. Haziran Direnişi’nin sırasında, evinden bakkala ekmek almaya çıkan ve polis tarafından kafasından gaz fişeğiyle vurularak komaya giren 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın tam 269 gün sürdürdüğü yaşam mücadelesi 11 Mart 2014’te sonlandı. Berkin yüzlerce insanın yaralandığı, sekiz gencin hayatını kaybettiği Haziran Direnişi’nde “Emri ben verdim” diyen Erdoğan’ın uyguladığı polis şiddetine karşı toplumsal vicdanın sesi oldu. Milyonların katıldığı cenazesi, AKP’nin şiddet ve zorbalığına karşı çıkanların aktığı bir mitinge dönüştü. 

2013 Diyarbakır Newrozu

Erdoğan 2012’de verdiği bir televizyon röportajında hükümetin Kürt sorununu çözmek için Öcalan’la görüşmeler yaptıklarını duyurdu. Basına sızdırılan bilgilerle aslında 2009 Oslo görüşmeleriyle başladığını öğreneceğimiz “Çözüm Süreci”, Erdoğan’ın bu açıklamasıyla resmi ağızdan ilk kez topluma duyurulmuş oldu. Konunun muhatabı Kürt hareketi’nden de peşi sıra açıklamalar geldi. Ancak en etkili açıklama, 2013 Diyarbakır Newroz’unda Türkçe ve Kürtçe okunan Öcalan’ın mektubu olacaktı. “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.” diyen Öcalan, mektubunda Newroz’a katılan milyonları bu sürece destek olmaya, silahsızlanmaya çağırıyordu. Öcalan’ın mesajları liberal çevrelerden sola, ulusalcılardan cemaatçi yazarlara kadar çok yankı buldu. 2013 Newroz Mitingi, Kürt hareketinin çözüm sürecini kendi kitlesine resmi olarak açıklamasının adı oldu. Bu tarihten sonra PKK silahlı güçlerini Türkiye’den Kuzey Irak’a çekmeye başladı. 

Yenikapı Mitingi

Gülen Cemaati’nin tertiplediği 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra kendisini yeniden konsolide etmek isteyen Erdoğan’ın başlattığı “Demokrasi nöbeti” gösterileri Yenikapı’da bir mitingle sonlandı. “Demokrasi ve Şehitler Mitingi” adıyla duyurulan mitinge MHP ve CHP’nin yanında AKP’nin eski kadrolarından Abdullah Gül ve Davutoğlu da katıldı. 5 milyona yakın kişinin toplandığı Yenikapı’dan AKP sanki düne kadar Gülen Cemaatiyle koalisyon ortağı değilmiş gibi güçlenerek çıktı. Birlikte işledikleri suçların, haksız yargılamaların, yolsuzlukların hesabı sorulmadı; bunun adı da “Yenikapı Ruhu” oldu. Kılıçdaroğlu mitinge  konuşmada şöyle diyecekti: “15 Temmuz'da artık yeni bir Türkiye vardır. Eğer biz bu gücü, bu uzlaşma kültürünü daha da ileriye taşıyabilirsek, çocuklarımıza güzel bir ülkeyi bırakmış olacağız." İşte o günlerden bugünlere uzlaşmanın yolları şimdilerde helalleşme söylemleriyle döşeniyor.