Sayfa yolu
Direncin simgesi bir komünist kadın: Suat Derviş
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Serpil Güvenç
Yayın Tarihi: 23.07.2024 , 09:41 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Kol ve kafa emekçisi kadınlar, ülkemizin bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde, erkek yoldaşlarıyla omuz omuza savaştılar. Özveriyle, inançla, yüreklilikle ve en önemlisi kendi kararlarıyla katıldılar bu zor yaşama. Her birinin yaşamı araştırılmayı, yazılmayı ve yeni kuşaklara tanıtılmayı fazlasıyla hak ediyor. Biz, Türkiye’de akademisyenlerin, gazetecilerin, sanatçı ve yazarların büyük baskılarla susturulmaya çalışıldıkları günümüz siyasal ortamını dikkate alarak, komünist bir kadın gazeteci ve yazarın yaşamını paylaşmayı seçtik: Suat Derviş. Ölümünün 52. yıl dönümünde, onu anlatmak istiyoruz.
Asıl adı Hatice Saadet Baraner. Ülkemizdeki sosyalist, komünist birçok aydının yazgısını paylaşmış bir kadın yazarımız. Ömrünün büyük bir kısmının mahkemeler ve cezaevleri arasında mekik dokumakla geçtiğini biliyoruz.
Doktor bir babanın, aristokrat bir Osmanlı ailesinden gelme sanatçı bir annenin çocuğu olan Suat Derviş, otuza yakın roman, öykü ve politik eserin sahibi. Ankara Mahpusu on sekiz yabancı dile çevrilmiş. 1921’den itibaren Babıali’nin en başarılı muhabirlerinden birisi olarak gazetecilik yaşamına başlayan Derviş, 1927’de konservatuvar eğitimi için gittiği Almanya’da müzik çalışmalarını sürdürürken bir yandan Berlin Felsefe ve Edebiyat Fakültesine devam etmiş, bir yandan da Alman gazete ve dergilerinde yazılar yazmış.
‘Niçin Sovyetler Birliği’nin dostuyum?’
1932’de Türkiye’ye dönen Suat Derviş, 1936 yılında, Sertellerin çıkardıkları Resimli Ay dergisindeki yazılarıyla sol basın dünyasına adımını attı. Bunun yanında, Tan gazetesinde de kadın sorunları ve dış siyaset üzerine yazıları yayımlanıyordu. 1937’de SSCB’ye giderek Tan için uzun bir röportaj yaptı. 1941’de TKP Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner ile son evliliğini yapan Suat Derviş ile eşi Baraner, 1940- 41 yılları arasında 26 sayı yayımlanan “Yeni Edebiyat” dergisini birlikte çıkardılar. Derviş, 1939’da ikinci kez gittiği SSCB ziyareti izlenimlerini içeren “Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” başlıklı incelemeyi 1944 yılında kaleme almıştır. Sovyet sisteminin övüldüğü, Türk- Sovyet dostluğunun kaçınılmazlığının vurgulandığı bu kapsamlı kitapta, SSCB’de tarım, sanayi, kültür, sanat, müzik, kadın ve çocuk sağlığı, eğitim alanlarında ulaşılan muazzam gelişmeler istatistiklerle ve ayrıntılı olarak aktarılmakta ve yorumlanmaktadır. Suat Derviş, bu başarıda, cephede ve cephe gerisinde Sovyet kadınının verdiği büyük mücadelenin payının önemini de betimler. Kendisine karşı yöneltilen “kıpkızıl komünist” suçlamalarını ise, geri adım atmaksızın şöyle yanıtlar:
“... Bu küçük risale ile, efendilerine sadık kölelik hizmetini yapmaya çabalamış olanlara hitap etmiyorum... Yirmi yılı aşkın bir süredir yazılarımı takip etmiş olan okuyucularımla, her Türk yazıcısı gibi kendimi hesap vermekle sorumlu hissettiğim Türk kamuoyuna hitap ediyorum ve altında imzam bulunan yazıların bütün sorumluluğunu taşımaktan gurur duyduğumu söylüyorum... Sovyetler Birliği’ne karşı olan dostluğum da saklamaya gerek duymadığım ve kemal-i cesaretle açıkladığım bir duygumdur.. Ve ben bu küçük kitabı ‘böyle bir dostluk hissetmiyorum’ diye kendimi savunmak için değil, bilakis, bu dostluğun ne kadar haklı ve doğru olduğunu ispat etmek, onun kaynak ve nedenlerini tahlil etmek için kaleme almış bulunuyorum.”
Türkiye, ırkçılığın ve anti-komünizmin kol gezdiği, siyasal iktidardan destek alan gerici kesimlerin ve gerici ve komünizm karşıtı basının iyice palazlandığı bir dönemden geçmektedir. TCK’nin 141-142. maddeleri, her zamanki gibi, sosyalist, komünist aydınlar üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Böylesi bir ortamda, bu broşürün yazılması, büyük bir yüreklilik, kararlılık ve inanç gerektirmekte ve yazarını büyük bir bedel süreci beklemektedir.
Komünist aydının ekmek kavgası
Suat Derviş, tüm baskılara ve tehditlere karşın, romanlarını yazmayı sürdürür ama artık Babıali’nin kapıları ona kapanmıştır.
1944 TKP tutuklamalarında eşiyle birlikte gözaltına alınır. Sorguda ilk çocuğunu düşürür ve bir daha çocuk sahibi olamaz. Yardım ve yataklıktan açılan dava ise, “yazdığı yazılarla solcu fikirli bir kadın olduğunu gösterdiği” için 141. maddeye çevirir. TCK’nin 141/1. ve 161. maddelerinden suçlu bulunur ve sekiz ay kalır cezaevinde. Dışarıda yaşam daha da zordur. Yine de roman yazmayı, Reşat Fuat’a para göndermek ve kendi geçimini sağlamak için piyesler ve skeçler yazmayı sürdürür.
Ankara mahpusu
Tahliye edilen eşi Reşat Fuat 1951’de TKP tevkifatı kapsamında bir kez daha içeri alınır. Suat Derviş, bu kez Paris’e gider. Fransız dergilerindeki yazılarında Türkiye işçi sınıfını anlatan öyküler yazar. Fransızcaya çevrilen ilk Türk romanı olan “Ankara Mahpusu” eleştirmenlerce büyük övgü alır. Romanları birçok dile çevrilir.
1961’de Reşat Fuat’ın tahliyesiyle birlikte ülkesine dönen yazarın günleri, çektiği işkenceler ve cezaevi koşullarının çok yıprattığı eşine bakmakla geçer. Maddi sıkıntılar devam etmektedir ve yazarın kitaplarını kimse yayınlamaya yanaşmamaktadır. 1968’de Reşat Fuat’ı yitirir. Aynı yıl, Yeşilçam’da ilgi gören ve filme alınan Fosforlu Cevriye romanından gelen parayla biraz olsun nefes alan Derviş, evini 68 gençliğine açar. Bu arada Neriman Hikmet ve birkaç devrimci kadın arkadaşıyla “Devrimci Kadınlar Derneği”ni kurar. Dernek kısa bir süre sonra kapatılacak, Suat Derviş’in evi basılacak, gözaltına alınacaktır.
Sağlığını da iyice yitiren komünist kadının yaşamı 23 Temmuz 1972’de sona erer.
Bu yazı, haftalık Boyun Eğme dergisinin 66. sayısında yayınlanmıştır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.