Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Dil, tahakküm ve bireyin parçalanmışlığı: Kaspar ile bir yüzleşme

Altkat Sanat’ın yönetmeni ve oyuncusu Müge Saut ile Kaspar oyunu üzerine söyleştik.

Berkan Çetin

Yayın Tarihi: 22.12.2024 , 08:38 Güncelleme Tarihi: 22.12.2024 , 18:41

Altkat Sanat’ın yönetmeni ve oyuncusu Müge Saut, Peter Handke’nin şaşırtıcı ve sarsıcı Kaspar oyununu sahneye taşıdı. Halen gösterimi süren Dönüşüm, Böyle Buyurdu Zerdüşt oyunlarının da yönetmeni olan Saut geçtiğimiz aylarda Ten Rengi oyunuyla Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri Yılın Kadın Oyuncusu ödülüne layık görülmüştü. 

Saut ile son oyunu Kaspar'ı konuştuk.

Kaspar gibi çağdaş ve katmanlı bir metni sahneye taşımak oldukça cesur bir tercih. Bu projeye sizi çeken neydi?

Müge Saut: Tiyatro hayatımız boyunca tüm oyunlarımızda bir laboratuvar niteliği taşımaya çalıştık. Altkat Sanat Tiyatrosu’nda da bu tekst üzerine çalışırken aynı şey söz konusu oldu. Aklımızda bir şey vardı, topluma sirayet etmiş zorbalığı, ideolojik sınırları ve dilin nasıl saldırganlaştığını sorguladık. Bencilleşen, aklı kurcalanan bireyin sürecini gözler önüne sermekti niyetimiz. Hafızaya saldırının, tahakkümün insani duyguları nasıl adım adım yok ettiğini estetik ögelerle sahneye taşımak heyecan vericiydi. Peter Handke’nin yazdığı Kaspar: Dil ile hesaplaşmanın, iletişim aracı olması gereken dilin aslında bireyi kalıplaştıran, benliğinden uzaklaştıran ve bir baskı aracına dönüştüren bir düzende ilerler. Bu tarz postdramatik metinler hep ilgimizi çekmiştir. Oyuncunun bedenle ilişkisini yaratıcı olmakla ilgili geliştiren bir yapısı var. 

Oyunda “dil işkencesi” ve “sıkışmışlık” temaları dikkat çekiyor. Günümüz insanının toplumsal baskılar nedeniyle yaşadığı sıkışmışlık duygusu üzerinden empati kurması çok olası. Kaspar, bir bireyin kendi kimliğini bulma mücadelesiyle sistemin dayattığı bir kimlik arasında sıkışmasını gösteriyor. Bu çatışmayı günümüz dünyasında nasıl görüyorsunuz?

M.S.: Peter Handke, 1828'de Almanya'da bulunan ve sosyal normlardan tamamen uzak bir hayat süren Kaspar Hauser’in hikâyesinden esinlenerek 1967 yılında Kaspar’ı kaleme almış. Günümüzde de maalesef psikolojik ya da fiziksel şiddet artarak devam ediyor. Konuşma oyunları ve dünyayı sözcüklerle algılama biçimimiz, dilin davranışlarımızı nasıl etkilediğini, nasıl yönlendirdiğini hepimiz görüyoruz, biliyoruz.  Koca bir toplumu, bireyi hiçleştirerek, ezerek veya yok sayarak özgürlüğümüzü elimizden zorla aldıklarını ve dayatılan tüm kalıpların ve dünyanın parçalanmış halinin dolayısıyla bireyin parçalanmışlığıyla örtüştüğünü düşünüyorum.   

İktidar ve dil arasındaki ilişkiyi oyunda çok güçlü bir şekilde hissediyoruz. Sizce, bu ilişki bugün bireylerin özgürlüğünü ne ölçüde kısıtlıyor veya nasıl bir etki yaratıyor?

M.S.: Bir iktidar aracı olan dil yapmacık ve ilişki kurmak konusunda yetersizdir. Kaspar’ın tek tümcesi ile başlayan ve hiçbir anlam taşımayan sessel ilişki bir süre sonra ona zorla kabul ettirilen tümcelerin ve modellemelerin etkisiyle, Kaspar’ın sahip olduğu tek tümce de yok olacaktır. Sistemin dayattığı ya da biçimlendirdiği, düzene sokulmuş bir insan karşımıza çıkar. Yani sistemin arzu ettiği şey, bireyin sorgusuz bir şekilde ve onların istediği biçimde uyumlu hale sokmaktır. Artık prototipleşmiş benliklerin vücut bulmuş haline dönüşür. Böyle bir ortamda özgürlükten söz etmek de mümkün değil… 

Oyunun oldukça minimal ve soyut bir rejisi var. Seyircinin bu soyutluğu anlamasını ve hissetmesini hangi ilkelere dayandırdınız ve nasıl sağladınız?

M.S.:  İnsan bedenini doğadan ve doğanın deviniminden bağımsız tutamazsınız. Beden ruhun ve aklın bir yansımasıdır. Biz tiyatroda gündelik hareketlere çok fazla alışmışız. Konuşan ve elini kolunu hareket ettiren oyunculara… Kuşkusuz bu da duyguların birer ifadesi, jestleridir. Öbür taraftan toplumsal, siyasal ve akıl kirliliğini basit jestlerle anlatamazsınız. Bunun için bir yöntem geliştirmek zorundasınız…. Bizi hayata bağlayan ilkel ritüeller, sanayi çağında bir değeri yokmuş gibi görünmekte, doğru çünkü ifade araçlarımız, kendimizi gerçekleştirme araçlarımız bilinçli bir biçimde elimizden alınıyor. Bedenimizi yürümek, çalışmak ve birkaç şey daha yapmak dışında kullanmıyoruz. Oysa bilinçaltımız, korkularımız, içgüdülerimizle beraber bizler insanız. Makine gibi davranamayız. Bizim performanstan anladığımız, bedenin oldukça estetik kullanılması değil tersine oyuncu olarak yaşamdan topladığımız deneyimleri yeniden üreterek tekrar izleyicinin ruhuna göndermektir. Uzam içerisinde, nerede olursanız olun aklımız ve duygularımız eziliyor, biz ezilen, duyguları zedelenen akla bir şey söylemek niyetindeyiz. Emin olun bu duygu birlikteliğini kurabiliyoruz izleyicilerle, çünkü sahnedeki anlatılanlar ve devinim sahte değil. Gerçek duygular bizim izleyiciyle bağ kurmamızı sağlıyor. Öbür taraftan bugüne kadar alışılagelmiş kalıplarla devam ettiğimiz sürece seyircinin algısı da değişmeyecek. Düzey dediğiniz şey biriktirilen bir kültürün sonucu, bunu sivriltmek estetik algıları değiştirmek tüm sanatçıların elinde. Geçmişin ve şimdinin sentezi, yaşanmışlıklarla birleşince başka bir tadı oluyor.  İlginç ya da değişik olsun diye yorumlamıyoruz oyunlarımızı, meramımızı hangi biçimlere uygun düşüyorsa öyle oynuyoruz aslında, son kertede tiyatromuz mutlaka bir senteze varacaktır… Bu kadar kalabalığın içinde aslında yalnız yaşayan bireyleriz. Bu kalabalık tahakkümle bizi bireyselleştiriyor da diyebiliriz. Bu anlamıyla o soyutun kendisiyiz aslında. 

Kaspar gibi toplumsal temalara sahip bir oyun, izleyiciyi genelde karanlık ve zorlayıcı bir atmosferin içine çekiyor. Bu karanlığın içinde bir çıkış yolu sunduğunuzu düşünüyor musunuz?

M.S.: Tüm gerçekliği sahnede gözlemleyen izleyicinin akıl pratiğini harekete geçireceğine inanıyoruz. Bir çıkış yolu vermek yerine sorgulamasını sağlamak ve hayatla örtüşen sahnedeki gerçekliğin yaşamlarında bir karşılık bulması öz eleştiri yapmalarını sağlayacaktır diye düşünüyoruz. Biz seyircilerin duygularını paralize etmeye çalışıyoruz. Onların bu etkiye tepki duymaları konusunda yol açmaya çalışıyoruz. Meseleye sıradan “tepkisiz toplumuz” kavramsallaştırmasıyla hiç bakmadık. Burada yok edilen insanın içgüdüleri, sonrasında aklı, her şey tarumar ediliyor günümüzde. Tıpkı iğdiş edilen bilincimiz gibi. 

Dilin ve iktidarın baskısı altında ezilen Kaspar, izleyicide ne tür bir duygu yaratmalı? Bir kurban olarak mı, bir direniş sembolü olarak mı görülmeli?

M.S.: Sistemin dayattığı politika, insanları daha çok yalnızlaştırmaya ve bireyin özne olmaktan çıkmasına yarayan bir dolu araçlar geliştirmiş durumda. Eleştirel düşünme sürecinin gerçekleşmemesi, tüketim nesnesi olma hali ve dolayısıyla baskı altına alınmış bir toplum var karşımızda. Böyle bir ortamda kültürden bahsedemeyiz. Kaspar uyumlu biridir. Sözcüklere ve sistem tarafından öğretilen duygulara alışır. Konuşturulur. Finalde nesneleşen bir Kaspar ile yüz yüze kalıyoruz. Benliğini yitirmiştir artık ve olan biteni geç anlamıştır.  İş işten geçmiştir. Yani bir kurban diyebiliriz. 

Oyunda dilin bir işkence aracı olarak kullanılmasını, bireyin kimliğini yok ederek onu iktidarın kuklasına dönüştürmesini izliyoruz. Peki, Kaspar bu yönüyle bugünün insanına bir eleştiri sunuyor mu?

M.S.: Elbette. Metnin parçalanmışlığıyla toplumun parçalanmışlığı örtüşüyor diyebiliriz. Tam bir kukla gibi diyemeyiz fakat bölünmüş kişilik, bilinç/bilinç dışı, oyun/gerçek her şey karmakarışık, bu gibi karşıtlıklar bugünün insanıyla örtüşüyor. 

İzlediğimiz Kaspar, dilin bir işkence yöntemi olarak kullanıldığı karanlık bir dünyayı sunuyor. Bu “karanlık” sizce seyirciye sadece bir korku unsuru mu yoksa bir mücadele çağrısı yapıyor mu?

M.S.: Kendine, topluma yabancılaşmış birey dolayısıyla toplumun modern dünyada sefalete sürüklenmesi ve her şeyin maddi bir karşılığının olması karanlığın ta kendisidir. Mücadele çağrısı yapmasa da Dil’in davranışlarımızı ve bireyi ne kadar biçimlendiriyor konusu ciddi bir özeleştiridir. Kendini değiştirmeyen birey kurumuş bir yaprak gibi birinin avuçları içinde buruşturulup bir kenara atılacak ya da oraya buraya savrulurken biri üzerine basacak; aklında sadece çıkardığı o ses kalacak: Çıtırtı!

Oyunda, Kaspar’ın sıkışmışlık atmosferini; sahne tasarımı ve oyunculuk üzerinden yaratırken nelere dikkat ettiniz? İzleyicinin bu sıkışmışlığı hissetmesini nasıl sağladınız?

M.S.: Türkiye’de öteden beri tiyatro sanatında oluşmuş kimi değerler vardır. Toplumun kültürüyle koşut gelişmiş geleneksel tiyatro örneğin. Bugün söz konusu olduğunda burjuva hayatının bencilliği, çürümüşlüğü toplumun her kesimine sirayet etmiş durumda. Bu çürümüşlüğe sanat cephesinden yeni yanıtlar üretmeliyiz. Post-modern bireye sesleniş araçları geliştirmeliyiz. Verili biçimlerden köklü bir kopuş olmasa da algı düzeyine hedefi on ikiden vuran oklar fırlatabilmeliyiz. Günümüzde insanın, renklerle, spot reklam cümleleriyle beyni kısırlaştırılıyor.  Bu kesinlikle bilinçli gerçekleşen bir süreç. Hepimiz bu süreçten nasibimizi alıyor ve her şeyi doğal kabul ediyoruz. Aristotales’in deyimiyle “ahlak yönünden iyi” karakterler yaratmak zorunda değiliz, öyle bir karakteri örnek alacak ve kendini sağaltacak bireyler yok günümüzde. Aklı kurcalanmış bireye, kurcalayanların yöntemiyle kendi içeriğimizi sunuyoruz bir başka deyişle. Bu bilinçli bir tercihtir. İçimizde gizli kalmış, bilinçaltımıza işlemiş şiddet ve tahakküm duygularımızı fiziksel olarak da gün yüzüne çıkartıyoruz, bu bedenin çalışmak, yürümek dışında hayatımızın bir parçası olduğu, bedensel aktivitelerimiz zihinsel sürecimizle koşutluk içerdiği için böyle düşünüyoruz. Bedenimizi aklımızın dışında tutamayız. Fiziksel yetilerini kaybetmiş birey zamanla zihinsel yetilerini de kaybedecektir. Aynı şey tersi için de geçerlidir. Sözle birçok şeyi ifade edebilirsiniz bunların büyük bir bölümü doğru da olabilir. Peki, bilinçaltımızda, ruhumuzda oluşan kirlilik ne olacak? Hiç kimse bunları ifade etmez. Biz bu anlamıyla bir yüzleştirmeden söz ediyoruz yaptığımız Kaspar oyunuyla. Korkularımızı, endişelerimizi, kaçışlarımızı kendimize dahi ifade edemiyoruz. Zaten etsek korkuyu yeneceğiz belli oranda. Oyundaki bedensel performansımızı salt estetik görünsün diye uygulamak gibi bir niyetimiz yok elbette, tamamen gerekçeleri bunlardır. 

Oyun sonrası seyirci dönüşleri nasıldı, sizleri nasıl hissettirdi? Ve tabi önümüzdeki süreçte oyun devam edecek, seyirci oyunlarınıza nereden ulaşabilir?

M.S.: Konuşabildiğimiz kişilerde dönüşler gayet olumluydu. En azından kendi içinde bir tartışma alevi yaktığını söyleyebilirim. İnanın küçücük bir kıvılcıma bile ihtiyacımız var. Ve elbette doğa yolunu bulacaktır. Peki ya bizler? Toplum, yaşayanlar, işçiler, emekçiler, öğrenciler ve tüm halk kesimleri doğa yolunu bulmadan önce bu hayatı yaşamaya yazgılı mıyız? Hırsıza hırsız var demezseniz sizi soymaya devam eder. Ve ben Kaspar değilim dediğimizde doğaya müdahil olur ve değiştirebiliriz bu hayatı. 

Bu ay ve sezon boyu oyun devam edecek. Altkat Sanat’ın web sayfasından ve sosyal medya araçlarından izleyicilerimiz programımıza ulaşabilirler. 

Kaspar

Yazan: Peter Handke 

Çeviren: Yılmaz Özbek, Ahmet Sarı 

Yönetmen: Müge Saut 

Işık Tasarımı: Alev Topal 

Fotoğraf: Sevinç Hasanova 

Video: Numan Alkaç 

Göz-Suflör: Nevzat Süs

Oyuncu: Mehmet Selin Sağdıç

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.