Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Deprem, travma ve sınıf: 'Uzamış yas bozukluğu bir toplumsal krizdir'

6 Şubat depreminin ardından uzamış yas bozukluğu yaşayanların oranı çarpıcı biçimde arttı. Bu artışı ortaya koyan araştırmanın yazarlarından Dr. Çiğdem Fulya Dönmez ile yasın toplumsal boyutunu, ruh sağlığının sınıfsal eşitsizliklerle ilişkisini ve gerçek bir iyileşmenin nasıl mümkün olabileceğini konuştuk.

Mert Yamaç

Yayın Tarihi: 01.06.2025 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 01.06.2025 , 00:38

Yakın zamanda BMJ Open dergisinde yayınlanan 6 Şubat 2023 depremi sonrasında yaşanan yas süreci ve uzamış yas bozukluğu prevalansı üzerine yapılan çalışmanın* yazarlarından Dr. Çiğdem Fulya Dönmez ile yas, afet sonrası ruh sağlığı ve uzamış yas bozukluğunun sınıfsal boyutları üzerine konuştuk.

İstanbul Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği alanında doktora eğitimini tamamlayan Dönmez, yaklaşık 12 yıldır yas ve yaşam sonu sürecinin psikososyal boyutlarına odaklanan çalışmalar yürütüyor. Üç yıl boyunca İskoçya'da Glasgow Üniversitesi Yas, Yaşam Sonu ve Palyatif Bakım Araştırmaları Grubu’nda araştırmacı olarak görev yaptı ve hâlen Glasgow Üniversitesi’nde onursal araştırmacı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Aynı zamanda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyor.

Makaleniz depremin ardından yaşanan yasın, özellikle de kronik hastalığı olan bireylerde "uzamış yas bozukluğuna" dönüşme riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Öncelikle uzamış yas bozukluğu ve beraberinde getirdiği riskler nelerdir?

Uzamış yas bozukluğu, bireylerin yakınlarının ölümü sonrasında yaşadıkları uzun süreli ve işlevselliği bozan yas tepkileriyle karakterize bir hastalıktır. Elbette ki ölümün ardından verilen yas tepkisi olağan olmakla birlikte yas ile ilişkili yaşanan yoğun duygusal acı, ölümü kabul etmekte zorluk, yaşamın anlamsız gelmesi ve duygusal küntlük (duygusal deneyimin yokluğu veya belirgin azalması) gibi belirtiler eğer 6 -12 aydan (Dünya Sağlık Örgütü tanı kriterine göre 6 ay; Amerikan Psikiyatri Birliği tanı kriterine göre 12 ay) daha fazla sürüyor ise bu bizi uzamış yas bozukluğu tanısına götürebiliyor. Yastaki bireylerde kronik hastalık varlığı, uzamış yas bozukluğu riskini arttırmada önemli bir faktör. Ama özellikle de ölümün ani ve travmatik olması ve yastaki kişinin düşük gelire sahip olması bu hastalık için önemli risk faktörlerini oluşturmaktadır. Ayrıca depresyon, anksiyete, intihar riskinde artış, madde kullanımı ve kendine zarar verme davranışı uzamış yas bozukluğu ile ilişkili olarak ortaya çıkabilmektedir. 

'Uzamış yas bozukluğu olan bireylerin hepsinin gelir düzeyi düşük' 

Genel popülasyonda uzamış yas bozukluğu yaygınlığı yüzde 1 ile yüzde 2 arasında değişiyor. Depremde olduğu gibi travmatik ölüm sonrasında bu oran artıyor. Bir diğer önemli nokta da uzamış yas bozukluğunun tedavi edilmediğinde uzun yıllar devam edebiliyor olmasıdır.  Örneğin Türkiye'de yakın zamanda yapılan bir çalışmada, Van depreminden sekiz yıl sonra bile yaslı yetişkinler arasında uzamış yas bozukluğu yaygınlığı yüzde 8,9 olarak bulunmuştur. Bu nedenle 6 Şubat depremine maruz kalan bireylere daha fazla zaman kaybetmeden parasız yas destek hizmeti verilmesi gerekiyor.

Çalışmanızı hangi grupta yaptığınızı ve araştırma sonuçlarını okurlarımız için kısaca özetleyebilir misiniz?

Araştırmamızı Hatay’da bulunan 18 yaş ve üzeri depremde yakının ölümünü yaşamış kronik hastalığı olan yetişkinler oluşturuyordu. Çalışmamıza katılanların yüzde 23,8’inde uzamış yas bozukluğu tespit ettik. Genel popülasyonda uzamış yas bozukluğu yaygınlığı yüzde 1 ile yüzde 2 arasında olduğu göz önünde bulundurulacak olursa yüzde 23,8’in çok yüksek bir oran olduğunu söyleyebiliriz. 

Çalışmamızda uzamış yas bozukluğu olan bireylerin hepsinin gelir düzeyi düşük ve birçoğu da deprem sonrası işsiz kalmış kişilerdi ve yaşadıkları en tipik tepkiler; duygusal acı, suçluluk, duygusal hissizlik, yalnızlık ve umutsuzluk gibi duygusal tepkilerdi. Örneğin, yaşadığı acıyı anlatan yaslı bir baba şunları söyledi:

"Ne yazık ki hepimiz (eşi ve iki çocuğu) aynı anda enkaz altında kaldık...  Enkaz altındaki eşimin kolu sıkışmıştı… Ben de bir, iki, üç diye sayarak (ağlayarak) kolunu kesmeye çalıştım. Yaklaşık 20 saat sonra komşularımızın yardımıyla enkaz altından çıkarıldık ancak kızıma ulaşamadık. Gönüllüler ve belediye çalışanları kızımı enkazdan çıkarmak için çok uğraştılar ancak saatler sonra kızımın cansız bedenine ulaştılar ve onu çıkarmanın tek yolunun onu üç parçaya ayırmak olduğunu söylediler. O anki acımı (ağlayarak) ifade edecek hiçbir kelime yok. Kızımı tek parça halinde çıkarmaları için yalvardım, sonra işçiler bana sarılıp ağladılar, onu tek parça halinde çıkaracaklarına söz verdiler ve sonunda kızımı bana tek parça halinde verdiler. Ölmeyi dileyerek güzel kızımın ölü bedenine sarıldım ve saatlerce onunla kaldım..."

Çalışmamızda yer alan sadece bu sözler bile orada yaşanan acı ve çaresizliği gözler önüne sermeye yetiyor. Ayrıca, bu ifadeler sadece bireysel bir duygulanımı değil, orada devletin yetersizliğini ve kamusal hizmetlerin çökmüş olduğunu da gösteriyor. Burada çalışmamızı inceleyen hakemlerden birinden gelen bir geri bildirimi sizinle de paylaşmak istiyorum. Makaleyi İngilizce olarak BMJ dergisine göndermiştik. Derginin inceleme sürecinde, bir hakem babanın sözlerinde geçen "… kolunu kesmeye çalıştım…" cümlesindeki kesmek (cut) kelimesini yanlışlıkla yazdığımı düşünerek, "Tutmak (hold) demek istediniz sanırım " diyerek düzeltme talep etti. Bu düzeltme talebi bile, olaya dışarıdan bakan birinin, bir insanın sevdiği birini kurtarmak için kolunu kesmeye çalışacak kadar çaresiz olabileceğini hayal bile edemediğini gösteriyor. Bu da orada yaşanan acı ve çaresizliğin, insan aklının alamayacağı boyutlara ulaştığının çok çarpıcı bir örneği.

'Yoksulun yas tutma ritüeli bile elinden alınır'

Bu bölgede uzamış yas bozukluğu oranının yüksek çıkmasının nedenlerinden biri de bu felaketi yaşayanların yas tutma ritüellerinin tamamen ortadan kalkmasıdır. Kültüre özgü ritüellerinin gerçekleştirilememesinin de uzamış yas bozukluğu riskini arttırdığı biliniyor. Çalışmamıza katılan bir kadının söyledikleri orada yaşananların neden o bölgede ruhsal hastalık riskini arttığını gösteren başka bir örnek:

"Hani yaralar gün geçtikçe iyileşir derler ya, tam tersine derinleşiyor. Hâlâ sevdiklerimizin geri geleceğini düşünüyoruz... Yaşadıklarımızın gerçek olduğuna hâlâ inanamıyorum. Korku filmi gibiydi. İnsanlar ölülerini siyah çöp torbaları içinde sırtlarında taşıyorlardı. Kimse ölülerini yıkayamadı; sularımız kesildi ve yetkililer bize bir toplu mezar verene kadar ölülerimizle birlikte uyuduk. Toplu mezarda büyük mezarlar açtılar ve tüm ölüler üst üste gömüldü (ağlıyor). Mezar yeri ana baba günüydü…Herkes acı içindeydi ve nereye gittiklerini bile bilmiyorlardı. Bilmiyorum, çok yazık..."

Yasın sınıfsal karakterini bu cümlelerde de görebiliyoruz. Ortak mezarlıklar, kimliksiz gömüler ve ritüelsiz vedalar bireyin yas sürecini tamamlamasını imkânsız hale getirir: Yoksulun yas tutma ritüeli bile elinden alınır! Bu bağlamda, afet sonrası ruhsal sorunlara dair çözüm, yalnızca klinik değildir: Toplumsal sınıf eşitsizliği ortadan kalkmadan ve herkese eşit insanca yaşama olanağı yaratılmadan -ki bu da bir sistem değişikliği gerektirir- ruhsal sorunların çözümünde bile herkes için adalet yoktur.

Bu sonuçlar büyük travmaların (deprem gibi) toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini ve yas gibi en temel insani deneyimleri dahi sınıfsal bir mesele haline getirdiğini nasıl açıklıyor biraz daha açabilir misiniz?

Uzamış yas bozukluğu, bireysel bir zayıflık değil, kapitalist üretim ilişkilerinin doğrudan sonucudur. Kapitalist sistem toplumsallık yerine bireyselliği ön plana çıkardığı ve bundan beslendiği için ancak olumlu bir toplumsallıkla iyileşebilecek olan yas, bireyin toplumsaldan uzaklaşması sonucu bireysel çöküşün alanı haline gelir. Tekrar hatırlatayım, çalışmamızda uzamış yas bozukluğu olan bireylerin hepsinin gelir düzeyi düşük ve birçoğu da deprem sonrası işsiz kalmış kişilerdi. Tek başına bu sonuç bile bu bölgede yaşanan ruhsal sorunların nedeninin sınıfsal olduğunu ortaya koymaya yetiyor. Deprem ve uzamış yasın ortaya çıkardığı krizlerin, bireysel trajediler olarak değil, politik ve toplumsal bir kriz olarak tanımlanması gerekir. Yas süreçlerinin insanileştirilmesi, yalnızca insani yardım meselesi değil, politik bir meseledir. 

'Bağ kurma ve birliktelik duygusu ruhsal yaralar için en etkili iyileştiricidir'

Meseleye bu açıdan bakınca deprem sonrası örneğin TKP’nin bölgede gösterdiği dayanışmanın oradaki ruhsal sorunları hafifletici etkisi üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Çalışmalarım sırasında bölgede durum tespiti yaparken farklı girişimlere tanık oldum. Bunlar arasında, TKP’nin toplumsal dayanışmayı oldukça işlevsel biçimde örmesinin, deprem sonrası oradaki halkın yaşadığı yasın şiddetini azaltmada etkili olduğu gözlememim yer alıyor. Açıkçası orada bulunduğum süre içerisinde TKP’nin oradaki çalışmaları beni çok etkiledi ve TKP’nin öncülüğü ile gönüllü ruh sağlığı çalışanlarının bir araya geldiği Psikososyal Destek Grubu çalışmalarında da yer aldım. Çünkü bilimsel olarak da biliyordum ki bağ kurma ve birliktelik duygusu ruhsal yaralar için en etkili iyileştiricidir ve bu da dayanışma ve örgütlülük ile gerçekleştirilebilir. TKP deprem bölgesindeki halka yalnız olmadığı, bireyselliğin değil toplumsallığın insanı yaşatacağını, ayağa kalkabileceklerini, birbirine destek olarak, örgütlenerek hem geleceğe kalabileceklerini ham de bu kadar yıkıma neden olan insan hayatını hiçe sayan sadece daha fazla kâr elde etmeye odaklı kapitalist sistemin yerine daha adil toplumcu bir sistem kurabileceklerini göstererek iyileşebileceklerini gösterdi. Şu anda da deprem sonrasında Hatay’da kurulan Defne Halk Temsilcileri Meclisi tam da bunu yapmaya çalışıyor. Bölgedeki bu yıkımı ranta çevirmek için kültürü ve tarihi tarikatlar ve holdingler aracılığı ile silinmeye çalışan sermaye sistemine karşı mücadele ederken, kurdukları Kültür Merkezi ile de akıl sağlığımızı korumada önemli bir yer tutuyor.

Makalenizin sonuç bölümünde, uzamış yas risk faktörlerinin erken teşhisi ve azaltılması, kişi merkezli yas desteği, ulusal standartlar ve politikaların oluşturulması gibi önemli önerilerde bulunuyorsunuz. Bu önerilerin hayata geçirilmesi için nasıl bir toplumsal ve politik mücadele gerekiyor? Mevcut sistemin, afet sonrası insani ihtiyaçları ve psikososyal destek gereksinimlerini karşılamadaki yetersizliği göz önüne alındığında, bu alanda gerçek bir dönüşüm için nasıl bir yol haritası çizilebilir?

Bilim insanı olarak biliyorum ki bilimsel araştırmalar, toplumsal sorunların nedenlerini anlamamıza ve çözüm yolları geliştirmemize büyük katkı sağlar. Ancak yalnızca bilimsel bilgiyle, bu sorunları kökten çözmek mümkün değildir. Çünkü ruhsal sorunların, toplumsal eşitsizliklerin ve krizlerin ardında yatan temel etkenler ekonomik ve politik yapılardır. Eğer bu yapılar değişmeden kalırsa, bilimsel çözümler sadece semptomları geçici olarak hafifletir ama kök nedeni ortadan kaldıramaz. Bilimin rehberliğinde ilerlemek önemlidir, fakat asıl dönüşüm için sömürü düzenini değiştirecek politik irade ve toplumsal mücadele şarttır.

Dolayısıyla açık ve net bir şekilde ifade etmek gerek: Eşit ve parasız yas destek sistemi derhal kurulmalıdır! Pandemi dönemi de sağlığın neden ücretsiz ve devlet eliyle karşılanması gereken bir hak olduğunu çok net göstermişti. Deprem de aynı biçimde gösteriyor. Bu nedenle daha fazla vakit kaybetmeden sağlık sistemi bir an önce devletleştirilmeli, toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri yaygınlaştırılmalı ve barınma hakkı koşulsuz olarak devlet güvencesine alınmalıdır. Her felakette yeniden ortaya çıkan ruhsal sorunların ardında sömürü düzeni yatmaktadır. Patron ve tarikat düzeni yıkılmadıkça da bu döngü her felakette yeniden üretilecektir.


*İlgili Çalışma: Dönmez ÇF et al. Exploring the bereavement experiences and prevalence of prolonged grief disorder among 2023 Turkish earthquake survivors with advanced chronic disease: a mixed methods study. BMJ Open 2025;15:e088551.
https://bmjopen.bmj.com/content/15/3/e088551 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.